Cephelerde bile bu kadar çekmediler... Atatürk ve Enver Paşa'nın sancılı evlilikleri, aile sınavları
Mustafa Kemal Atatürk ve Enver Paşa’nın Osmanlı’nın çöküş, Cumhuriyetin kuruluş yıllarına denk düşen hayat serüvenleri askeri ve siyasi bakımdan çok yazıldı çizildi. Özel yaşamları ve aile hayatları ise cephelerde verdikleri mücadelelerden daha sancılı oldu.
1
30
Tarihe geçmiş aktörlerin en ortak noktası insan olmalarıdır.
Aldıkları kararlar, verdikleri savaşlar, yaptıkları devrimler veya siyasi fikirleri ile anılırlar.
Atatürk de Enver Paşa da Sultan Abdülhamit de her şeyden önce birer insandı.
Hususiyetleriyle, karekterleriyle, yaptıklarıyla yapamadıklarıyla.
2
30
Bu dosyamızda tarihten iki büyük karakteri ele alacağız:
Enver Paşa ve Atatürk, fikren, siyaseten ve askeri yönden sayısız kez karşılaştırıldı.
İnsani yönleri de zaman zaman gündeme getirildi.
Biz başlarından geçen evliliklerini karşılaştırmayı deneyeceğiz.
3
30
DEVLERİN AŞKI: NACİYE SULTAN VE ENVER PAŞA
Tarihte hiçbir siyasi aşk Enver Paşa ve Naciye Sultan’ın muhabbeti ile kıyas götürmez dersek abartı olmaz.
Enver Paşa, Naciye Sultan’ın hayatına girmeönce ikisi için hayat farklı bir nehirden akmaktaydı.
Naciye Sultan, amcasının oğluna nişanlanmıştı ki bu karar Naciye Sultan için ölüm değilse bile ona yakın bir karardı.
4
30
Kardeşi gibi gördüğü kuzeni Abdürrahim Efendi ile nikâhını engelleyebilecek bir kudret yok gibiydi.
Naciye Sultan için elemli günlerin yaşandığı sırada Enver Paşa, Bulgaristan dağlarında önce isyancıları kovalarken kısa süre sonra Selanik’ten gönderdiği telgraflarla meşrutiyeti ilan ettirecekti.
5
30
Artık bir hürriyet kahramanıydı Enver Paşa.
Lakin hem genç hem de rütbesizdi.
Meşrutiyetin kahramanı olmak yetmiyordu, saraya intisap etmek gerekiyordu.
Bunun en kestirme yolu ise izdivaçtı.
6
30
Enver Paşa, önce Sultan Abdülhamit’in kızlarından Şadiye Sultan’a evlilik teklif etti, reddedildi.
Ardından diğer kızı Refia’ya evlenme teklif etti, bu kez de reddedildi.
7
30
Bu vaziyet Enver Paşa’nın izzet-i nefsini incitmişti. Trablusgarp’ta çölün kumlarında hem düşmana hem sıtmaya karşı çarpışmıştı.
Balkan Dağlarında, Edirne’de, Şarköy’de ordunun en önünde bulunmuştu.
Kendi ifadesi ile “Ölümü arıyordum, benden kaçıyordu…” Şimdi herkesten daha çok saraya damat olmaya namzetse de Sultan Abdülhamit kendisine menfi düşüncelere sahipti ve asla saraya yaklaştırmıyordu.
8
30
Tıpkı Mustafa Kemal gibi bir fukara çocuğu olan Enver Paşa’nın cesaret ve izzetinden başka sermayesi yoktu. Bu tutum onu incitmişse de ne vatana ne de Osmanoğlu ailesine karşı hasmane bir tutum içine girmemişti.
9
30
Enver Paşa, diğer İttihatçı subaylarının aksine çölde dahi namazlarını aksatmayan, ağzına içki sürmeyen ve son derece mütedeyyin bir Osmanlı subayıydı.
İçinde hasbi bir vatan heyecanı bulunuyordu.
10
30
Enver Paşa, bu defteri kapatmış ve kendisini memleket meselelerine vermişti; ama onun bu üzüntüsünden haberdar olan devletin ileri gelenleri Naciye Sultan’dan ve istemediği nişanından bahsettiler.
11
30
Naciye Sultan kendisini bu zoraki evlilikten kurtaracak beyaz atlı kahramanını bekliyordu ve böylesi izdivaç tam da Enver Paşa’ya göreydi.
