Ankara'daki zirvede Türkiye, ABD ve AB ilişkilerinde savunma eksenli yeni denge oluşuyor
Ankara'da düzenlenen NATO zirvesinde, ittifakın yeni güvenlik önceliklerinin yanı sıra Türkiye'nin Batı güvenlik mimarisindeki stratejik rolü değerlendirildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın müttefiklere yönelik savunma sanayiindeki engellerin kaldırılması çağrısı yaptığı zirvede, Washington ve Brüksel hattıyla ilişkilerde rasyonel ve pragmatik bir iş birliği zemini arandı.
Ankara'da 7-8 temmuz tarihlerinde düzenlenen NATO zirvesi, yalnızca ittifakın yeni güvenlik stratejilerinin ele alındığı bir platform olmanın ötesine geçerek Türkiye'nin ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerini yeniden şekillendirebilecek diplomatik bir zemin sundu. Karadeniz, Orta Doğu, Kafkasya ve Doğu Akdeniz gibi stratejik bölgelerin kesişim noktasında yer alan Ankara'nın bu zirveye ev sahipliği yapması, sembolik değerinin ötesinde jeostratejik bir anlam taşıdı. Rusya-Ukrayna savaşı ve bölgesel krizlerin gölgesinde yapılan görüşmeler, Türkiye'nin Batı güvenlik sistemindeki kritik rolünü bir kez daha ön plana çıkardı.

ABD-TÜRKİYE HATTINDA F-35 VE CAATSA MÜZAKERELERİ
Zirvenin en çok dikkat çeken boyutlarından biri, uzun süredir kilitlenmiş olan ABD-Türkiye savunma sanayii ilişkilerinin yeniden masaya yatırılması oldu. Türkiye'nin S-400 alımı sonrasında karşı karşıya kaldığı F-35 programından çıkarılma süreci ve CAATSA yaptırımları konusunda sınırlı da olsa bir yumuşama sinyali alındı. ABD Başkanı Donald Trump'ın yaptırımların kaldırılabileceği ve F-35 satışının yeniden değerlendirilebileceğine yönelik açıklamaları beklenti yaratsa da sürecin ABD Kongresi ve iç siyasi dinamikler gibi aşılması gereken diplomatik engeller barındırdığı kaydedildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise zirvedeki hitabında, savunma sanayii alanındaki dışlayıcı uygulamaların NATO'nun ortak güvenliğine zarar verdiğini vurgulayarak tüm müttefiklere engelleri kaldırma çağrısında bulundu.

AB GÜVENLİK MİMARİSİNDE TÜRKİYE'NİN STRATEJİK ÖNEMİ
Zirvede AB-Türkiye ilişkileri de güvenlik odaklı bir perspektifle ele alındı. Avrupa'nın Rusya-Ukrayna savaşı sonrası "ReArm Europe" yaklaşımı ve "SAFE" programı çerçevesinde kendi savunma mekanizmalarını güçlendirme çabası, güçlü bir askeri ve endüstriyel kapasiteye sahip olan Türkiye'nin konumunu doğrudan etkiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Avrupa güvenliğinin Türkiye olmadan düşünülmesi mümkün değildir" sözleriyle özetlediği Ankara'nın duruşu, AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile yapılan temaslarda da karşılık buldu. Avrupalı liderlerin güçlü bir Avrupa'nın güçlü bir NATO anlamına geldiği yönündeki değerlendirmeleri, Türkiye'nin Avrupa savunma projelerine entegre edilmesi beklentisini destekleyen bir zemin oluşturdu.

KRONİK SORUNLARDA SOMUT ADIM BEKLENTİSİ
Değişen küresel güvenlik ortamı, Washington ve Brüksel'i Ankara ile daha pragmatik ilişkiler kurmaya zorlasa da taraflar arasındaki kronik sorunlar varlığını korumaya devam ediyor. ABD kanadındaki yaptırım süreçleri ile AB kanadındaki Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve üyelik sürecindeki tıkanıklıklar, ilişkilerin kalıcı bir ortaklığa dönüşmesinin önündeki temel testler olarak değerlendiriliyor. Sonuç olarak Ankara zirvesi, sorunların tamamen çözüldüğü bir dönüm noktası olmasa da tarafların karşılıklı çıkar ve savunma sanayii iş birliği üzerinden yeni bir pazarlık ve uzlaşı sürecine girdiğini gösterdi.
Ankara'da tarihi NATO Zirvesi sona erdi! Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan stratejik mesajlar

Yorumlar