İnsan hayata yalnız başlar ancak çevresiyle birlikte yaşar. Çevremizdekiler pek tabii ki hemcinslerimiz ve daha başka âlemlerin muhtelif unsurlarından oluşur.
İnsanlar âlemi hakikaten bir âlemdir... Anlatmaya gerek yok…
Bitkiler âlemini genel olarak ya Sevgililer Günü gibi özel vesilelerle yahut yanan bir orman münasebetiyle hatırlarız…
Hayvanlar âlemi ise en fazla temasta olduğumuz veya şahidi bulunduğumuz bir âlemdir.
Sokakta gördüğümüz bir köpek, havada uçan martılar, ağaçta öten kuşlar, kırsaldaki sığırlar, nesli tükenmeye başlayan atlar ve artık görme şansımızın oldukça azaldığı eşekler gibi…
Eşeklerin mevcudiyeti artık kalmamış gibiyse de günlük konuşmalarımızda varlığını daha uzun bir süre devam ettirecek gözükmektedirler…
Var olan âlemlerin her bir unsuru insanın emrine âmâdedir. Her bir âlemin her bir unsurundan ise fazlasıyla yararlanırız…
İnsan yalnız doğar ama âlemde yalnız değildir. Sevmesini ve paylaşmasını bilirse âlemi yaşanır kılabilir. Unutmamak gerekir ki bu âlem sadece insanoğluna ait de değildir.
İnsanların bitkilerin ve hayvanların ortak meskenidir. Bu meskenin kullanımında, istisnai anlar ve alanlar dışında, genel bir paylaşımın olması gereklidir. Aynı bahçeyi, aynı sokak ve mahalleyi bitki hayvan ve insan birlikte kullanır, havasını solur, âlemin güneşini görür ve hisseder, yağmurunu, kârını, sıcağını ve soğuğunu, rüzgârını ve çamurunu hep birlikte yaşar.
Ağaçlar ve hayvanlar, zararlı olmadıkları yahut zarar vermedikleri sürece kırsalın unsurları olduğu gibi köy, kasaba ve şehirlerin de unsurlarıdır. Bu dün de bugün de öyledir. Ancak insanoğlu medenileştikçe şehirlerdeki yeşili ve hayvanları yok etmeye azmetmiş görünmektedir. Sadece kendisinin egemenliğinde olsun, orada sadece kendisi yaşasın ve hükmetsin istemektedir. Bundan dolayıdır ki tabi güzellikler ve varlıklar giderek azalmakta, bitip tükenme noktasına doğru yaklaşmaktadır.
KÖPEKLER YÜZYILI
Sokak köpekleri dünden bugüne bunun en güzel örneği olmuştur.
Önceki yüzyıla köpekler yüzyılı demek sanırım yanlış olmayacak ve yanlış anlaşılmayacaktır. Bütün dünyada, insanlarla adeta yarışırcasına, ciddi bir köpek nüfusu mevcut iken günümüzde artık o nüfustan ve o köpekler nüfuzdan bahsetmek imkânsızdır.
Dünya üzerindeki her bir meskûn alanda, Wellington, Boston, Chicago, New York, Baltimore, Kansas gibi ABD şehirlerinde, yahut, başta İstanbul olmak üzere Selanik, Şam, Kahire ve Kudüs gibi Osmanlı beldelerinde veyahut Havai, Hamelin Berlin, Avignon, Barnesville, Butte, Paris, Armavir, Manila, Lizbon ve daha birçok yerde, daha bir asır öncesinde, yüzlerce, binlerce ve hatta milyonlarca köpek vardı ve gayet mutlu bir surette hayattalardı.
1835 yılında New York sokakları domuzlarla doluydu.
1836 yılında İstanbul’un her bir sokağında ortalama 10 köpek bulunmaktaydı. ABD’de ise her sokakta ancak 1 köpek yer almaktaydı.
1877’de New York’ta 1358’i lisanslı olmak üzere yüzlerce köpek mevcuttu.
