Nedense bu aralar içimden hiç bir konuyu yazmak gelmiyor…
Yağan rahmet, (rahmetli dedemin tabiriyle) duygularımı kabartıyor…
Hazan mevsimini terk edeli bir kaç gün olmasına rağmen ben hâlâ takıldım çıkamıyorum bir türlü hüzünlü olma ruh halimden…
Aslında seviyorum bu durumumu...Yağmurun sesini tamamlayan hafif bir jazz müziği eşliğinde kahvemi yudumlarken bir kitabın daha sonuna gelmeyi…Geçtiğimiz gün sonlanmasını istemediğim bir romanın bitiş hüznünü de ilave ettim duygularıma...Tarık Tufan'ın en son romanı olan “Düşerken"... Ne güzel uydu fanusun içindeki atmosferime… Ne hoş bir kardeştir Tarık, ne çok severim kendisini ve yazdıklarını… Hayalleri bereketli olsun… Bu arada, yazarının kıymetini bilen ve her konuda destekleyen manevi oğlum olan ortak yayıncımız Münir Üstün'e de sevgi dolu bir selam göndermeden olmaz… İyi ki sizler gibi sevdiklerim var hayatımda...
Bu dünya hayatını yaşanır kılma çabası içinde olmanın dayanılmaz hafifliği ile, ister istemez yine bu dünya hayatını Türkiye'de sürdüren bir fani olarak, hayatımızın bir parçası olan siyaset ve seçime yönelik yazmamak olmaz...
ŞÖYLE BİR SİYASİ OLUŞUM HAYALİM VAR!
Geçmiş hayatımın bir döneminde, kısa bir süre olmak kaydı ile, aktif siyaset yapmış biri olarak, siyasi teşkilatlanma nedense bana hep bir şekilde garip gelmiştir… Bu duygumu tahlil etmek için bilinçaltımı yokladığım zaman aklıma iki siyasi parti teşkilatı geliyor… İlki Cumhuriyetin başlangıç döneminde kurulan CeHePe ve faşizan bir yapı ile öncelikle bürokratik yapının içeri alınması ve halkın ister istemez sözde seçme özgürlüğü diye bir tiyatro oyununa dahil edilmesi...
Bilinçaltımın ikinci bölümünde ise eski Sovyetler Birliği’nin komünist partisi…
Ne gariptir ki komünist olduğunu iddia eden parti de tamamen faşist bir uygulama içinde halka dayatılmıştır… Bu iki sözde “solcu” olan partinin tek ortak noktası halka inanılmaz baskılar uygulamış olmalarıdır...
Gelelim günümüze…
Artık dünya ve ülkemiz yoğun bir şekilde bulaşıcı sosyal medya hastalığına tutulmuşken, medya neredeyse güvenirliliğinin çoğunu yitirmişken, eski yöntemler acaba ne kadar etkili?
Bu konuda ciddi şüphelerim var…
Sadece ülkemizde 55 milyondan fazla kişi sosyal medyada yer alıyorken halka, kitlelere ulaşma mecraları ve stratejileri mutlaka değişmeli!
24 Mart yerel seçimleri için adayların açıklanmaya başladığı şu günlerde bence Türk siyasetine bir çok konuda yenilik getirmiş olan AKPARTİ’nin siyasi bir devrim yapmasını arzu ediyorum...
Yeni bir yönetim şekline geçen ülkemiz siyaset yapısında da bir atılım yapmalı ve çok radikal kararlar alarak yepyeni bir seçim stratejisi oluşturmalı…
Başkan'ımız Recep Tayyip Erdoğan seçim kampanyaları için farklı bir yol izleyecekleri konusunda açıklamalarda bulundu…
Benim merak ettiğim ise teşkilatlar bunun ne kadar farkında oldukları…
Ayrıca bu devrim sadece seçim stratejisi olarak kalmamalı, yeni bir seçim kanunu ile teşkilatlar belki de lağv edilerek yepyeni teknolojik bir boyuta taşınmalı…
Bu konuda ben açıkçası halkımıza güveniyorum…
Bizim ilginç duyarlılıkları olan bir halkımız var. İşte bu yüzden hayalimin gerçek olmasını ve artık teşkilatların yerini ve yaptıkları bir çok gereksiz işin tekrardan gözden geçirilerek bambaşka bir seçim atmosferlerinin oluşmasını bekliyorum...
Sonuç olarak dört cephede savaşırken bile dünya sahnesinde bu kadar başrol oynayan bir lidere sahip olduğumuzu unutmayalım! Günümüzde Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan demek hangi anlama geliyor, iyi anlamalı ve bu vizyonla hareket edilmeli diye ukalalık yapıyorum...
NOT: “Bir gün var ya bu Mağribli çocuklar. Bir gün yakacaklar Paris'i.” demişti Hakan Albayrak kardeşim bir şiirinde… Paris'te başlayan ateş tüm AB ülkelerine sıçramaya devam ediyor ve edecek… Belki kısa bir süre bastırılmış gibi görünse de iş bu kadarla kalmayacak… İkiyüzlü Batı zihniyetinin yüzyıllardır yaptığı sömürüler şekil değiştirerek devam ediyor… Bu üstenci ve kibirli şeytani yaklaşımların elbette bir bedeli olacaktır… Aslında burada en önemli nokta, kendini Müslüman olarak tanımlayan ümmetin yaklaşımı ve duruşudur… Bu konuda biraz ciddi olursak Allah’ın ayetlerinde bizlere bildirdiği gibi, bu dünyada insanlık için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet miyiz? Dünyanın yozlaşmasını önlemek yerleşmiş olan kapitalist ve sönürü düzenini yıkmak için neler yapıyoruz? Yapmadığımız dünyanın halinden belli değil mi?