Avrupa basınının kaybettiği darbe sınavı...
Avrupalı Türk Demokratlar Birliği UETD Yönetim Kurulu Üyesi Aydın Enes Seydanlıoğlu yazdı
Propaganda, kitlelerin hareket ve düşünce seyrini etkilemek gayesiyle önceden kurgulanan söylemler olarak bilinmektedir. Belirli bir topluluğu etkileme amacı taşıyan bu taraflı bilgi ve haberler, muhtevası itibariyle belirli bir motivasyon içerir. Objektif bilgi sağlamak yerine, kitleleri etkileyecek söylemler geliştirir.
Verilen mesajın doğruluğu veya kaynağının doğruluğu, taraflı yayınlanmasını engellemez ve sunulan mesaj hâlihazırda paylaşılan olayın tümünü dengeli bir şekilde sunmayabilir. Gerçekleşen olayları bağlamından tamamen koparıp başka bir yöne çekmek ve insan topluluklarının farklı bir mecraya odaklanmalarına imkân sağlar. Bu yönüyle var olan olayların kamuoyunda tartışılması gereken ana unsurlarını gündemden düşürüp, kamuoyunun dikkatinin istenilen farklı bir yöne çekilmesi hedeflenir ve böylelikle belirli bir kanının yayılması sağlanır.
Fransız ihtilali sonrasında ABD ve Avrupa havzasında propaganda bir araç olarak kullanılmış, milliyetçilik fikri yayılmaya çalışılmıştır. Bu propaganda Osmanlı idaresi sınırları içeresindeki bölgelerde yoğun bir şekilde işlenmiş olup, bağımsızlık hareketlerine ve ayaklanmalara zemin hazırlamıştır. Bu dönemin ardından 20. yüzyıla girildiğinde ise Dünya savaşlarında propagandanın büyük oranda etkili olduğu görülmektedir. İkinci dünya savaşı sonrasında özellikle de küreselleşme araçlarının son dönemde etkin kullanılmasıyla propaganda uluslararası münasebetlerde de önemli bir parametre olmuş durumdadır. Amerika Birleşik Devletleri bünyesinde Birleşik Devletler Enformasyon Dairesi (United States Information Agency) isimli kurumun propaganda faaliyetlerinin yürütülmesi ve kontrolü konusunda çalışmalarını yürüttüğü bilinmektedir.
Batıda demokrasi anlayışının hâkim olduğu ulus devletlerde de günümüzde etkili bir biçimde propaganda yöntemlerine başvurulmaya başlanmış, diplomatik bir araç olarak kullanılır hale gelmiştir. Son yıllarda Avrupa Basının Türkiye karşıtı propagandası dikkatleri celbetmiş olup, Türkiye ile ilgili kullanılan dil neredeyse her kesim tarafından tanınır hale gelmiştir. Avrupa Kamuoyunu etkileyebilmek, Türkiye ile ilgili oluşturulmak istenen resmin inandırıcı olması ve objektif gözükmek için farklı yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemlerle Avrupa kamuoyu nezdinde istenilen hedefe ulaşılmış olsa da, mevcut hâkim söylemler Türk diasporasında pek karşılık bulamamaktadır. Örneğin Alman Medyasının yalnızca amacına uygunluk arz eden şahıslarla yapmış olduğu sokak röportajları, yazılı ve sözlü basında hiç bir entelektüel altyapıya sahip olmayan salt Türkiye aleyhtarı yayınların yer alması, Türk insanı ve Türk hükumeti için kullanılan kalıplaşmış imajlar, çetrefilli sosyo-politik meseleleri popüler genellemelere indirgemek ve sorunların temeline inmeden nedenlerini basitleştirmek bu Türkiye karşıtı propaganda bağlamında kullanılan başat yöntemler olarak tezahür etmektedir.
