Sorumluluk alma şuuru...

Garip günlere kaldık. Hiç kimse yapıp ettiğinin sorumluluğunu almıyor ama nimetleri varsa sonuna kadar istiyor…

Hollanda ile yapılan karşılaşmada Futbol milli takımı 6-1 yenildi.

Daha önce de pek çok “kolay” maçta yenildi.

Her seferinde teknik direktörün bu işi yapamadığı, takımı motive edemediği, kuramadığı yolunda taraftarların da, konunun uzmanlarının da hemfikir olduğu bir vaziyet ortaya çıktı.

Taraftarlar da, uzman kimseler de hezimetle sonuçlanan her maç sonrası bir istifa, görevden çekilme arzusu beklediler…

Ve neredeyse her maç sonrası mikrofonların Sayın Teknik Direktör’e uzanmasıyla birlikte kendisini aklayan  ve kendisi dışında herkesi kusurlu, kabahatli bulan açıklamalarla karşılaşıldı…

Dün akşam da öyle oldu. “Beni yalvararak getirenler, şimdi gitmemi istiyorlar” mealinde bir açıklama yaptı.

Aldığı ücretin tartışıldığını söyledi.

Sorumluluğu üzerine aldığını belirtti ama karşılığında hiçbir sorumluluk emaresi göstermedi…

Diyelim ki gerçekten “yalvararak getirildi”, her seferinde “yenil” diye mi yalvarıldı?

Aldığın ücret nedir ne değildir, muhtelif rakamlar ortada dolaşıyor, ama o ücreti yapamadığı bir iş için aldığı artık ayan beyan ortada değil mi?

Keza alınan ücret azdır, çoktur önemli değil, fakat gelinen aşamada alınan bu paralar hak edilmemiş ücretler durumuna düşmüyor mu?

Sözleşmenizin bulunması, sözleşmede bir taahhüt içine girilmesi Teknik Direktör’ün de bir taahhüdü karşılığı değil midir?

Sürekli yenilen, daha kötü yenilen bir takım öngörüsü ile mi yapılmalıydı sözleşme?

Soruları uzatmak mümkün ama bu mantık ile devam zor…

İnsanların her alanda başarısızlık hallerinde sorumluluk üstlendikleri, hatalarının, yanlışlarının hesaplarını verebildikleri, gerekirse istifaya, görevden ayrılmaya gidebildikleri bir ahlaki perspektifin yerleşmesi lazım ki, başarı olsun.

Hesap verilmeyen, sorumluluk şuuru içinde hareket edilemeyen hiçbir işte başarı mümkün değildir.

“Ben yaptım oldu” mantığı içinde ülkemize, insanlarımıza hayır getiren, yarar üreten tek bir örnek yoktur. Bu neviden tutum ve davranışların hepsi çürümeyi beraberinde getirmiştir. Hâlihazırda ise çürümenin ötesinde berbat bir koku ortaya çıkmıştır.

Yapamayan gitmelidir.

Yapan elbette bulunur.

Kimse yeri doldurulmaz, eşine menendine rastlanılmaz, vazgeçilmez değildir…

Türkiye’de futbolun birkaç isim etrafında konuşulması ise gerçekten büyük talihsizliktir. Mevcut iyi değil derken gelmesi için işaret ettiğimiz herhangi birisi de yoktur.

Mevcuttan önceki Yürüyen kibir ’in ismini zikredenlerle aynı noktada değilim. O da devrini tamamlamıştır. Milli takıma verebileceği bir şuur, ruh, motivasyon yoktur…

Türkiye artık gençleri değerlendirmelidir. Hatta kaybedecekse de öğrenen, hatalarından ders çıkarabilen ve kazanma hırsı, arzusu, azmi, kabiliyeti olan yeni isimlerle yola devam etmelidir.

Olimpik ve paralimpik başarıları ile milletin gözünde ve gönlünde değer kazanan, sporun her alanında kendini ortaya koyan spor yönetimimiz futbolda milli takım üzerinden yaşanan bu hezimetleri hiç hak etmiyor.

Bu vesile ile Tokyo Olimpiyatlarında büyük başarılara imza atan olimpik ve paralimpik tüm sporcularımızı, teknik kadrolarımızı, federasyonlarımızı, spor yöneticilerimizi kutluyorum. 

Tüm yazılarını göster