1898 yılında New York şehrinin nüfusu 911.000; 1910’da ise 840.000 kadardı.
1898’de Baltimore’daki köpek sayısı hemen hemen İstanbul köpekleri ile aynı adetteydi.
1 Ocak 1910 tarihi itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri'ndeki koyun sayısı 52.448.000 idi.
Kansas’ta ise 175.000 koyun varken sokak köpeklerinin adedi 199.000’e ulaşmıştı.
1912 yılında New York’ta o günkü tahminlere göre 500.000 kedi bulunmaktaydı. Köpek sayısı ise sadece 50.000 civarındaydı. Sonraki zamanlarda köpek sayısı daha da azalmıştı.
Washington’daki köpek sayısının şehrin insan nüfusuna oranı 1/3 nispetindeydi. Washington limanları hemen hemen İstanbul’daki kadar başıboş sokak köpekleriyle doluydu. Şehrin kenar semtlerinde insanın kendinden emin ve korkusuzca dolaşması, birazcık da olsa, imkânsız bir haldeydi. Rahatça sığınıp barınabilmeleri için yeteri sayıda barınma yerleri olmuşsa da Washington aynı zamanda köpeklerin katledildiği ilk şehirlerden birisiydi.
Wellington yahut Boston’da hayvanları korumak amacıyla tabii ki dernekler de kurulmuştu.
Ancak 1919 yılında Hayvanlara Zulmü Önleme Derneği, New York sokaklarında yaşayan 70.000 kediyi zehirli gaza tabi tutmak suretiyle öldürmüştü. Bu itlaf yetmemiş olmalı ki 1920’de Sağlık Departmanı New York’ta yaşayan başıboş bir milyon kediye karşı sağlığı tehdit ettikleri gerekçesi ile savaş açmıştı. New York’un, tedbir alınmadığı takdirde, yakın bir tarihte sadece köpeklerin değil fakat aynı zamanda lisanslı kuşlar, fare ve tavşanların da inanılmaz sayıdaki nüfusuna sahne olacağı ve daha kötüsü sıçanların istilasına uğrayacağı endişesi duyulmaktaydı.
Havai köpekleri 1901’de İstanbul köpekleri gibi sokaklara bırakılan çöplerin temizlikçisi
durumundaydı. Daha 1901’de Havai’de Köpekleri Koruma Yasası çıkarılmıştı.
Hamelin şehri 1913’te, fareler şehri olmakla şöhret bulmuştu. Başka şehirleri köpekler istila etmişken Hamelin adeta fareler tarafından istila edilmişti.
827.000 nüfusu ile Berlin Avrupa’nın en gürültülü şehri halindeydi ve Berlin’deki sokak köpekleri sürekli havlamaları nedeniyle mevcut gürültünün temel unsurlarından birisi haline gelmişti. Berlin İstanbul’dan sonra dünyadaki en kalabalık köpek nüfusuna sahip olan şehirdi.
Caddelerinde rüzgârın eksik olmadığı Avignon şehri ise 1910’da henüz köpeklerden bütünüyle mahrum edilmemişti.
Bali’de geçen yüzyılda köpekler oldukça önemli mitolojik bir unsur olarak görülüp değerlendirilmekteydi. Dolayısıyla da köpekler hem saygı görmekte hem de gayet güzel muamelelere muhatap kılınmaktaydı. Törensel ikramlar Bali köpeklerine gösterilen güzel muamele örneklerinden sadece biriydi.
1905’te Butte’de neredeyse İstanbul’daki kadar çok köpek yaşamaktaydı.
Barnesville’de de oldukça fazla sayıda köpek mevcuttu. Üstelik bu köpekler tek bir cinsten değil, kırması, av köpeği, sokak köpeği gibi bir kataloğu bütünüyle doldurabilecek derecede farklı ve değişik cinslerdendi.
