Şeyh Sait Paradoksu... Yüz yıl önce idam edilen Kürt isyancı hain miydi mazlum mu?
Tam 100 yıl önce 29 Haziran 1925’te idam edilen Şeyh Sait ile ilgili tartışmalar, yeniden gündemde. İsyan hareketinin başındaki isim olan Şeyh Sait bir mazlum muydu ya da Kürt ayrılıkçılığı yapan İngiliz ajanı bir hain mi?
122
Tek parti rejiminin şeytanlaştırdığı isimlerin başında Şeyh Sait gelir ve ismi ideolojiye göre bu konu tartışmaya kapalıdır.
Tam yüz yıl önce bugün büyük Kürt-İslam ayaklanmasının bir numaralı faili olarak İstiklal mahkemelerinde yargılandıktan sonra idam edildi.
222
Şeyh Sait nedamet getirdi mi?
Şeyh Sait ile ilgili öncelikle şunu belirterek başlayalım. Sait, dönemindeki birçok ismin maruz kaldığı zulme silahlı bir başkaldırı göstererek hata etmiştir. Yine de bu hata sayısız zulmün ve yanlışın gölgesini ortadan kaldırmaya yetmemektedir.
322
Öncelikle Şeyh Sait ile ilgili yazılmış sayısız tez, kitap ve romana baktığımızda karşımıza çıkan ilk kuyruklu yalan Sait’in nedamet dilediğidir.
Oysa Şeyh Sait ölüm defterine dahi son söz olarak şu notları düşmüştü; "Benim ölümüm Allah ve Din için ise darağacında asılmama perva etmem.”
422
Peki, Sait Türk düşmanı mıydı veya Kürtçü müydü? Bugün kendisine en çok bu iddialar üzerinden hücum edilmektedir.
Öncelikle Şeyh Sait, hayatının hiçbir devresinde silahlı mücadeleyi düşünmediğini ve Piran’a uzanan hadiselerin kendisini bir çatışmanın içinde bıraktığını ifade eder;
522
Reis Müfid Bey: Şeyh Efendi Piran’a gelmezden evvel din meselesinden dolayı kıyamı tasavvur ediyordunuz değil mi?
Şeyh Said: Kalbimde tasavvur ediyordum, lakin muharebe suretiyle değil. Risale yazıp şeriat ahkâmını tasrih ederek kanunları da şeriata mutabık bir şekilde talep etmek istedik. Meclis-i Mebusan’a göndermek istedim.
Reis Müfid Bey: Ne için yapmadınız, böyle bir risale yazmadınız?
Şeyh Said: Evet arz ettiğim gibi biz evvela bu fikri kitabeten halletmek için gidip münakaşa-i ilmiye yapayım dedim ve bazı rüfeka bulmak istiyordum. Fakat kader-i ilahi beni Piran’a sürükledi. Piran vak’ası çıktı. Önünü alamadım.”
622
Gerçekten de Palu’daki olaylarda Şeyh Sait’in kaçak mahkûmlarla hükümet arasında arabuluculuk yapmaya çalıştığını Ankara’ya iletilen raporlar ortaya koymaktadır.
Birçok kişi başını Kazım Karabekir’in çektiği muhalefete karşı Takrir-i Sükun kanununu yürürlüğe sokmak için siyaseten böyle davranıldığı dönemin bazı önemli isimlerin iddiaları arasındadır.
822
Şeyh Sait’e yöneltilen en büyük suçlamalardan birisi de Kürtçülüktür. Elbette buna delil olarak Diyarbakır kalesinde hayatını kaybeden askerlerin ölümünü temenni ettiğine dair mektuptur.
922
Oysa Şeyh Sait bu mektubun kendisine ait olduğu iddialarını kesin bir dille reddeder.
1022
ŞEYH SAİT İNGİLİZ AJANI MIYDI?
Şeyh Sait’e isnat edilen ikinci önemli suç ise İngilizlerin emriyle hareket ettiği ve ajan olduğu suçlamalarıdır. Bu iddiaya İsmet İnönü hatıralarında cevap verir ve yalanlar;
“Şeyh Said İsyanı’nı doğrudan doğruya İngilizlerin hazırladığı veya meydana çıkardığı hakkında kesin deliller bulunamamıştır. Fakat bundan şüphe edilmiş ve gerekli tahkikat yapılmıştır. Çünkü İngilizlerin Musul harekâtı esnasında ve daha sonra Nasturi ayaklanmalarında olduğu gibi, hudutlarda ve dışarıda propagandayla, münasebetlerle Şeyh Said İsyanı’nın patlamasında zahiren yardımcı oldukları intibahı mevcuttu.”