Üstelik Sultan Abdülhamit artık tahtta değildi, yani şahsi bir hasımlık güdecek kimse yoktu.
Enver Paşa ile beraber birkaç talip daha vardı. Kimse Naciye Sultan’ı görmemişti; ama fotoğraflarını prensese gönderecek ve kararı Naciye Sultan verecekti.
12
30
Bu durum Enver Paşa’yı yine bikes kıldı; çünkü bugüne kadar kader ona bir iltimas geçmemişti. Hangi cepheye girdiyse kaderini kendi çabasına göre belirlemişti. Oysa bu kez karar başkasının elindeydi ki Enver Paşa bu durumdan mustaripti.
Üstelik rakipleri prensler, üst düzey bürokratlar ve zengin ailelerin mahdumlarıydı.
Hiç şansı yok yok gibiydi.
Bilmediği şey ise Naciye Sultan da en az onun, yani Enver Paşa, kadar çılgın bir karaktere sahip olmasıydı. Zengin ve soylu taliplerinin aksine cebinde revolvesiyle cepheden cepheye koşan Enver Bey’i seçecekti.
13
30
Naciye Sultan tercih anını şu sözlerle aktaracaktı;
“Günün birinde Enver Bey’in, beni Sultan Reşad’dan istemesi üzerine, annem odama geldi ve bana dedi ki: kızım, artık sen büyüdün. Seni Abdürrahim Efendi’den başka birkaç kişi daha istiyor. Bunların arasında hürriyet kahramanı Enver Bey de var. İşte hepsinin isimleri ve resimleri. Bak, düşün ve karar ver!”
14
30
Haber Enver Paşa’ya iletildiğinde adeta ayakları yere basmıyordu. Hürriyet kahramanı Enver Paşa tüm samimiyeti ile o an ne suretini ne sesini ne kokusunu bilmediği Naciye Sultan’a o an âşık olacaktı.
15
30
Enver Paşa’nın içini kaplayan tek sıkıntı Naciye Sultan’ın eski nişanlısı Abdürrahim Efendi’ye karşı hala hislerinin olmasıydı:
“Sıkılmadan söyleyiniz. Birbirimize nikâhlandıktan sonra, sizi evvelce sevdiğiniz birinin istediğini ve onu küçüklüğünüzden beri tanıdığınızı söylediler. Öğrenmek istediğim şey bu zat kim ise cidden sevdiniz mi, onunla teehhülü isterken sizi bendenizi kabule icbar mı ettiler? Ve hala onu seviyor musunuz? İki sözle hissiyatınızı anlatın, bu kâfidir. Sizi seviyorum fakat emin olunuz o adamı seviyor da bendenize onu tercih ediyorsanız, her şeyi fedaya hazırım siz mesûd, bahtiyar olunuz da bu uğurda dediğim gibi ise de kıymetli olan sizi bile unutmaya razıyım. Bana hakikati yazınız…” (Enver Paşa'nın Özel Mektupları - Arı İnan)
16
30
Aldığı cevap sonrası adeta Enver Paşa’nın dalına yaprağına her söz yağmur olup akacaktı;
“Ruhum! Oh! Mektubunuzu her okudukça yağmur gibi yaş döküyorum. Sizin o güzel ruhunuzu sıktım, rica ederim, bu kusurumu af buyurunuz… Mektubumda da yazdığım gibi sizi fevkalade sevdiğimden öyle bir küstahlıkta bulunarak olmadık şeyler sordum...” (age.)
17
30
Nikâhta bile göremediler birbirlerini
Enver Paşa nikâhında dahi cephedir. Yerine vekaleten nikah kıyılır.
Her mektupta sevdaları katlanarak büyür. Enver Paşa, Naciye Sultan’ın hakkında İstanbul’da anlatılan sayısız efsaneden hareketle kötü bilmemesi için dizelerinde adeta kıvranır;
“Kim bilir şimdiye kadar bendenizi nasıl tasavvur ediyorsunuz. Herhalde her şeyi göze alarak, koca bir hükümeti devirmek için isyan eden bir asker nazarınızda kim bilir size karşı da dürüst, hatır kıracak tarzda bulunacak birisi. Fakat ruhum, yek nazarda bendenize karşı burada tesadüf ettiklerimin dedikleri gibi siz de derhal ne kadar mûti, sizi ne kadar sevecek, her arzunuzu yerine getirmeyi bir vazife-i mukaddese bilen birisi olduğumu tasdik buyuracaksınız... Ne olur bir dakikacık görmüş konuşmuş olsaydık. O vakit hiç bu uzun sözlere lüzum kalmayacaktı...”
