Cemal Alparslan Ertuğ ile çarpıcı röportaj

Ajans Dergi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Baran, Cemal Alparslan Ertuğ'la çarpıcı bir röportaj gerçekleştirdi

Cemal Alparslan Ertuğ ile çarpıcı röportaj

Türkiye, bir süre önce elini akrep deliğine soktu. İmparatorluğun en önemli mirasçısı,

mazlum milletlerin hamisi Büyük Türkiye’nin attığı bazı adımlar, uluslararası güçleri

endişelendirdi. Mayıs 2013’ten, Gezi eylemlerinden bu yana birbiri ardına yaşanan

olayları başka şekilde izah etmek mümkün değil. Zira küresel düşmanlar yetmiyor,

onların Türkiye ve yakın coğrafyadaki taşeronları da ülkeye acımasızca saldırıyor.

Son bir buçuk yılda Diyarbakır’da, İstanbul’da ve Ankara’da patlayan bombalar,

böylesi bir çabanın ürünü. Peki Türkiye kimlerle mücadele ediyor? Yaşanan terör

olaylarında ifade edildiği gibi zaaflar var mı? Vekalet savaşlarının neticesi ne olacak?

Konuyu eski bir istihbaratçı olan uzman bir isimle, Alparslan Ertuğ’la konuştuk...

Söyleşi: İbrahim Baran

Alparslan Ertuğ: “3. Dünya Savaşı İddiaları Oldukça Fantastik...”

Sınır komşumuzda büyük bir yangın var. Ve başta Rusya olmak üzere

uluslararası güçler bölgede egemenlik yarışına girdi. Türkiye de yaşananlardan

etkileniyor. Böyle bir süreçte Ankara saldırısını nasıl okumalıyız? Birileri

Türkiye’ye mesaj mı veriyor?

Öncelikle Ankara’daki patlama bir köşeye sıkışmışlığın işaretidir. Yani bu

hendeklerle terör örgütü ciddi kayıplar veriyor. Şehitlerimiz de var ama meskûn

muhal muharebesi olarak sivil halka zarar vermeden operasyonlar yapmak zor bir iş.

Maalesef bundan sonra da şehitlerimiz olacak. Ama bu işin özünde terör örgütü savaşı

kaybediyor. Örgüt zaten halkla olan bağını da kopardı. En büyük kaybı da budur.

Halk, silahlı güçlere ateş açan militanları desteklemiyor ve korumuyor. Dolayısıyla o

sıkışmışlığın ve o yenilmişliğin üstüne bir de Suriye’de PYD’ye dönük

operasyonların başlaması, Batı’daki şehirlere yönelik savaşı başlatmanın çabasını

getirecekti. 28 şehidimizin olması üzücü ama bu örgütün zayıfladığı anlamını taşıyor.

Yani bombalı eylem bir zaaftır. Bu bomba birkaç parçadan desteklenmiş son derece

zayıf yöntemlerle yapılmış bir düzenek. Dolayısıyla buradan terör örgütünün şehir

merkezlerinde çok büyük eylemler yapamayacağını söyleyebiliriz. Şayet terör örgütü

tarafından bir mesaj verilmişse, hükümete ve silahlı güçlere verilmiştir.

Bombalı eylemler PKK’nın zayıfladığına mı işaret ediyor?

Evet, ama bundan sonra da Güneydoğu’da belirli şehir ve ilçelerde hendek kazmalar,

çatışmalar, şehitlerimiz olacak. Sivil halktan kayıplar devam edecek. Bakın, terör

sabahtan akşama bitecek bir konu değil. Ama siyasi otorite bu konuda kararlı

olduğunu gösterdi. Bir de halkın neredeyse tamamının terörü artık desteklememesi,

bu savaşı kaybedenin kim olduğunu ortaya koyuyor.

Günümüzde savaşlar ülkeler arasında değil, taşeron örgütler üzerinden

yürütülüyor. Buna vekalet savaşları diyoruz. Türkiye şu an PKK, PYD, DAEŞ,

DHKP-C, MLKP ve TAK diye pek çok taşeron örgütle mücadele ediyor. Bu

taşeronları kim kullanıyor? Rusya mı?

Elimizde bu iddiayı kuvvetlendirecek bir veri yok. Rusya’nın böyle bir şey yapacağını

zannetmiyorum.

Neden?

