SuperHaber, Türkiye'nin farklı tarihsel dönemlerinde fikirleri, sanayileşme hamleleri veya muhalefetleriyle kitleleri arkasından sürükleyen ama aniden, esrarengiz şekillerde aramızdan koparılan simge isimlerin dosyalarını yeniden masaya yatırdı.
SUPERHABER MERCEK ALTINA ALDI: ADLİ SİSTEMİN HAFIZASI KARANLIK SAYFALARI AÇIYOR!
Tarihin en büyük adli dosya taramalarından biri devam ederken, Ankara kulislerinde gözler tek bir soruya kilitlendi: Adalet Bakanı Akın Gürlek liderliğindeki yeni adli mekanizma, Türkiye'nin kaderine yön veren o en kritik kırılma noktalarındaki şüpheli ölümleri de tamamen aydınlatabilecek mi?
SuperHaber zamana meydan okuyan 5 ismi, ölümlerindeki derin şüpheleri ve arkalarında bıraktıkları karanlık yönleri araştırdı.
ZAMANA DİRENEN 6 BÜYÜK DOSYA
Toplumun vicdanında hiçbir zaman kapanmayan, hukuki süreçleri yarım kalmış ya da üstü örtülmüş o tarihi olayların ardındaki sarsıcı gerçekler:
OSMANLI MÜNEVVERİ ALİ ŞÜKRÜ BEY (27 MART 1923) - PUSUYA DÜŞÜRÜLÜP İPLE BOĞULDU
TBMM'nin en güçlü, hitabeti en yüksek muhalif seslerinden olan Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey, kurucusu olduğu Tan gazetesiyle de dönemin en etkili medya güçlerinden biriydi. Eski bir Osmanlı bahriye subayı olarak derin bir entelektüel birikime sahip olan Ali Şükrü Bey, Misak-ı Milli taraftarı ve iktidara karşı meclisi tek bir çatı altında toplayabilecek, gelecekte çok partili hayata geçildiğinde muhalefetin doğal lideri ve Cumhurbaşkanı adayı gözüyle bakılan muazzam bir siyasi potansiyele sahipti. Ankara'da aniden ortadan kaybolan bu büyük gücün cansız bedeni, günler sonra Çankaya sırtlarında taze kazılmış bir mezarda bulundu. Yapılan incelemeler, onun iple boğularak hayattan koparıldığını belgeledi. Cinayeti işlediği belirlenen Muhafız Alayı Komutanı Topal Osman'ın adli makamlara teslim edilmeden, çıkan çatışmada doğrudan öldürülmesi, suikastın arkasındaki asıl azmettiricileri ve derin planı ebediyen karanlıkta bıraktı. Bu ölüm, 1. Meclis’in feshini ve muhalefetin tasfiyesini kaçınılmaz hale getiren ilk büyük adli kırılma oldu.
SABAHATTİN ALİ (2 NİSAN 1948) - DÖVÜLEREK ÖLDÜRÜLDÜ
Edebi dehasıyla toplumsal aksaklıkları kaleme alan ve sürekli istihbarat takibi altında yaşayan yazar, baskılardan kaçmak amacıyla Bulgaristan sınırını geçmeye çalışırken başına vurulan sert odun darbeleriyle feci şekilde öldürüldü. Yakalanan fail "milli duygularla yaptım" dese de, cinayetin işlendiği bölge, zamanlama ve zanlının geçmişi, olayın arkasında kurumsal bir istihbarat operasyonu olduğu şüphelerini hiç sildirmedi. Sabahattin Ali'nin tam olarak nerede ve kimlerin emriyle öldürüldüğü resmi olarak hiçbir zaman tam netliğe kavuşturulamadı.
NURİ KİLLİGİL (2 MART 1949) - FABRİKADA ŞÜPHELİ PATLAMA - KAFASI GÖVDESİNDEN AYRILDI
Kafkas İslam Ordusu Komutanı ve Türkiye'nin ilk yerli silah sanayisi öncüsü olan Nuri Paşa, Sütlüce'deki cephane fabrikasında meydana gelen ardışık ve devasa patlamalarda fabrikasıyla birlikte yok oldu. Türkiye'nin savunma sanayisinde tam bağımsızlık adımları attığı, ambargoları delerek Arap-İsrail Savaşı'nda Filistin direnişine ve çevre ülkelere silah ihraç ettiği bir dönemde yaşanan bu facia, resmi kayıtlara "kaza" olarak geçirilmeye çalışılsa da hiçbir zaman inandırıcı bulunmadı.
