İran’ın başkenti Tahran’daki şehir güvenlik kameralarının yabancı istihbarat servisleri tarafından ele geçirilmesinin ardından yaşanan suikast zinciri, gözleri benzer bir altyapıya sahip olan Türkiye’ye çevirdi.
Bölgesel gerilimin tırmandığı bu günlerde, eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun görev süresinde ABD ile yaptığı sözleşme yeniden tartışmaların odağına yerleşti.
RUBİN'DEN AÇIK TEHDİT: ANKARA VE İSTANBUL SIRADA
ABD'li provokatör Michael Rubin, Tahran’daki olay sonrası yaptığı açıklamada, İsrail ve ABD’nin istihbarat ağlarının şehir kameraları üzerinden nasıl bir "ölüm listesi" oluşturabileceğini ima etti. Rubin’in tehditkar ifadeleri şöyle:
"Tahran'daki trafik kameralarının hacklenmesiyle tüm liderlerin nerede olduğu biliniyordu. Aynı durum İstanbul ve Ankara’da da geçerli. Eğer bir çatışma olursa, hareketleri kameralar tarafından takip edilen Türk siyasetçiler, drone fabrikası çalışanları ve askerî yetkililer ne kadar süre hayatta kalabilir? Bir dakika mı, beş dakika mı?"
SUPERHABER’İN UYARILARI GERÇEK Mİ OLUYOR?
SuperHaber’in geçmiş dönemde ortaya çıkardığı ve kamuoyunu uyardığı "İmamoğlu-ABD kamera anlaşması", bugün yaşanan küresel istihbarat savaşları ışığında yeniden değerlendiriliyor.
5 Milyon Dolarlık Hibe: Ekrem İmamoğlu’nun, dönemin ABD Ankara Büyükelçisi David Satterfield ile yaptığı anlaşma kapsamında alınan 5 milyon dolarlık hibenin bedelinin, şehir kameraları üzerindeki denetim yetkisinin paylaşılması olduğu iddia ediliyor.
Güvenlik Zafiyeti: Söz konusu sözleşmenin halihazırda yürürlükte olduğu belirtilirken, İstanbul’un cadde ve sokaklarını izleyen sistemlerin "arka kapı" yöntemiyle yabancı istihbarat birimlerinin erişimine açık olabileceği iddiası, ulusal güvenlik açısından dev bir zafiyet olarak görülüyor.
"CASUSLUK İDDİANAMESİNDE İMZASI VAR"
İmamoğlu’nun görevden uzaklaştırılmasına ve yargılandığı davalara konu olan belgelerde, "Gölge Kabine" tartışmaları ve "Ajan" olarak nitelendirilen isimlerle kurulan temaslar dikkat çekmişti. Tahran’da bir operasyonun "şehir kamerası görüntülerine" dayandırılarak yapılması, İstanbul ve Ankara’daki kritik noktaların da benzer bir "dijital harita" üzerinden hedef alınabileceği korkusunu tetikledi.
Uzmanlar, şehir güvenliğini emanet eden akıllı şehir sistemlerinin yerli ve millî yazılımlarla korunmasının hayati önem taşıdığını, aksi takdirde yabancı servislerin "anlık takip" kapasitesinin Türk yöneticiler ve stratejik personel için ciddi bir risk oluşturduğunu belirtiyor.
Kaynak: Haber Merkezi