Rus uçağının düşürülmesi anına kadar onlarla bir sıkıntımız yoktu. Hatta o zamana

kadar Rusya’nın Suriye ve diğer yerlerde Kürt gruplarını destekler nitelikte bir kanıt

bulunmuyordu. Uçağın düşürülmesinden sonra canlı yakalanan pilotun öldürülmesi ve

bunu yapan kişinin televizyonlarda konuşması bana göre karşı tarafın gururunu son

derece incitmiştir. Açık ve net söylemek gerekir ki; canlı yakalanan bir savaş esirini

öldürmek bir savaş suçudur. Yani bu çatışmalarda bu işi yapan şahıs ölmezse savaş

suçları mahkemelerinde hesap vermek zorunda kalabilir. Geçenlerde birkaç PKK’lı

silahlı güçlere teslim olmuştu, bizim askerler onların kafalarına sıkmadı, onları

adalete teslim etti. Yani üniformalı ile üniformasız arasındaki farkı görmek lazım.

Uçağın düşürülmesi çok da anlam vermediğim bir konu ama yakalanan pilotları Türk

güçlerine teslim etmeleri lazımdı.

MÜTHİŞ BİR PROPAGANDA VAR

Ama Rusya’nın özellikle üzerinde durduğu ya da kamuoyuna yansıyan konu

uçağın düşürülmesiydi.

Ben böyle yorumluyorum. Geçen günlerde Kırgızistan’da bir Rus generaliyle

konuştum. Dedi ki: “Biri bu deliliğe son versin, biz Türkiye’ye düşman değiliz.

Türkiye ile Rusya düşman değil, bir şekilde birileri bu konuyu çözmeli!” Rus general

açık ve net şekilde böyle konuştu. Dolayısıyla hem Rus halkı hem de Türk halkı

arasında da böyle bir düşmanlık yok. Ama sadece bu uçak düşürme olayında birçok

Türki cumhuriyetler Rusya’yı haklı buluyor.

Uçak düşürme olayından önce Kırgızistan Başbakanı Almazbek Atambayev,

kameraların önünde Sayın Cumhurbaşkanı’na hitaben “Tayyip abiyi sıkıştırdık,

dedik para ver” şeklinde samimi bir ifade kullanmıştı. Ne oldu da Rusya ile

Türkiye arasındaki mücadelede Rusya’nın yanında yer alıyorlar? Bu tavırları

samimi buluyor musunuz?

Müthiş bir propaganda var. Birincisi uçağın saniyelerce sınırı ihlal etmesi onlar için

anlamlı bir konu değil, ikincisi Orta Asya’da DAEŞ’in çocukları kandırıp Suriye’de

savaştırması ve Rusya’nın oraya müdahalesini haklı buldukları için televizyonlarda

büyük bir propaganda yapıyorlar. Orta Asya ve Uygur bölgesinden DAEŞ saflarına

katılan 800’den fazla genç var. Bu ülkelerin korkusu bu gençlerin tekrar buralara

gelmesi. Dolayısıyla bu propagandadan etkilenmiş olabilirler.

Boris Yeltsin’den sonra Putin Rusya’yı tıpkı SSCB döneminde olduğu gibi

“Büyük Rusya” yapmaya çalışıyor. Arkasına aldığı güçle kendisini Adolf Hitler

gibi görüyor bana göre. Yanılıyor muyum?

Öyle bakmamak lazım. Bunlar Putin’in düşünceleri değil aslında. Bunlar Alexander

Geleviç Dugin’in düşünceleri. Rusya ve Türkiye’de iki karizmatik lider var. Rusya’da

Dugin, Türkiye’de Ahmet Davutoğlu. Bu liderlerin dış politikalarda danışmanları var.

Ülkelerde imparatorluk kodlarla bu teorisyenler tarafından uygulanıyor.

Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik’i Ortadoğu’ya yönelik, diğer taraftan Rusya Orta

Asya ülkeleriyle bir gümrük anlaşması imzaladı. Hatta ortak para birimi kullanılması

hususu da var. Kazakistan cumhurbaşkanı “Altın” ismini önerdi. Bu birliğe yakında

Tacikistan’ı da alacaklar. Kırım’ı aldılar. Aslında bunu Batılı petrol şirketleri de

istedi. Dikkat ederseniz ambargo uygulamalarında petrol boruları döşemesine

herhangi bir ambargo uygulanmadı. Çünkü Karadeniz’den Ukrayna dışına gidecek

petrol ve doğalgaza İtalya, Fransa, Avusturya bunların hepsi ortak. Eğer bu boru

hatları Karadeniz tabanından geçseydi büyük bir maliyet söz konusu olacaktı.