15 Temmuz darbe girişimi akşamı Alman basınında yer alan son dakika haberlerinde ilk dikkati çeken söylem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağının Almanya’ya doğru hareket ettiği ve Almanya’dan iltica talep edeceği oldu ve bu haber Cumhurbaşkanı Erdoğan televizyonlara bağlanıncaya kadar devam etti. Türkiye’de birçok sivilin hayatını kaybettiği gecenin ardından vatandaşların sokaklara çıkması ile darbenin püskürtüldüğü anlaşılınca sabah saatlerinde yayına giren haber bültenlerinde darbenin bir senaryo olup olmadığı konusu yoğun bir şekilde dillendirildi. Bu söylemin bir karşılığının olmayışı neticesinde de strateji, darbe gecesi ölen askerlerin kesilerek barbarca infaz edildiği yönünde aslı olmayan iddialara evrildi. Cuntanın mazlum pozisyonuna konulduğu bir ana akım yayın politikası, yıllardır dinlediğimiz muasır medeniyet masalının ve batı çifte standardının bir ispatı olarak karşımıza çıktı. Tamamen Erdoğan’a taarruz odaklı bir yayın politikası güden Avrupa ana akım medyası, küreselleşen dünya da inandırıcılığını kaybetmiş durumdadır. Sosyal medya ve hızlı iletişim araçlarının varlığı yaşanan olayları anlık gözlemleme şansı verdiği için, manüpulatif haberlerin kamuoyunda önemli ölçüde karşılığı bulunmamaktadır. Almanya’da Stern dergisinde yayınlanan bir makalede darbe akşamı yaşanan süreç anlatılırken bir cümle bilinçaltına nelerin yerleştirildiği ve cuntacı askerlerin batı kamuoyunda hangi zemine çekilmek istendiğini daha net ortaya koyuyor. Tanklar tarafından ezilen sivillerin, bombalanan kurumların, kameralar önünde kurşunlanan insanlardan bihaber gibi gözüken Avrupa basınında aşağıdaki ifadeleri okumak insanın tüylerini ürpertiyor.
“...asker sayısı oldukça azdı, askerler çok kötü organize edilmişti, aynı zamanda yeterince hızlı değillerdi ve belki de yeterince öldürücü değillerdi.”
Onca yağmaya ve kamuya verilen zarara rağmen entelektüel ve hümanist bir motivasyon ile yapılıyormuş gibi lanse edilen Gezi Parkı olayları Almanya’da dakika dakika ekranlara taşınırken, insanların askeri diktaya karşı tankların paletleri altında hayatlarını kaybetmesi Alman medyası için yeterince ilginç ve haber değeri olan bir durum değildi.
Darbe teşebbüsü gecesi öldürülen 250 sivil hakkında tek kelam etmeyen Avrupa Basını ve elitleri, bir anda askerler için endişelenmiş bir vaziyette ülkede cunta romantizmi havasını hâkim kıldılar. Erdoğan karşıtı olmayanın Avrupa kamuoyunda neredeyse tekfir edilir hale geldiği son günlerde medyanın bu aleni hasmane yayın politikası önemli rol oynamaktadır. Bu bağlamda Batıda medya sol, sağ, muhafazakâr ya da liberal demeksizin eğilimi ne olursa olsun Türkiye karşıtlığı durumunda aynı noktada birleştiğini bir kez daha göstermiş oldu. Temelsiz bir şekilde Türkiye’de Toplumun polarize olduğunu iddia eden elitler aslında bu söylem ile Avrupalı Türklerle Avrupalılar arasında derin ayrışmalara ve bu iki kesimin bir birinden uzaklaşmasına da yol açmaktadırlar. Bu kasıtlı propaganda metotlarının entegrasyon sürecini baltalaması ve orta vadede göçmenlerin iç politikada malzeme olarak kullanılması hedeflenen stratejilerden biri olarak gözlemlenebilmektedir. Bu siyasi strateji ve ilkel düşünce tarzı gelecek nesiller için kötü hatıralar olarak hafızalarda yer edinecek ve toplumda büyük yaraların oluşmasına sebep olacaktır. Buna engel olma gayreti göstermeyen nesillerin çocukları, bu çifte standardın utancını her zaman zihinlerinin bir köşesinde hatırlayacaklardır.
Aydın Enes Seydanlıoğlu
Avrupalı Türk Demokratlar Birliği UETD Yönetim kurulu üyesi