1857’de Barnesville’de yaşayan köpeklerinin ortak vasıfları ise bir yönleriyle İstanbul sokak köpeklerini hatırlatmalarıydı.
1855’te Parislilerin de şehirlerinde ve evlerinde köpekleri vardı. Ancak Paris’te evcil köpek beslemek isteyenler için 18. yüzyıldan kalma kurallar geçerliydi ve fakirlerin köpek beslemesi ve barındırması arzu edilmediği için vergi uygulaması getirilmişti. Köpek besleme ve barındırmayla alakalı mevcut kanunlar Paris’te yaşayan 3.000.000 köpek sayısını 1.500.000’a düşürmeye matuftu. Evcil köpek sahiplerinin köpeklerini her yıl yeniden kaydettirmeleri zorunluluğu da biraz da söz konusu amaçtan kaynaklanmaktaydı.
1856’da Paris’te halkın beyanı ile kaydı yapılan evcil köpek sayısı 75.286 idi. 1892 yılında ise bu sayı 131.395’e ulaşmıştı.
1872-1896 yılları arasında Paris’te yaşayan toplam köpek adedi 2.240.000’dan 2.690.000’e yükselmişti.
Paris’in 1874’teki insan nüfusu ise köpeklerden daha az olup 1.889.462 kadardı.
Paris’te bu tarihlerde en az 2.400.000 köpek olduğu ve bunların her birinin günlük ortalama yarım ekmek yedikleri varsayılırsa kıtlık zamanlarında köpeklerin insanlardan daha masraflı olacağı hesabı yapılmaktaydı. Ayrıca sorumlu pozisyonunda bulunanlar tarafından köpeklerin beslenmesi Parisliler için ekstra bir masraftır diye düşünülmekteydi.
1885 yılına gelindiğinde Paris’te yaşayanların sayısı 2.000.000 kişiydi. Köpek sayısı ise öncesine nispetle 70.000 gibi oldukça küçük bir rakamdan oluşmaktaydı. Kayıt dışı köpeklerin varlığı da dikkate alındığında Paris’teki köpek sayısının rahatlıkla 100.000 civarında olduğu söylenebilirdi. Paris’te bu sayıda bir köpek nüfusunun olması ciddi derecede sağlık problemi oluşturur diye yine idarecilerce kaygı edilmekteydi.
Paris’te, 1909 öncesinde İstanbul’da olduğu gibi binlerce köpek mevut olmuşsa da 1912 yılında Paris’teki yıllık köpek sayısı 20.000’e kadar gerilemişti. Bu rakamın yarısı başıboş köpeklerden oluşmaktaydı. Başıboş köpeklerin 7.000 kadarı öldürülmüş, 1.500 adedi sahiplerine iade edilmiş ve bir diğer 1.500’ü de denek olmak üzere hastanelere gönderilmişti. Diğer 10.000 köpek için yeni sahipler bulunmaya çalışılmışsa da büyük bir kısmı yine başıboş bir şekilde yaşamak zorunda kalmıştı.
Geniş caddeleri olan ancak kaldırımları, lağımları ve meydanları bulunmayan, kirli ve çamurlu yollarda develer, maymunlar ve köpekler arasında yürünmesi icap eden Kudüs’te de, 1886 yılında örneğin, bir hayli sokak köpeği vardı ve İstanbul köpekleri gibi onlar da şehrin ve sokakların evlerden atılan artık ve çöpleriyle beslenmekteydi.
Mısır’daki sokak köpekleri Osmanlı dünyasının diğer şehirlerdeki köpeklerinden bir parça farklıydı. Kahire köpekleri daha cesur ve daha kararlı bir hal sergilemekteydi.
1887’de Kahire’de 100.000’in biraz altında bir sayıda sokak köpeği yaşamaktaydı.