Karadeniz’in derinliği yaklaşık 1800 metre. Boru hatlarının Kırım sahillerinden

Romanya’ya ulaştırılması daha az maliyetli. Bu yüzden Batılı devletler Rusya’nın

Kırım’ı ilhak etmesine ses çıkarmadılar. İşin diğer bir ilginç tarafı da Rusya’daki

Gazprom şirketinin %20’si Rusların. Dolayısıyla bu bölgede yaşananları petrol ve

doğal gaz bağlamında okumalıyız. Gelelim bu tarafa Türkiye Ortadoğu’da büyük

ittifaklar gerçekleştirdi. En büyük müttefiki de Müslüman Kardeşler’di. Ama Suudi

Arabistan ve Katar Müslüman Kardeşler’i sevmiyor. Müslüman Kardeşler iktidarını

Suriye’ye taşımak isterken Mısır’da darbe oldu. Bu darbenin arkasında ABD kadar

Suudi Arabistan da vardır. Dolayısıyla bu stratejinin bir bacağı çökmüşse Suriye’de

çökmüştür.

ABD SAVAŞI PYD ÜZERİNDEN YÖNETECEK

Türkiye, Suriye politikasından vaz mı geçmeli?

Hayır bunu söylemiyorum, rotasını değiştirmesi lazım diyorum. Bundan sonra

bölgede iki güç etkili olacak. Ama ABD karadan askerini bölgeye sokmak istemiyor.

Vekalet savaşı demiştiniz ya, ABD’nin vekili PYD’dir. ABD savaşı PYD üzerinden

yönetecek. Diğer ılımlı İslami grupların kıymeti harbiyesi olmadığı gibi, eğit donat

sistemi de başarısızlıktır. Türkiye bölgedeki Türkmenleri çok ciddi kontrol edemiyor

ve ciddi bir şekilde savaşa sokamıyor. Bana öyle geliyor ki, artık ülkelerin stratejik

hamleleri ve davranışları değişmiştir ve herkes kendisine yeni rotalar belirlemelidir.

Rusya’nın gidişatını nasıl görüyorsunuz? Putin gemileri yakmakla kalmadı,

limanları da yakmaya çalışıyor.

Rusya’da çok büyük bir ekonomik kriz var. Ruble büyük bir ölçüde değer kaybetmiş

durumda. Hatta bu kriz bütün Orta Asya ülkelerini vurdu. Örnek verecek olursak 1,5

milyon Kırgız Rusya’da çalışıyor. Krizden önce aldıkları maaşı dolara çevirip

memleketlerine gönderiyorlardı. Yani dış kazanç olarak Kırgız ekonomisi bir açığı

kapatıyordu. Gelen bu paralarla inşaat sektörü alanında harcama yapılıyordu ama

krizden sonra Kırgızistan’da inşaat sektörü durdu. Zaten bu kriz başlamadan önce de

Rusya’nın problemleri vardı. Sovyetler Birliği’nin yaptığı hataları tekrar ettiler. Ham

petrolü satmak Sovyetler Birliği’ni çökertmeye yetti. Şimdi Rusya’ya bakıyoruz; ham

petrol, doğalgaz ve silah satımından başka bir ihracatı yok. Petrol fiyatlarını 70

doların aşağısına çekmeleri Rus ekonomisinin çökmesine neden olacaktır. Tüm bu

olanlara rağmen bir savaş varmış gibi davranmak, savaşmak değil de savaş taktiği

yapmak daha iyidir. Çünkü Rus ekonomisi bir savaşı kaldıramaz.

Peki herkesin dilinde bir 3. Dünya savaşı lafı var, buna bir ihtimal veriyor

musunuz?

Dünyanın en güçlü iki ordusu var. Biri Rus, diğeri de Türk Silahlı Kuvvetleri. Sadece

bunlar birbirine girse bile bölgede büyük bir savaş yaşanır. Türkiye son 14 yıldır

kendi savunma sanayisini geliştirdi ve büyük başarılara imza attı. Milgem projesi

tamamen millidir. Radarlara yakalanmayan gemiler yapmış bizim arkadaşlar. Türkiye

savunma sanayisinde çok ciddi yol almış durumda. Türkiye’nin 1 milyon asker gücü

ve Rusya’nın 2 milyonun üzerindeki asker gücüyle birbirine savaş açması büyük bir

savaşa neden olur. Şimdi birileri bekliyor ki Türkiye bir sabah tanklarla Suriye’ye

girsin, böyle bir şey olmaz. Türkiye 96 km Afrin- Carablus arasındaki koridoru

kapanmaya başladığında karadan ve havadan asker sokmadı. Sadece zeki bir hamleyle

tıpkı Kardak Krizi gibi fırtına obüsleriyle bölgeyi vurdu. O bölgeden bir hamle

gelemez ancak cevap olarak sınıra yakın bizim askeri topçu birliklerini vurmak

olacaktı ama bunu yapamadılar. Bu bize şunu da gösterdi: Türkiye, buradan bir kara

savaşı istemiyor ve eğer böyle bir çarpışmanın içerisine girecekse NATO ve ABD’nin

kendisini yalnız bırakacağını biliyor. Zaten NATO’ya baktığımızda TSK ve ABD

ordusu var. Hollanda, Belçika vesaire ülkelerin ordusu olsa ne olur, onlar mı gelip

bizi kurtaracak? Dolayısıyla ben 3. Dünya Savaşı olacak gibi iddiaları

önemsemiyorum.