18
30
Naciye Sultan ise Enver’in hiç görmediği birisine bu denli büyük aşkla bağlanmasına şaşırır. Devrimin en kudretli adamın yüzünü bile görmediği birisine bu denli bağlanmasına inanmakta zorlanır. Bu duygularını Enver Bey’e açtığında Paşa şu sözlerle ikna etmeye çalışır;
Sultanım, ruhum size yalan söylemedim. Evet, sizi seviyorum. Bunu yazığım sizi aldatmak için değil, belki hakikati bildirmek içindir. İnşallah Cenâb-ı Hakk kısmet eder de bir arada bulunmaya ömrüm vefâ ederse, o zaman sözlerimin yalan olmadığını tasdik buyurursunuz ruhum... Ruhum, tekrar ediyorum. şimdi siz benim için dünyada en mukaddes bir vücutsunuz. Bunu böylece arz ederim. Vallahi korka korka yazıyorum. Acaba yine inanmayacak sözlerime gücenecek misiniz diye.
19
30
Naciye Sultan, Enver Paşa gibi birisinin bu denli içli ve hasbi olması karşısında günden güne kendisine bağlanır. Bu aşk öylesine ileri boyutlara varır ki Naciye Sultan Enver Bey’in sevgisinin azalmasından endişe duyması hasebiyle uzun süre fotoğraf göndermeye cesaret edemez.
Üç yıldır karısının fotoğrafını göremeyen Enver Paşa yaşadığı ezayı şu sözlerle haykıracaktı artık;
“Bana karanlıkta bir nur gösterdiler, işte bu senindir dediler. Ona hayran hayran bakarak, fakat onun ne olduğunu görmeyerek senelerce bekledim. Her elimi uzattıkça yok bekle diyorlar. Vakti varmış. Ben ilerledikçe o nur aynı uzaklıkta geri gidiyor. Ben bu karanlıkta gözümü kamaştıran o nura baka baka yürürken, bir uçuruma yuvarlanıp gidersem, dünya yüzünden kalkarsam zannımca hala beni o nurun membaını görmekten menedecekler. Belki de o nurun membaı olan sizi görmeyerek böyle ortadan kalktığımdan dolayı sevinenler olacaktır. Daha açık söyleyeyim ruhum!
20
30
Oysa fotoğraf ile beraber ikili arasındaki aşk daha da büyür;
“Ruhum şimdi ne yalan söyleyeyim resminizi almakla daha ziyade fenalaştım. Evvelce tahayyülatım bir esasa istinad etmediği için sizi özlüyor, fakat şimdiki kadar büyük bir şiddet-i iştiyak duymuyordum. Fakat resminizi aldığımdan beri her fırsatta bazen odamda başkası varken bile masamın gözünü açıp bakmaktan kendimi alamıyor, sizi gördükçe türlü türlü hisler altında eziliyorum.”
İkili birbirini gördükten sonra da aşkları büyüyerek devam edecekti. Enver Paşa Türkistan’da hayatını kaybettiği son ana kadar “Ruhum!” dediği Naciye Sultan ve memleketinden başka bir şey düşünmüyordu. Naciye Sultan, merhum şehit kocasının ölümünden sonra Enver Paşa’nın çok zor olan isteği gereğince Enver Paşa’nın kardeşiyle evlenmişti.
21
30
ATATÜRK’ÜN EVLİLİKLE İMTİHANI
Atatürk, Enver Paşa’ya nazaran farklı bir kişiliği sahipti.
Bir insana bağlanma konusunda daha sıkıntılı bir yapısı vardı.
22
30
Hayatta en bağlı olduğu kişi annesi Zübeyde Hanım’dı ki onun oğlundan tek bir arzusu vardı: Ölmeden önce mürüvvetini görmek…
Atatürk, annesinin baskıları karşısında geri adım atacak ve evlenmeyi kabul edecekti.
23
30
Aslında Çankaya’da daha önce Fikrîye Hanım vardı ki Ankara’nın ilk günlerinden itibaren Paşa’nın hem gönlünü hem aklını kazanmayı başarmıştı.
