BELÇİKA POLİSİ DEAŞ'LI SALDIRGANI TANIYORDU

Ceyhun Bozkurt oceyhunb@gmail.com

ABD'nin eski başkanı Donald Trump, başkan seçildiği seçim öncesinde Florida'nın Sunrise kentinde 10 Ağustos 2016 tarihinde düzenlenen mitingde bire bir şu sözleri söyledi:

"DEAŞ, Başkan Obama'yı onurlandırıyor. Obama DEAŞ'ın kurucusudur. DEAŞ'ın kurucusu değil mi? O kurucusudur. DEAŞ'ı kurdu. Ve kurucu ortağının sahtekar Hillary Clinton olduğunu söyleyebilirim."

DEAŞ terör örgütünün eylemlere başladığı andan itibaren bu örgütle ilgili ağır ve yoğun yazılar yazan, PYD/YPG terör örgütünü müttefik ilan eden başta ABD'li olmak üzere Batılı siyasiler ve anlı şanlı gazeteciler bu açıklamayı görmezden geldi. Oysa bu cümleleri kullanan bu sözlerden 5 ay sonra Beyaz Saray'da Oval Ofis'te oturacak isimdi.

Bu cümleleri deşmediler ve kulaklarınının üzerine yattılar.

Çünkü DEAŞ, Irak ve Suriye'de nereyi hedefliyorlarsa oraya saldırıyor, kendi işgallerine ve aparatları olan terör örgütlerine meşruiyet hazırlıyordu. PYD/YPG terör örgütü, kentleri kendilerine çilingir işlevi gören DEAŞ'tan kurtarıyor(!) ve o kentlere yerleşiyor, işgal ediyordu.

Ne hikmetse bu DEAŞ en güçlü olduğu dönemde Irak'ın ve Suriye'nin güneyinde değil Basra'dan Doğu Akdeniz'e uzanan sözde Kürt özde ABD-İsrail koridoru üzerinde eylemler yapıyordu. Bu koridor planını paramparça edebilecek potansiyele sahip tek ülke olan Türkiye'de de saldırılar gerçekleştirdi.

İşte Trump bu terör örgütünün perde arkasını ifşa etmişti.

Biraz filmi başa saralım:

Alman Die Welt gazetesinin 25 Şubat 2007 tarihli sayısında Torsten Kraunel imzalı bir yazı yayımlandı. Bu yazıdaki bilgilere göre Washington, İran'ı gerekçe göstererek yeni bir stratejiyi hayata geçirecekti. Bu stratejiye göre Sünni köktendincilerin yardımı gerekliyse, Beyaz Saray bu yardımı kullanmaktan da çekinmeyecekti.

Zaten işgal sürecinde Saddam Hüseyin'i devirerek ve Sünnilere yönelik adeta soykırıma varan politikaları nedeniyle radikalleşmeyi kendileri beslemişti. Artık bu köktendincilik üzerine ek bir strateji geliştirmişlerdi. Bu stratejinin hayata geçirilmesi için de ABD'de Donald Rumsfeld'in Savunma Bakanlığı döneminde Pentagon'da kurulan çok gizli bir birim hayata geçirilecekti: Proactivite Preemptive Operations Group (P20G-Proaktif Önleyici Operasyonlar Grubu). P20G'nin görevi El Kaide'yi saldırı yapmaya zorlamaktı. Birim o tarihlerde 100 savaşçıdan oluşmaktaydı ve 100 milyon dolar tutarında yıllık bütçesi vardı. P20G'nin görevi teröristlerin saldırılarını taklit etmek, var olan terör örgütlerini yönlendirmek veya kendi terör örgütlenmesini oluşturmak/kurmaktı. (Jürgen Elsässer, "Gölge Hükümet-11 Eylül'den Obama'ya Amerikan Derin Devletinin İcraatları", Kaynak Yayınları, Birinci Basım, Ocak 2014, s. 109-110)

Jürgen Elsässer'den aktardığımız bilgiler ile Trump'ın açıklaması neredeyse örtüşüyordu. DEAŞ terör örgütü böyle bir yapılanmanın ürünü gibiydi. ABD ve İsrail çıkarları ile uyumluyken bütün acıyı bölge halkına çektiriyordu. ABD, bu terör örgütünü gerekçe göstererek Suriye'nin kuzeyinde terör üretim merkezini ayakta tutabiliyordu.