Patlamanın şiddetiyle Nuri Paşa'nın gövdesi feci şekilde parçalandı ve günler sonra Haliç'ten sadece vücuduna ait bazı parçalar toplanabildi. Morgda tam bir naaş olmadığı gerekçesiyle dönemin müftülüğü tarafından cenaze namazının kılınmasına izin verilmemesi, olayın dramatik ve karanlık boyutunu daha da derinleştirdi. Yangına müdahale etmek isteyen itfaiye erlerinin engellenmesi ve patlamanın hemen ardından fabrikanın tamamen devre dışı kalması, uluslararası bir sabotaj şüphesini hep canlı tuttu.
SAVCI DOĞAN ÖZ (24 MART 1978) - YAYLIM ATEŞİYLE ÖLDÜRÜLDÜ
Devlet içindeki yasa dışı derin yapılanmaları, kontrgerilla faaliyetlerini ve toplumsal kaos planlarını resmi olarak raporlaştıran Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz, sabah işine gitmek üzere aracına bindiği sırada uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Suikastın tetikçisi olarak yargılanan İbrahim Çiftçi, askeri mahkemelerce mahkum edilmesine rağmen askeri yargı mekanizmalarının direnciyle beraat ettirildi. Yargı tarihine kara bir leke olarak geçen bu beraat kararı, adalet sisteminin elini bağlarken, suikastın arkasındaki derin devlet mekanizmaları ve gerçek azmettirici odaklar hiçbir zaman çözülemedi.
ABDİ İPEKÇİ (1 ŞUBAT 1979) - DİREKSİYON BAŞINDA ÇAPRAZ ATEŞ
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, duayen gazeteci ve barışçıl bir aydın olan Abdi İpekçi, İstanbul Maçka'daki evinin yakınlarında, direksiyon başındayken uğradığı silahlı saldırı sonucu katledildi. Türkiye'deki kutuplaşmayı önlemeye çalışan ve derin bağları deşifre eden İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca, olaydan aylar sonra yakalandı. Ancak tetikçi Ağca, dönemin en sıkı korunan Maltepe Askeri Cezaevi'nden gizemli bir şekilde kaçırıldı. Ağca’nın kaçışı ve ardından Papa suikastına kadar uzanan uluslararası ağı, cinayetin arkasındaki asıl azmettirici odakların ve uluslararası istihbarat örgütlerinin üzerine gidilmesini kalıcı olarak engelledi.
NİHAT ERİM (19 TEMMUZ 1980) ÇAPRAZ ATEŞLE SUİKAST
12 Mart muhtırası döneminde "partiler üstü" hükümetin başbakanlığını yürüten Erim, İstanbul Dragos'taki evinin yakınlarında militanlar tarafından çapraz kurşuna tutularak sokak ortasında katledildi. Eski bir başbakanın koruma çemberine rağmen bu kadar rahat hedef alınabilmesi, eylemi gerçekleştiren yasa dışı örgütün arkasındaki lojistik ve istihbarat desteğine dair derin soru işaretleri oluşturdu. Bu cinayet, ülkeyi birkaç ay sonra gerçekleşecek olan 12 Eylül askeri idaresine sürükleyen toplumsal kaosun en kritik ve karanlık son halkası oldu.
ADALET BAKANLIĞI’NDAN TARİHİ HAMLE: FAİLİ MEÇHUL SUÇLARI ARAŞTIRMA DAİRESİ
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in talimatıyla kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı, Türkiye’deki adli hafızayı tamamen tazelemek için kolları sıvadı. Bugüne kadar titizlikle yürütülen modern veri analizleri, geriye dönük HTS kayıtları ve yeni nesil kriminal incelemeler sayesinde 36 ayrı dosyada, 41 maktulün yıllardır çözülemeyen sırrı aydınlatıldı ve failler adalet önüne çıkarıldı.
Bakan Gürlek'in "Hiçbir suç cezasız kalmayacak, hiçbir fail geçen zamana güvenerek adaletten kaçamayacaktır" açıklaması, geçmişin karanlık dehlizlerinde planlanan ve toplumun kaderini değiştiren bu büyük olayların da modern hukuk teknikleriyle yeniden çözülüp çözülemeyeceği sorusunu doğurdu.
AKIN GÜRLEK BU BÜYÜK SIRLARI DA AYDINLATACAK MI?
Ali Şükrü Bey'den Nihat Erim'e uzanan bu ölümlerin hiçbirinde hedef sadece şahıslar değildi. Her bir olay, Türkiye’nin yönünü, askeri yapısını, sanayisini veya meclis yapısını dizayn etmek için gerçekleştirilmiş yabancı mahfillerce tasarlanıp satılık kriptolara uygulatılan birer mühendislik projesiydi.
Adalet Bakanlığının kurduğu yeni Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı, modern kriminal incelemelerle geçmişteki 36 ayrı dosyada 41 maktulün sırrını aydınlattı. Bu gelişmelerin ardından yeni adli mekanizmanın Türkiye'nin tarihi kırılma noktalarındaki şüpheli ölümleri de aydınlatıp aydınlatamayacağı merak konusu oldu.