MİT AĞIR BASKI ALTINDA

İsrail’le aramızda Mavi Marmara olayının ardından kriz yaşandı. Aradan geçen

6 yıla rağmen ilişkiler eskisi gibi olmasa da belirli bir düzleme oturmuş

durumda. Rusya’yla yaşanan krizin sonunda da böyle bir tabloyla karşılaşır

mıyız?

İsrail ile aramızdaki kriz çok sertti. Rusya ile öyle değil. İki ülke de bu soğuk

gerilimden çok zarar etti. Kısa bir süre içinde bunun halledilmesi lazım. Dediğimiz

gibi savaşların eksenleri artık kaymış durumda. Bölgesel anlamda savaşlar olacak.

Huntington’ın Medeniyetler Çatışması kitabında “Savaşlar Şii ve Sünni taraflara

kaydırıldı” deniyor. Yani altımızda enerji savaşları olacak. Irak’ın yapısına

baktığımızda Şii ağırlıklı ama yönetimi Sünni’ydi. Suriye’ye baktığımızda Sünni

ağırlıklı ama yönetim Şii’ydi. Hep planlanmış şeyler bunlar.

Ankara patlamasına dönecek olursak herkes istihbarat zaafından bahsediyor.

Böyle bir şey var mı?

İstihbarat zaafı cümlesini kuranlar bizim yeteneksiz cahil politikacıların lafıdır.

İstihbarat zaafı diyen politikacıların paçalarından cehalet akıyordur. MİT şu an ağır

baskılar altında. İlk defa bir bilgiyi basına duyurdu. Yani bu durum istihbarat zaafı

olmadığını kanıtlamak içindi. Ankara patlamasında neredeyse saatine kadar tespit

etmiş. Bundan sonrası tedbir meselesiydi ve emniyetle askeri makamlar açık

konuşmak gerekirse tedbir alamadılar. İstihbaratçılık nankör bir meslektir. Yirmi,

otuz olayı engellersiniz ama bir tane kaçırdınız mı beceriksizlikle, zaafla itham

ederler. İstihbarat ile diğer güçlerin birliktelikleri bir dönem nasıl uyumlu olduğunu

hepimiz biliyoruz. Bütün bu demoralizasyonlara rağmen, sahte uydurma mektuplarla

görevi başındayken içeri atılan birçok kişi hâlâ Güneydoğu’da çarpışıyor.

MİT Kanunu’na göre teşkilatın operasyon yapma yetkisi yok. Hâl böyleyken

MİT gerekli mercilerle bilgi paylaşmanın dışında ne yapabilirdi?

Bence operasyon yapanla operasyon bilgilerini veren kişilerin ayrı ayrı olması lazım.

İstihbarat almak dünyanın en zor işi, MİT’in bir de gidip operasyon yapması çok zor

bir durum. Şimdi diyorlar ki; “Bombalı eylemi yapacak aracı MİT gözden kaçırdı.”

MİT bu bilgiyi gerekli makamlara ulaştırmıştır ve gerisi diğer makamların işidir.

Zaten MİT’in operasyon yapma diye bir görevi yoktur.

2002’den 2013’e kadar Türkiye’de her şey normaldi. Şimdi yaşadığımız gibi

gerilimlerle karşı karşıya kalmamıştık. Gezi olaylarından bu yana, neredeyse her

gün yeni bir sürprizle karşılaşıyoruz. Türkiye nereye gidiyor?

Şu an Türkiye’nin siyasi liderliğiyle dünya petrol tekelliği yapan kişilerle ciddi bir

ayrım söz konusu. Yani rotalar tutmuyor. Bizim politikalarımız onların gemi

siyasetine, kolonyal siyasetine engel teşkil ediyor. Bunlar da Türkiye’deki bu siyasi

yapıyı engellemeye çalışıyorlar. 7 Haziran onlar için umut ışığı olmuştu fakat

beceremediler. Tabii bundan sonra da kötü şeyler muhakkak yaşanacak. Dileriz ki

ufak şeylerle bunların üstesinden gelelim.