Seniha Sultan’dan Mustafa Kemal’e…

Seniha Sultan sürgünde bulunduğu Paris’ten Mustafa Kemal’e 1924’te bir mektup yazmıştı.

Mustafa Kemal’den kendilerine yardımcı olmasını rica etmekte; hakları olmasına rağmen uygulaması ihmal edilen kanuni haklarını istemekte; yaptıklarının mutlaka ecrini/karşılığını göreceğini belirtmekte; Türkiye Cumhuriyeti’nin bahtı açık olsun demekte ve Mustafa Kemal’e yapacağı güzel işlerde başarılar dilemekteydi…

Seniha Sultan;

Sultan Abdülmecid’in kızı…

Sultan II. Abdülhamid’in kız kardeşidir.

(Damat) Mahmut Paşanın hanımıdır.

Meşhur Prens Sabahaddin ve Ahmet Lütfullah’ın annesidir.

Bir dönem, köşkleri ve mümtaz sakinleriyle ayrıcalıklı bir muhit olan Çamlıca’da oturdu.

Ancak zaman geçti… Devir ve iktidar değişti…

1924’te ileri yaşı sebebiyle Mustafa Kemal’den mazur görülmesi ricasında bulunmasına rağmen sürgün edildi.

Çaresiz… ülkesini terk etti… Paris’ gitti... Hiç görmediği, bilmediği o diyarlara yerleşti.

Seniha Sultan zeki, bilgili, kibar ve vatanperverdi.

İleri yaşında vatanından atılmasına, diyar-ı gurbette aç ve sefil bir hayat yaşamasına rağmen hayatı boyunca vatanı aleyhine tek bir kelime söz etmedi. Bilakis Yeni Türkiye’nin parlak bir istikbale kavuşması ve kurucusunun başarılı olması için her zaman dua etti.

Gurbet günlerinde maddi ve manevi açıdan oldukça zorda kaldı.

Evladı olarak gördüğü Mustafa Kemal’e sürgün sırasında maruz kaldığı yanlış ve haksızlıkları, ihtiyaç ve taleplerini nezaket dolu ifadelerle belirten bir mektup yazdı. Ondan kendilerinin belirlediği kanun ve kararnameye, hak ve hukuka bağlı kalınmasını rica etti.

Ricalarında son derece haklıydı. Ama onu ve diğerlerini ne Mustafa Kemal ne de İsmet İnönü, Ankara’da hiç kimse dinlemedi.

O Mustafa Kemal’den özel bir şey istemiyordu. Türkiye’den ayrılmadan önce kendilerine ısrarla ifade ve vaat edilen sözlerin, içinde bulundukları şartlar gereği, aciliyet ile yapılması gerektiğini kibar ama hâkimane bir üslupla ifade ediyordu.

Mesele şuydu:

Ankara hanedan üyelerini sınır dışı etme kararı almıştı. Her bir üyenin cebine, komik de olsa, belli bir miktarda para koymuştu. Bu paranın devamının gurbette kendilerine gönderileceğini belirtmiş ve merak etmemeleri yolunda her bir üyeyi bilgilendirerek teskin etmişti.

Hakikaten de Bakanlar Kurulu sürgün öncesi bir karar almış ve hanedan üyelerine gurbetteki yaşamları için muayyen bir miktar maddi ödeme yapılmasını benimsemişti. Başta Mustafa Kemal ve İsmet İnönü olmak üzere o günkü bakanlar söz konusu Kararname’yi hep birlikte imzalamışlardı.

Hukuki durum bu olmakla birlikte daha sürgüne gönderme anından itibaren hanedan bir dizi hukuksuzluğa maruz kalmıştı.

Her bir hanedan üyesine biner lira verilmesi gerekirken bu miktar bazılarına ya hiç verilmemiş veya kısmen ödenmişti.

Seniha Sultan öncelikle bu hususa değinmekte, ödemeyi yapan memurlar tarafından yapılmayan veya eksik yapılan ödemeleri dile getirmekteydi.