Bu örgüte en büyük darbeyi Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri indirdi. FETÖ'cü teröristlerin devletten temizlenmesi ile başlayan süreçte yapılan Fırat Kalkanı Harekatı ile DEAŞ'ın binlerce militanı imha edildi ve örgüt bölgede etkisizleştirildi. Devamında PYD/YPG terör örgütüne yönelik operasyonlarla da bu terör örgütleri üzerinden oluşturulmaya çamlı

Sonrasında devam eden operasyonlar sürecinde de hareket edemez hale getirildi.

Yıllardır sessizlikteydi.

Birden bire İsrail-Filistin savaşıyla beraber ortaya çıktı. Hem de Avrupa'nın göbeğinde...

NATO'nun da başkenti sayılabilecek Brüksel'de bir Tunuslu tetikçi, tam da Belçika-İsveç milli maçının oynandığı saatlerde Brüksel sokaklarında elinde uzun namlulu AK-47 (Kalaşnikof) ile ölüm saçtı. Saldırıda iki İsveçli hayatını kaybetti. Belçika-İsveç maçı yarıda kaldı. ABD-İsrail-AB üçlüsünün Hamas'ı DEAŞ'la özdeş göstermeye çalıştığı bir dönemde yapılan bu saldırı doğal olarak kafalarda soru işareti oluşturdu. Çünkü DEAŞ şimdiye kadar asla İsrail'in Filistin'e yönelik en kanlı saldırılarında bile bu ülkeye yönelik karşı tek bir tepki saldırısı yapmamıştı. Hatta İsrail'in eski Savunma Bakanı Moşe Yaalon, 2017 yılının Nisan ayında Afula kentinde katıldığı bir etkinlikte Suriye'de terör örgütü DEAŞ'ın kontrolünde bulunan bölgelerden İsrail'e saldırı olduğunda örgütün kendilerinden özür dilediğini açıklamıştı. Şimdi ise Filistinlileri Batı kamuoyunda terörist gösterecek bir saldırıyla yeniden ortaya çıkmıştı. Yani yine ABD-AB-İsrail üçlüsünün çıkarına hizmet ediyordu.

Saldırgan 45 yaşındaki Tunuslu Abdesalem Lassoued olarak açıklandı. Saldırının gerçekleştirildiği gecenin sabahında bir kafede öldürüldü.

Amerikan yayın organı Politica'nın Avrupa sitesinde yayınlanan bir habere göre saldırgan cihatçı bağları olduğu iddiası nedeniyle 2016'dan bu yana Belçikalı yetkililerin radarındaydı.

Ülkenin kolluk kuvvetleri, adamın potansiyel olarak tehlikeli olduğu konusunda birkaç kez bilgilendirildi. Kendisi de ülkede yasadışı olarak yaşıyordu ve 2020 yılında sığınma talebinin reddedilmesinin ardından sınır dışı edilmesi gerekiyordu.

Belçika Adalet Bakanı Vincent Van Quickenborn, Belçikalı yetkililerin saldırgan hakkında ilk kez Temmuz 2016'da ismi açıklanmayan başka bir ülkedeki polisten, adamın "radikal bir profile" sahip olduğunu ve "cihad için bir çatışma bölgesine gitmeyi düşündüğünü" söylediğini açıkladı.

Ancak katilin adı , 2016'da Brüksel Havalimanı'na ve bir metro istasyonuna düzenlenen terör saldırılarının ardından terörle ilgili faaliyetleri izlemek için oluşturulan federal terör izleme listesine hiçbir zaman eklenmedi.

Bakanın gerekçesi "Kolluk kuvvetleri tarafından bilinmesine rağmen radikalleştiğine dair somut bir belirti yoktu; bu yüzden terörist izleme listesinde değildi" şeklindeydi. Belçika ve Avrupa, saldırganın radikalleştiğini, tam da Filistin üzerinden İslam dünyasına yeni bir saldırganlık başlayıp da iki İsveçliyi öldürdüğünde öğrenmiş (!) oldu.

Tüm yazılarını göster