Yapay zeka yasaklanıyor mu? Avrupa düğmeye bastı! Peki ya Türkiye?

İsveç’in kamu çalışanlarına getirdiği ChatGPT ve Claude kısıtlaması, veri güvenliği ve dijital egemenlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Prof. Dr. Ali Murat Kırık SuperHaber'deki yazısında, kamu verilerinin yabancı yapay zekâ sistemlerine aktarılmasının büyük riskler barındırdığına dikkat çekerek Türkiye'nin yerli EVREN platformu gibi projelere ağırlık vermesi gerektiğini vurguluyor.

İsveç’in ChatGPT ve Claude kararını doğru buluyorum. Çünkü mesele yalnızca teknoloji kullanmak olmamalı; aslolan devletin verilerini, vatandaşın mahremiyetini ve Türkiye’nin dijital egemenliğini korumaktır.

Yapay zekâ hayatımızın her alanına giriyor. Birkaç saniyede rapor hazırlıyor, uzun belgeleri özetliyor, sorulara cevap veriyor ve bilgi analiz ediyor. Ancak ben bilişimci olarak meselenin yalnızca bu teknolojilerin ne kadar hızlı ve kullanışlı olduğuna bakılarak değerlendirilmesini doğru bulmuyorum. Asıl sormamız gereken soru şu: Bu sistemlere verdiğimiz bilgilerin kontrolü gerçekten kimde? Hele söz konusu devlet kurumlarıysa bu sorunun cevabı çok daha büyük önem taşıyor.

İsveç hükümetinin çalışanlarına iş bilgisayarlarında ChatGPT ve Claude kullanmamaları yönünde getirdiği kısıtlamayı bu nedenle doğru buluyorum. Kamu çalışanlarının elinde vatandaşların kişisel bilgileri, vergi kayıtları, kurum içi yazışmalar ve gizlilik taşıyan belgeler bulunuyor. Bu bilgilerin denetimi yeterince sağlanmayan yapay zekâ sistemlerine aktarılması ciddi güvenlik riskleri oluşturuyor. Bir çalışan yalnızca bir raporu özetletmek veya bir metni düzenletmek isterken kurumun gizli bilgilerini dışarıya aktardığının farkına bile varmayabilir.

Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor. Yapay zekâ sistemlerine girilen her bilginin otomatik olarak başka kişilerin erişimine açıldığını veya modelin eğitiminde kullanıldığını söyleyemeyiz. Ancak veri saklama koşulları, erişim yetkileri, sözleşmeler ve güvenlik politikaları hizmetten hizmete değişiyor. Devlet kurumlarının bu süreçlerin tamamını denetleyemediği bir ortamda risk almak zorunda olmadığını düşünüyorum. Çünkü kontrol dışına çıkan hassas bilginin sonuçlarını yalnızca o bilgiyi sisteme giren çalışan yaşamıyor; kurum, vatandaş ve gerektiğinde ülkenin tamamı etkileniyor.

Teknoloji şirketleri güçlenirken denetim geride kalıyor

Yapay zekâ şirketlerinin en büyük avantajı, çok büyük miktarda veriyi işleyerek insanlara hızlı sonuçlar sunmaları. Fakat bu şirketlerin büyüyen gücü beraberinde önemli bir sorunu da getiriyor: Bilginin işlenmesi, saklanması ve erişimi giderek az sayıda teknoloji şirketinin kontrolünde yoğunlaşıyor. Devletler, üniversiteler, medya kuruluşları ve şirketler bu sistemlere bağımlı hâle geldikçe kendi iş süreçlerini yönetirken bile dışarıdaki teknoloji sağlayıcılarına ihtiyaç duyuyor.

Bugün yapay zekâ hizmetleri kolaylık sağlıyor olabilir. Ancak yarın fiyatların artması, hizmet koşullarının değişmesi veya bazı özelliklerin sınırlandırılması durumunda ne olacak? Kritik süreçlerini tek bir şirketin altyapısına bağlayan kurumlar, kendi kararlarını uygulamakta zorlanabilir. Üstelik bu şirketlerin hangi ülkenin hukukuna tabi olduğu, verileri hangi altyapılarda işlediği ve hangi koşullarda bilgi paylaşmak zorunda kalabileceği de değerlendirilmesi gereken konular. Bir şirketin yabancı ülkede bulunması tek başına güvenlik ihlali anlamına gelmez; ancak uluslararası hukuk ve veri egemenliği açısından göz ardı edilemeyecek riskler yaratır.