1122
Şeyh Sait’in 1924 yılına kadar esasen hükümetle kesin bir gerilimi de bulunmuyordu. Azadi hareketi olarak bilinen ayrılıkçı hareketin üyelerinin bir kısmı Sait’e sığınmıştı.
Sait, ise hükümetle arabuluculuk yapmayı düşünmüşse de hükümet kendisinden aleyhte şahitlik yapmasını talep edecekti. Şeyh Sait bunu kesin bir şekilde reddedince kısa sürede hareketin içinden biri olarak lanse edildi.
1222
Öte yandan Şeyh Sait isyanı bahane edilerek Tek Parti rejimi tarafından bir korku rejimi yaratıldı. Kazım Karabekir, Ali Fuat, Kara Vasıf, Refet, İsmail Canbolat, Rauf ve Dr. Adnan gibi Milli Mücadelenin sembol isimlerinin kurduğu muhalefet partisinin köküne adeta kibrit suyu döküldü.
1322
Bizzat Atatürk gazetecilere verdiği demeçte, muhaliflere şu sözlerle yüklenecekti;
“Malum olduğu veçhile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası diye bir fırka teşkil ettiler. Bu fırkanın gizli eller tarafından çizilen programını da ortaya attılar. Cumhuriyet kelimesini telaffuzdan dahi içtinap edenlerin cumhuriyeti doğduğu gün boğmak isteyenlerin teşkil ettikleri fırkaya 'Cumhuriyet' ve hem de 'Terakkiperver Cumhuriyet' unvanını vermeleri nasıl ciddi ve ne dereceye kadar samimi telakki olunabilir? Rauf Bey ve arkadaşlarının teşkil ettikleri fırka muhafazakâr unvanı altında meydana çıksaydı belki manası olurdu. Fakat bizden daha ziyade cumhuriyetçi ve bizden daha ziyade terakkiperver olduklarını iddiaya kalkışmaları bittabi doğru değildi. 'Fırka efkâr ve itikad-ı diniyeye hürmetkardır' düsturunu bayrak olarak eline alan zevattan hüsnü niyet intizar olunabilir miydi.”
1422
Şeyh Sait hadisesinin asıl mağduru ise Başvekil Ali Fethi Bey’dir. Ordunun idare üzerindeki yetkilerini törpüleyen, serbest ekonomiyi cesaretlendiren ve Avrupa ile ilişkileri güçlendirmeye çalışan Ali Fethi Bey’e İnönü ve çevresinden ciddi bir muhalefet vardı.
Kaderin cilvesi olsa gerek Şeyh Sait isyanı baş gösterdikten hemen sonra Ali Fethi Bey Başvekillikten istifa edecek ve yerine İsmet İnönü gelecekti.
1522
TAKRİR-İ SÜKUN VE MUHALİF SİYASETİN TASFİYESİ…
Şeyh Sait isyanını Ankara’da siyasi gelişmelerden bağımsız okumak oldukça zordur. Nitekim bu isyandan sonra tüm önemli isimler tasfiye edilmiş ve idamlar mecliste tartışılmadan uygulanarak konunun derinlemesine incelenmesinin önüne geçilmiştir. Nihayet 29 Haziran 1925’te Şeyh Sait idam edilmiştir. Konunun basında ya da mecliste tartışılması Takrir-i Sükûn kanunuyla yasaklanmıştır.
1622
Çerkes Ethem, Said Nursi veya Şeyh Said’in hain olup olmadığına dair bir yargıya varılabilmesi için her şeyden evvel meselenin adil bir şekilde ele alınması gerekiyor. Oysa bu üç isim başta olmak üzere yakın tarihimizde ciddi şayialar bulunduğunu bilmeyen yoktur.
1722
Nitekim Şeyh Sait isyanından 1 sene sonra meydana gelen İzmir Suikastı teşebbüsü sonrası Milli Mücadelenin kahramanlarından Kazım Karabekir apar topar evinden alınarak idamla yargılanmıştı.
Üstelik bu soruşturmayı yürüten kişi Milli Mücadelenin başında Atatürk’e idam kararı verildiğinde Paşayı terk eden ilk isim olan Kazım Dirik’ti. Nitekim Kazım Karabekir Paşa yağlı urganın kıyısından dönmüştür. Hatta bazı CHP’li vekiller Şeyh Sait İsyanının Ankara’daki uzantısı olarak Kazım Karabekir’i gösteriyordu. Bunun temel nedeni Kazım Paşa’nın Türk-Kürt konusunda Şeyh Sait’e yakın ifadeler kullandığı iddiasıydı.