Görevli memurların ancak sorup isteyince ödeme yaptıklarını, onun da hepsini değil yarısını verdiklerini belirtmekteydi.

Bu can sıkıcı durum tabii ki ödemeyi yapan memurların ahlaki düzeyi ile ilgiliydi. Tarz olarak da, can derdinin olduğu yerde yağ derdine düşmek kabilinden bir şeydi.

Seniha Sultan mektubunda, ikinci bir husus olarak da, gönderileceği söylenen ve kanuni hakları olan tahsisatların, aylık ödemelerin geciktirilmeden yapılmasını rica etmekteydi.

Sınır dışı edilmesi sonrası Seniha Sultan hakikaten ciddi bir maddi zorluklarla karşı karşıya kaldı. Ömrünün geri kalan kısmını, parasız pulsuz ve sefalet içinde geçirdi. Hep siyahlara büründü, başka renk elbise dahi giymedi. Belki de giyemedi.

Zorlu, hüzünlü, kahırlı ve yokluklarla dolu ama sabır ve metanet dokulu anlar ve günlerle geçen hayatı 1931’de sona erdi.

Cansız bedeni Şam’da Sultan Selim Camii haziresine hediye edildi.

O günden günümüze ise onun ismi yanında Mustafa Kemal’e gönderdiği özlem, hasret, samimiyet, şikâyet, talep, sabır, muhabbet, nezaket, vakar ve teslimiyet ifadeleriyle dolu mektubu kaldı.

İki sayfadan oluşan ve son derece seviyeli ve muazzam bir üslup ve mükemmel bir imlayla Mustafa Kemal’e hitaben kaleme alımış olan mektubunun sadeleştirilmiş metni şöyledir:

Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Gazi Paşa Hazretleri,

Yetmiş bu kadar senenin teşkil ettiği yılların yükününün giderek artan yoğun baskısı altında manen ve maddeten eğilmiş, kırılmış, dökülmüş bir halde muazzez vatan topraklarını… sönmüş ocağımı bir daha görmemek üzere terk ederken Cumhuriyet Hükümetimizin sürgün emri ile meşgul olan resmi mümessilleri yine resmi bir lisanla bize mükerreren diyorlardı ki: Gideceğiniz ilk mahalle kadar olan yol paranız hükümet tarafından karşılanacak; ayrıca bin lira verilecek; bir ön ödeme olan bu meblağın devamı, arkanız sıra bulunduğunuz mahalle gönderilecek. Hükümetin kararı bu merkezdedir.

Şeyhülislamlık makamının kesin hükmü karşısında sakin ve mütevekkil, Milli Meclisimizin hakkımızda almış olduğu karara karşı da saygılı ve hürmetkâr çekilip gittiğimiz sırada hiç kimseye sormadığımız mukadder bir sualin kıymettar cevabını hükümetimiz bu suretle doğrudan kendisi bize bildirmişti. Fakat ait bulunduğu kanun gereği hükümetin bizlere tebliğ etmiş olduğu bu kararın üçte ikisi bile her nedense uygulama alanına konamadı! Bir takım idari teferruattan olmak itibarıyla zât-ı devletlerince meçhul kalmış olması tabii. Ancak bizler için özel durumumuz dolayısıyla ciddi bir ehemmiyeti haiz bulunan o ihmal edilmiş noktaları asıl maksadı açıklığa kavuşturmadan evvel -konuya aydınlatmaya yardımcı olacağı için- kısaca zikretmeye müsaade buyurulmasını rica edeceğim:

Evvela, gerek kendime gerek çocuklarıma ait olan harcırahlar ödendi. İkinci olarak çocuklarım resmen vuku bulmuş olan yazılı tebligatta verilmesi kararlaştırılmış olan miktar bin lira olarak gösterildiği halde son dakikada bunun ödenmesinden de vazgeçildi! Fakat bu şartlar altında yola devam etmenin maddi açıdan imkânsız olacağı ilgili memurlara bildirilince bin lira yerine beş yüz lira ödeme yapıldı! Ve hükümetin yola çıkmamızı müteakip göndereceğini resmen tebliğ ettiği meblağın, her ne miktardan ibaret ise, pek şiddetli olan ihtiyaca mebni lütfen geciktirilmeksizin tarafıma gönderilmesi için gereğince tembihte bulunulmasını rica ediyorum. Görülüyor ki arzımın konusu fuzuli olarak iddia edilen bir şey değil, hükümetin bizatihi almış olduğu ve her nedense tatbiki gecikmeye uğrayan resmi taahhüdünün yerine getirilmesini ricadan ibarettir. Kanuni olduğu kadar vicdani ve insani de olan bu işi yerine getirmenin manevi karşılığı hiç şüphe yok ki zât-ı devletlerine ait olacaktır. Meşru hak talebimin yerine getirileceğinden emin ve mutmain olarak peşinen teşekkürlerimi takdim ederken katiyen daima kendisine bağlı bulunduğum vatan ve milletin gelişmesi ve yükselmesini… saadet ve selametini hedeflemesi tabii olan bilcümle işlerinizde Allah’ın himayesine mazhar olmanızı o samed olandan niyaz eder ve yüksek meşguliyetleriniz arasında aciz şahsıma ait ehemmiyetsiz bir mesele ile sizi -velev ki birkaç dakika için olsun- mecburen meşgul ettiğimden dolayı Paşa Hazretlerimden aff-ı âlisini rica ederek sözlerime son veririm.

Merhum Abdülmecid Han Kızı

Seniha

(Mühür)

25 Temmuz 1924, Paris

Pomp Sokağı Numara 107

Rue de la Pompe 107, Paris

Mektup postaya verildikten bir hafta sonra Ankara’da Mustafa Kemal’e ulaşmıştır.

2 Ağustos 1925’te de gereği için Başvekil İsmet İnönü’ye havale edilmiştir.

Seniha Sultan ve diğer hanedan üyelerinin sefalet içerisinde geçen hayat hikâyelerine bakılacak olursa mektuba cevap verilmediği söylenebilir. Cevap verilip ödeme yapılması bir tarafa, gerek Seniha Sultan gerekse diğer hanedan üyeleri sürgünde kaderleri ile dahi baş başa bırakılmamışlardır. Her bir hanedan üyesi adım adım izlenmiş, dakika dakika dinlenmiş ve gözlenmiştir… “Abdülmecid Efendi bugünlerde baş ağrısından mustariptir.”. kabilinden mahrem raporlar da bu durumun ispatıdır.

İsmet Paşanın, Mustafa Kemal’e rağmen, hanedan üyelerinin, kadın erkek, yaşlı veya genç ve hatta bebek, hiçbir ayırım yapılmadan istisnasız olarak sınır dışı edilmeleri tarzındaki tavrı tarihi bir gerçektir. Onun bu noktadaki tavizsiz yaklaşımı Seniha Sultanın mektubuna ve talebine bigâne davranması ile sonraki zamanlarda da devam emiş gözükmektedir. Ancak bu bigâneliğin de muayyen ve mutlak ve ama esaslı bir sebebi olması gerektiği de kesindir.

Pek muhtemel ve hatta erbabınca malumdur ki o sebep de Lozan öncesi, sırası ve sonrası zamanlarda hilafetin ilgası konusunda asgari iki devletçe müzakere edilip altına imza atılan devletlerarası gizli anlaşmalara ve taahhütlere dayanmaktadır.

Belki ileriki zamanlarda belgeleri ile bu konu ifşa ve izah edilir.

Öyle anlaşılıyor ki Osmanlı Hanedanı’na en az altı asırlık manevi borcumuza ilaveten bir de 1924’ten buyana ödemeyip ertelediğimiz için bir asırdır birikip bekleyen maddi borcumuz da söz konusudur.

Haberleri