Lakin hastalık bu ikiliyi ayırmıştı.
24
30
İzmir günlerinde Latife Hanım, Atatürk’ün alakasını cezbetmişti.
Latife Hanım hem önemli bir aileye mensuptu hem de Paşanın bir kadında olmasını arzu ettiği hasletlere sahipti. Yaver Salih Bozok Zübeyde Hanım’ın heyecanını ve aralarında geçen konuşmayı şu sözlerle aktarır;
25
30
“Vardır bir Lütfiye İzmir’de. Benim oğlum beğenmiş o kızcağızı… Alıp kendine karı yapacak… Gidip bakayım nasıl bir kızdır, oğluma yakışır mı yakışmaz mı?” (Latife ve Fikrîye: İki Aşk Arasında Atatürk – İsmet Bozdoğan)
26
30
Oğlunu evliliğe zar zor ikna eden Zübeyde Hanım’ın içine bir kurt düşer. Yine Bozok’un şahitliğinde şu sözleri sarf ettiğini öğreniriz;
Bak evlatçığım… On gün var otururuz bu kızcağızın evinde. Fakat tutmamıştır gözüm bu işi efendim. Bu kızcağız da bilmez benim oğlumu sevmediğini. Sever Mustafa Kemal Paşa’yı, sever Gazi Kemal Paşa’yı. O sevmez Mustafa Kemal Efendi’yi.” (age.)
27
30
Nihayet izdivaç gerçekleşir.
Atatürk’ün yuvasını sarsan ilk gelişme Fikrîye Hanım’ın intihardır. Bu konuda açık bir şekilde dile getirmese de Latife Hanım’ı suçlu görecekti.
Esasen Latife Hanım Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü toparlamaya çalışır. Sabah erken uyandırmaya ve içki masasından uzak tutmaya çalışır. Lakin müdahaleler aleni ve devlet erkânı karşısında Paşayı gücendirecek boyutlara ulaşınca Atatürk bu evliliği kesip atar.
28
30
Daha önce evliliğin bitmesini defalarca engelleyen Başvekil İsmet Paşa’ya şu telgrafı çekerek işi nihayetlendirir;
“Aziz İsmet,
Latife Hanım benden önce Ankara’ya geliyor. Birlikte geziyi sürdürmeyi uygun görmedik. Çünkü iki yıllık deneme, birlikte yaşama olanağı bulunmadığına bizi inandırdı. Kararımı kendisine söyledim. Çok kederli ve üzüntülüdür. Yüce kişiliğinizin ve belki de Fevzi Paşa hazretlerinin anlaşmamız için aracı olmasını rica edecektir. Kararım kesindir. Sadece kendisinin olsun, ailesinin olsun onur ve haysiyetini örselemek istemiyorum.”
29
30
Evet, Atatürk bunalmış ve en çok haysiyetinin örselendiğini düşünüyordu. Bu evliliğin bitmesi Gazi Paşa’da hiç de iyi tesirler yaratmayacaktı. Hayat düzeni bozulacak ve içki-sigara hayatının merkezine yerleşecekti. Latife Hanım’dan gizli gizli sigara içen Atatürk her türlü illet karşısında savunmasız kalacaktı.
Ne Paşa ne de Latife Hanım hayatlarının geri kalan kısmında bir daha evlenmeyecekti.
Atatürk, Enver Paşa’nın aksine daha mahzun bir aile hayatına sahipti.
Annesi ve bacısından başka kimsesi yoktu.
Yetim büyümüştü.
30
30
Ne kadar denemişse de önünde bir aile örnekliği yoktu. Bu sebeple aile cephesinde Enver Paşa’nın aksine daha büyük acılar çekmişti.
Ömrünün sonuna kadar aileye dair her kırıntıya dört kolla sarılmıştı Atatürk, öyle ki yıllar sonra bulduğu sütkardeşi Saime’ye dahi sahip çıkarak onunla ölene kadar görüşmeyi bırakmamıştı.
Ölümüne yakın da başucunda kız kardeşi Makbule’den başkası olmadığı gibi Gazi Paşa’ya ölümünde huzur veren yegâne kişiydi.
Velhasıl, hem Enver Paşa hem de Atatürk için aile ve bilhassa evlilikleri hayatlarındaki en zor cepheydi.