Kazım Karabekir Paşa, bu konuda şunları yazmıştı:
1822
“Türk ve Kürdün kimliği Doğu Vilâyetleri tarihi Kürt ile Türkün ortak faaliyetinin ürünüdür. Bugün de Doğu Vilâyetleri’nin kimliği, bu iki kardeş kavmin kimliğinden ibarettir. (…) Doğu Vilâyetleri’ndeki Türk ile Kürdü ayırmak tabiî değildir ve imkânsızdır. İktisadî, dinî, kültürel bir surette birbiriyle iç içe geçmiş olan Kürt ile Türkün aynı zamanda akrabalık ve diğer toplumsal sebeplerle de kanlan o kadar karışmıştır ki, bir Kürt aynı zamanda bir Türkün dayısı, halazadesi, damadı, eniştesidir. (…) Doğu Vilâyetleri’nde Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz yaşayamaz. Musul’un güneyinden başlayarak Urfa’ya, Halep’e ve Hazer denizinden Küçük Asya’ya kadar uzanan arazide Türkler çoğunluğu oluşturmakta ve Kürt toplulukları bu iki çizgi arasında Türklerle karışmış bir halde bulunuyorlar. Şu tabiat ve arazi durumu dikkate alınırsa, geçmişte olduğu gibi gelecekte de, Türk ile Kürdün aynı tarih, aynı menfaat, aynı hayat sahibi olacaklarını kabul etmemek mümkün değildir. Bu kadar derin ve esaslı bağlarla birbirine bağlı bulunan Doğu Vilâyetleri Türkü ile Kürdünü ayırmak her ikisini de ölüme mahkum etmek demektir. (…) Doğu Vilâyetleri’ndeki İslâm varlığının devamı, ancak Türk ile Kürdün ittifakına bağlıdır. Bu ittifak -her ne surette olursa olsun- bozulduğu gün bizim için kesin ölüm dakikalarına girilmiş olur.”
1922
SAİD-İ NURSİ ŞEYH SAİT İÇİN NE DÜŞÜNÜYORDU?
Özetle. Aslen bir Zaza olan Şeyh Sait Kürtçü müydü? Hayır. İngiliz ajanı mıydı? Devletin en yetkili isminin ifadelerine göre; hayır. Silahlı bir eylemi planlayarak mı içinde oldu? Hayır, fakat ne pahasına olursa olsun silahlı eylemi desteklememeliydi. Kendi ifadesine göre kaçamayacağı bir kavganın içinde bulmuştu kendisini. Örneğin Said Nursi; Şeyh Sait’in isyanını yanlış buluyordu.
2022
Ona göre mücadele ilimle verilmeliydi. Bundan en büyük zararı başta Kürtler ve İslam’ın göreceğini Şeyh Sait’e ve isyana katılanlara defalarca iletti. Nitekim Şeyh Sait, İngiliz işbirlikçisi olmakla suçlanıyordu; ama bu isyandan sonra İngilizler, Irak’ta yaptıkları anayasada en büyük zulmü Kürtlere yapacaktı. Buna göre İngilizler, Kürtlerin Türklerle olan rabıtasından duydukları rahatsızlık sebebiyle evvela Irak’taki Kürtlere vatandaşlık vermedi. Silahsızlandırdı ve birçok bölgede zorunlu göçe tabi tuttu.
2122
İngilizler bu konuda haksız da sayılmazdı; çünkü 1921 yılında Iraklı Kürtler, Arap bazı aşiretlerle El Cezire hattında İngilizlere isyan edip bir devlet kurmuş ve başına da Sultan Abdülhamit’in oğlunu getirmişlerdi. İstanbul’un işgal altında bulunması sebebiyle bizzat Atatürk devreye girerek Ankara’dan bir Kral Naibini (Ahmed es Senusi’yi) bölgeye atayacaktı.
2222
Bölgesel siyaset bu gelişmelerle çalkalanırken Ankara’nın Şeyh Sait isyanını Kürtçü olarak değerlendirmesi esasen iç politik dengelerle alakalıydı. Başını Kazım Karabekir’in çektiği siyasi muhalefetin ortadan kaldırılması için Şeyh Sait yalnızca bir araç olarak kullanıldı demek çok da iddialı bir söz olmayacaktır.