Sınırımızdaki sinsi plan

Ceyhun Bozkurt oceyhunb@gmail.com

Kuşatılıyoruz.

Evet biz içeride siyasi tartışmalarla oyalanırken, adım adım kuşatılıyoruz.

Aynen 100 yıl öncesindeki oyunlarla Musul ve Kerkük’ün avucumuzun içinden kayıp gittiği gibi coğrafyamızdaki başka yerlerde kaybetmemiz için ellerinden geleni yapıyorlar.

Çevremizdeki olası çatışma alanlarını artık ezberledik gibi:

- Fırat’ın doğusu

- Doğu Akdeniz

- Irak’ın kuzeyi

- Ege

Bunların yanına gelecekte olası çatışma alanları olarak Karadeniz ile Ermeni Meselesi ve PKK ile bağlantılı olarak doğu sınırımızı görebiliriz.

Yine ek olarak, ekonomideki kıskaç harekatını hatırlayın.

Bunlar yaşanırken tekrar hatırlatayım bizler hala içeriyle oyalanıyoruz. Şimdi çok büyük bir tehdit daha sınırımızın hemen Suriye tarafında bulunuyor. Suudi Arabistan…

Açalım.

Suriye’de bir süredir büyük bir akaryakıt sıkıntısı var. Özellikle büyük merkezlerde adeta hayat durmuş gibi. Benzin istasyonlarının önünde kilometrelerce uzunlukta kuyruklar oluşuyor. Hatta bu kuyruklardaki birçok sürücü deposuna bir litre benzin koyamadan istasyondan ayrılmak zorunda kalıyor. Şam yönetimi ciddi bir sıkıntı içinde. Çünkü sorunu bir türlü çözemiyor. Bunun için yapılan bazı girişimler ise ABD-İsrail ikilisinin müttefiklerince engelleniyor.

Örneğin;

- Suriye’nin petrol bakımından en zengin yataklarının olduğu bölge ABD destekli PYD/YPG terör örgütünün işgali altında bulunuyor. ABD buradan Suriye yapılacak petrol sevkiyatını engelledi.

- Geçenlerde Suriye’nin Lazkiye limanına petrol götüren tankerler Süveyş Kanalı’nda Mısır tarafından engellendi.

- Lübnan sınırından yapılmaya çalışılan sevkiyatlar, yine ABD tarafından engellendi.

- İran’a yönelik sıkı yaptırımlardan dolayı bu ülkeden de destek gelmiyor.

Doğu Akdeniz’den de zaten bu yönde bir destek gelmiyor. Ayrıca Şam yönetimini güvenlik meseleleri de iyice sıkıştırıyor. Örneğin bölgede DAEŞ’in yeniden hareketlendirildiği yönünde bazı duyumlar yer alıyor. Bunlarla mücadele için de finans gerekli. Ancak ülke ekonomisi de hiç iyi değil.

Özetle Şam yönetimi iyice kıskaca alınmış durumda. İran destek veremiyor. Rusya ile işbirliği ekonomik değil ağırlıklı olarak güvenlik merkezli. Çin ise para vermek yerine yatırım önerisiyle giden bir ülke. Bu durumda Esad yönetimine adım adım Suud sermayesi işaret ediliyor. Şimdilik buraya yönelindiği yönünde bir duyum yok. Ancak sıkıntılar artar ve sokaktaki sıkıntı provokasyonlar sonucu hareketliliğe neden olursa işte o zaman Suud/BAE ikilisine kapı aralanabilir. Bu da, Şam yönetimini Suud/BAE finansörlüğünde ABD ve İsrail piyonu haline getirmenin ilk adımı olur. Rusya buna ne kadar müsaade eder bilinmez. Ancak Suudi Arabistan’ın, özellikle kontrol altında tuttuğu Arap Birliği üzerinden Suriye’yi yanına çekme hamleleri yaptığı biliniyor. Örneğin Suriye, 2011 yılından sonra ilk kez geçen Mart ayında Ürdün’ün başkenti Amman’da yapılan 29’uncu Arap Birliği Parlamenterler Konferansı'na temsilci gönderdi. Ayrıca Arap Birliği’nin Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekat bölgelerindeki askerlerimizi çekmemiz yönünde açıklamalar yaptığını da hatırlatalım. Yani Suud hanedanı bizi Suriye’nin kuzeyinde istemiyor.

Ayrıca kurulması planlanan Arap NATO’sunun ajandasındaki bir maddenin de Fırat’ın doğusunda PYD/YPG’yi Türkiye’ye karşı himaye altına almak olduğu açığa çıkmıştı. Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda Libya ve Sudan’dan sonra Şam yönetimi de Suud, dolayısıyla ABD ve İsrail nüfuzuna çok açık hale gelecek.

Sözünü ettiğimiz gelişme yaşanırsa, bundan en fazla etkileyecek ülke ise Türkiye. Bu nedenle karar alıcıların ve muhalefetin bu ve benzeri birçok gelişmeyi görerek, artık iç siyasal tartışmaları bir kenara bırakıp, Türkiye’nin esas gündemine dönmesinde fayda olacaktır.

Tüm yazılarını göster