Bir başka mesele de yapay zekânın her zaman doğru sonuç üretmemesi. Bu sistemler gerçekte var olmayan kaynaklar oluşturabiliyor, yanlış bilgileri kesin bir dille sunabiliyor ve mevcut önyargıları yeniden üretebiliyor. Kamu çalışanları bu sonuçları kontrol etmeden resmî raporlara, değerlendirmelere veya karar süreçlerine taşırsa teknolojik kolaylık kurumsal hataya dönüşebilir. İnsanların düşünme, sorgulama ve doğrulama sorumluluğunu makinelere devretmesi de ayrı bir tehlike. Yapay zekâ bir yardımcı olabilir; ancak devlet adına karar veren, sorumluluk üstlenen ve sonuçların hesabını veren taraf olamaz.

İsveç'in kararı doğru, ancak yeterli mi?

İsveç'in attığı adımı doğru bulmakla birlikte, uygulamanın tutarlılığının da sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. ChatGPT ve Claude'un belirli sürümlerine erişimi kısıtlayıp başka bir teknoloji şirketinin yapay zekâ hizmetini kullanmak, tek başına güvenliği sağlamaz. Burada mesele hangi markanın tercih edildiği değil, bütün sistemlerin hangi güvenlik koşullarında çalıştığıdır. Verilerin nerede işlendiği, nasıl korunduğu, kimlerin erişebildiği ve kurumun bu süreçleri denetleyip denetleyemediği açıkça ortaya konulmalıdır.

Aksi takdirde bir şirkete olan bağımlılık azaltılırken başka bir şirkete yeni bir bağımlılık oluşturulur. Bu nedenle kamu kurumları yalnızca yasaklama kararı almakla yetinmemeli; güvenli alternatifler geliştirmeli, çalışanlarına eğitim vermeli ve yapay zekâ kullanımını açık kurallara bağlamalıdır. Özellikle gizli belgeler, kişisel veriler ve kritik kamu bilgileri söz konusu olduğunda hangi verinin hangi sisteme aktarılabileceği kesin biçimde belirlenmelidir.

Türkiye açısından yerli teknoloji kritik rol oynayacak!

Türkiye açısından da bu gelişmeden çıkarılacak önemli dersler var. Bakanlıklar, belediyeler, üniversiteler, güvenlik birimleri ve diğer kamu kuruluşları için ortak bir yapay zekâ kullanım politikası oluşturulmalı. Kurumlar, çalışanların hangi araçları hangi amaçlarla kullanabileceğini belirlemeli; hassas bilgilerin denetimsiz sistemlere aktarılmasını engellemelidir. Güvenlik incelemesinden geçmiş kurumsal çözümler geliştirilmeli, kritik veriler üzerinde kontrol sağlayan altyapılara yatırım yapılmalıdır.

Yerli yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi de bu açıdan önemlidir. Türkiye'nin EVREN platformu bu çerçevede değerlendirilmesi gereken girişimlerden biridir. EVREN, Savunma Sanayii Başkanlığı bünyesinde geliştirilen uçtan uca yerli bir yapay zeka platformudur. EVREN hakkında daha fazla bilgiye evren.ssyz.org.tr adresinden ulaşılabiliyor. Önemli olan, teknolojiyi yalnızca satın alan ve kullanan bir ülke olmak değil; onu anlayan, geliştiren, denetleyen ve gerektiğinde kendi ihtiyaçlarına göre değiştirebilen bir kapasiteye sahip olmaktır.

Benim yaklaşımım açık: Yapay zekâdan yararlanmalıyız ancak kendi verilerimiz ve teknolojimiz üzerindeki kontrolü kaybetmemeliyiz. Türkiye, EVREN gibi yerli girişimleri geliştirerek kendi yapay zekâ kapasitesini güçlendirmeli, kritik kamu verilerini korumalı ve yabancı teknoloji şirketlerine bağımlılığını azaltmalıdır. Bununla birlikte yerli sistemlerin güvenliği ve başarısı da bağımsız denetimlerle ortaya konulmalıdır.

Teknolojik ilerleme, her yeni teknolojiyi sorgulamadan kullanmak anlamına gelmez. Verimlilik uğruna güvenliği, kolaylık uğruna mahremiyeti, teknolojik ilerleme uğruna dijital egemenliği gözden çıkaramayız. İsveç'in kararı bu nedenle önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Devletler, vatandaşlarının verilerini ve kritik bilgilerini korumak için gerektiğinde teknoloji kullanımına sınır koyabilmelidir. Gelecekte asıl avantaj, yalnızca yapay zekâyı kullanan ülkelerin değil; kendi teknolojisini geliştiren, verisini koruyan ve kullandığı sistemin kontrolünü elinde tutan ülkelerin olacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Teknoloji Haberleri