PKK ‘nın ve legal görünümlü aparatlarının ‘’çözüm süreci’’’ni FETÖ işbirliğiyle manipüle etmesinin ardından ilan ettiği sözde öz yönetim beraberinde çukur ve barikat eylemlerini getirmişti.
PKK’nın çukur ve barikat kalkışmasında: Asker ve polis kuvvetlerinin Şırnak/ Merkez, Şırnak/Cizre,Şırnak/Silopi, Şırnak/İdil, Diyarbakır/Sur, Mardin/Nusaybin ‘de müşterek gerçekleştirdikleri Meskûn Mahal Operasyonlarının başlamasına kadar geçen sürede içler acısı olaylar yaşandı. Neredeyse şehit verilmeyen gün yoktu. Çözüm süreci bahane edilerek FETÖ mensubu bürokratların ve polisin görmezden geldiği barikat ve çukurlar polis kuvvetlerinin elindeki imkân ve kabiliyetlerle bertaraf edilemez hale gelmiş, sayılan il ve ilçelerin fiziki olarak yarısından fazlası PKK çapulcularının eline geçmişti. Şehirleri çevreleyen tepeler üzerinde PKK paçavraları sallanıyor, üç beş kendini bilmez eşkıya sözde asayiş birimi kurmuş yol kesip kimlik kontrolü yapıyordu. Bir de buna; müdahale emirlerine ‘’ güvenli olmadığı’’ bahanesiyle direnen polis içindeki amir ve memur görünümlü FETÖ mensubu teröristler eklenince durum içinden çıkılmaz bir hal almıştı. Polis içinde emir komuta zincirini işgal eden bu sızma ve süzme teröristler telsiz cambazlığından öte gitmeyen sözde kahramanlıklarının ardına saklanarak iş ve eylemlerinde PKK’nın işine gelecek davranışlar sergiliyordu.Operasyona direnen, elindeki kuvveti çatışma alanlarına sevk etmeyen, polis içinde fitne çıkaran bu adamcıkların gerçek yüzü 15 Temmuz gecesi ortaya çıktı.
Birkaç gönüllüyle daha az şehit vermek ve örgütün kapattığı alanları eldeki imkânlarla açmak isteyen polis içinde yerli ve milli guruplar da vardı. Asker ve FETÖ içindeki üniformalı teröristlerin yapılan operasyonları akamete uğratma faaliyetlerine, sosyal medya linçine ve en kötüsü olayların geldiği vahim durumu ‘’ilgililere’’ iletme kanallarının kesilmesine göğüs gererek; bayrak düşmeyecek diyen bu birkaç kişi: Nusaybin, Sur, Şırnak ve İlçelerinde elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Bir avuç adamla çukur ve barikat eylemlerinin üstesinden gelinemeyeceği belliydi. Amaçları meşaleyi teşlemek, Devlet kimsesiz kalmaz demekti. Bu adamlara birileri ‘’ deliler’’ dedi.
Meskûn Mahal Operasyonları başlayana kadar geçen sürede bölgede yaşananları yazabilecek yürek, anlatabilecek ses yok mu derken tam da bu ortamda Şırnak’a bir adam geldi. Ortamın güvensiz, caddelerin kapalı, örgütün her köşe başını tutmuş olduğunu kendisine anlatan görevlilere: olsun biz yine de gideriz diyecek kadar deli , sayısı binleri bulan çukur, barikat ve EYP tuzaklarını görüntülerken roket atar ve uzun namlulu atışı altında kalmasına rağmen işine devam edecek kadar da zırdeliydi. Orada canını hiçe sayanlarla yekvücut olup herkesin Mete Ağabeyi oldu. Bölgeye giderek Natıonal Geografik modeli gazeteciler gibi beş yıldızlı otellerin lobisinden yazıp çizip gitmedi, sıfır noktasına indi, mermi yedi. Ülkeye olan biteni tüm çıplaklığıyla anlattı.
Mete Yarar’ın bir sırrını ifşa edeceğim: Gündüz gözü bir Anaokulunun bahçesine koyulmuş patlayıcıyı etkisiz hale getirmek için yaklaşan görevlilere keskin nişancı silahıyla ateş edilmesi üzerine; PKK nın siyasi kanadının seçilmiş insanlarından birini telefonla arayarak:’’ Gel okul bahçesine beraber girelim, okulda çocuklar var ve binaya sıkışmış durumdalar, bu çok adice bir tuzak, seni görünce ateş etmezler bana kalkan ol, bombayı uzmanların yanına kadar taşıyacağım, okuldaki çocuklara bir şey olmasın’’ dedim. Cevap bile alamadan telefon yüzüme kapandı. Canınızı değil de korumak zorunda olduğunuz sabi sübyanı düşünmek zorunda kaldığınız anlardan biriydi. Zaman akmıyor, içerideki çocukların çığlık ve ağlamaları yürekleri delip geçiyordu. Delilerimden biri ’’ Ya Hu!’’ diyerek bombayı
alıp çıktı. İkircikli yüzleriyle bölge halkının sözde sömürgesine karşı mücadele ettiğini her ortamda tükürür gibi konuşanların okuluna bomba konmuş çocuklar için kılını kıpırdatmamış olmasını herkese duyurmak lazım gelirdi de serde memurluk var, el kol bağlıydı. Çocukları okuldan tahliye edip olay yerinden ayrılırken Mete Ağabeyi telefonla arayıp konuyu aktardım. Sustu. Gözlerinin buğulanmış olduğunu telefonu kapatırken sesinin titremesinden anladım. Sesi yüreğini ele vermişti. Beş on dakika sonra Türkiye’de herkes olayı duymuş, Mete YARAR hiçbir kaygı duymadan terörle mücadelenin en mühim silahlardan biri olan kalem silahının mermisini düşmanın böğrüne saplamıştı. Allah ayağına taş değdirmesin.
Yazının başlığı ‘’Zırdeliler’’. Şu ana kadar bir zırdeliyi yazdım. İkinci zırdeliyi birincisi sayesinde; terörle mücadeleyi anlatacak bir dizi film için âcizane kısa soluklu bilgilendirme yapacağım toplantıda tanıdım. Mete Ağabey’le birlikte yazdıkları ‘’ Bu Delileri Bir Araya Getirmeyecektiniz’’ kitabında bize ‘’Deli’’ diyen Ceyhun BOZKURT’ la devam eden tarihlerdeki görüşmelerimizde gözlerindeki Vatan sevdasının kalemine yansımanın genç yaşta başına bir sürü iş açacağını aramızda çok da fazla yaş farkı olmamasına rağmen terörle mücadeleyi sahada yapanların septik ve kuşkucu yaklaşımlarının verdiği ihtiyatla anlattım. Terör bela demekti, terör kan demekti. Rahmetli üstat Uğur Mumcu’yla Ceyhun BOZKURT’UN gözümün önünden gitmeyen fiziki benzerliği de bu dostuma ‘’serin git’’ şeklindeki tavsiyelerimin beklide psikolojik alt yapısını oluşturuyordu. Yazacaklarıyla ilgili sahada olma ısrarı, kemiksiz bir şekilde gerçekleri söyleyen dili son yılların terörle mücadelesinin aydın ayağını oluşturan en önemli yapı taşlarından birisi olmasına vesile oldu.
Her iki üstattan da bizlere zamanında ‘’deli’’ demelerinin intikamını ‘’zırdeliler’’diyerek almış olmanın gönül ferahlığıyla minnettarız demek istiyorum. Nükte bir yana Osmanlıların delileri gibi şahadet aşkıyla ölüme koşan koç yiğitlerin arkalarında kalemleriyle, yürekleriyle duran bu zırdeliler; ne para ne kariyer ne de reyting uğruna doğru bildiklerinden şaşmadılar. Nefes aldıkları her gün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin düşmanlarının yüzüne bir şamar daha indiriyorlar. Ülkemizin Bayrağına, Toprağına, Birlik ve Beraberliğine göz dikenlerin kalem efendiliğini yapan satılmışların karşısına hiçbir güvencesi olmadan dikilebilen bu Milli ve Yerli Aydınlar terörle mücadelenin en önemli neferlerindendir. Onlar bizleri yazdı ben de onları, sürç-i lisan ettiysek affola; Mete Ağabey ve Ceyhun Dostum ben de size şahidim.