Sayıları fazlaca görülmüş olmalı ki Mısır’daki köpekler Hidiv yönetimi tarafından zehirli hamur ile zehirletilerek öldürtülmekteydi. Olaya şahit olan merhametli bir şair merhamet sıfatını dile getiren bir şiir yazmış, bu şiiri köpeklerden birinin boynuna asmış ve Hidiv’in bahçede bulunduğu bir sırada şiirinin bir şekilde Hidiv’e takdim edilmesini sağlamıştı. Şairin bu hareketi geri kalan köpeklerin ölümden kurtulmalarına bir süre için de olsa vesile olmuştu.
Şam, Şam-ı Şerif olduğu kadar sokak köpeklerinin mevcudiyeti ile de meşhurdu.
1891 yılı hatıratlarında Şam içinde yapılan bir saatlik bir gezinti sırasında 250-280 adet köpek sayılabildiği bilgisi yer almaktadır. Şam’da ayrıca hastalanan kedi ve köpeklerin tedavisine mahsus bir hastane de vardı.
1836’da İstanbul’un her bir sokağında ortalama 10 köpek bulunmaktaydı.
1847’de ise İstanbul’daki köpek sayısının 500.000 kadar olduğu düşünülmekteydi.
Köpeklere mukabil İstanbul’un 1864’teki insan nüfusu ancak 1.075.000’den ibaretti.
İstanbul köpeklerinin diğer şehir köpeklerinden farkı ise kendi kendilerini besleyebiliyor olmalarıydı.
1908’de hiçbir Avrupa şehrinde İstanbul’daki kadar fazla ve muhtelif cinsten sokak köpeği mevcut değildi.
1910 yılında İstanbul sokak köpeklerinin sayısı 80.000 civarındaydı. Ancak yılın sonunda bu sayıdan hiçbir eser kalmamış hepsi Marmara Denizi’nin ortasında yokluğa terk edilmişti.
Osmanlı İmparatorluğu’nun hatırı sayılır şehirlerinden birisi olan Selanik’te sokakları da 1910 yılında köpeklerden bütünüyle arındırılmıştı.
Osmanlı dünyasındaki sokak köpekleri hemen hemen bütün şehir ve kasabalarda aynı cinstendi ve kendilerine özgü vasıflarını koruyabilmişlerdi.
Güney Rusya’da bulunan Armavir’de caddeler 1917 yılı öncesine kadar en az İstanbul’dakiler kadar başıboş köpeklerle doluydu. İstanbul köpekleri gibi Armavir köpekleri de şehrin temizlikçileri olarak hizmet vermekteydi. Ancak Şehir Meclisi onların bu vasıflarını görmezlikten gelince sokakların bu özgür varlıklarının derileri kimyasal işlemlerden geçirildikten sonra hünerli ustaların eliyle ayakkabı imalinde kullanılmıştı.
Önceki asırda Manila yerel hayvanların bolca görüldüğü bir şehirdi. Küçük boylu ve cüsseli atlara ilaveten sokak köpekleri şehrin canlıları arasında renkli bir konuma sahipti. Ancak bu köpeklerin acı çeken ve açlıkla mücadele eden bir yaşamları vardı.
Lizbon şehri de köpeklerle hemhal olmuş bir haldeydi. Ancak Lizbon köpekleri, 1867’deki mevcudiyetleriyle değerlendirildiğinde, yerli ve milli köpekler olmaktan ziyade kırma ve Avrupa nesli olarak hayatlarını sürdürmekteydi. Kötü cinsten köpekler olmaları yanında sahipsiz, sokaktan beslenen, zayıf, zavallı ve uyuz bir halleri vardı.
Geçen asırda dünyanın daha birçok yerinde Çin’de, Hindistan’da yahut Madagaskar’da yüzlerce binlerce köpek yaşamaktaydı. Melbourne köpekleri nasıl bir tavır takınacakları konusunda, örneğin, tam olarak karar vermemişlerse de gün boyu uyumakta ama her beş dakikada bir kafalarını kaldırarak etrafı gözden geçirmektelerdi. Geceleri hiç uyumaz sürekli gökyüzündeki aya karşı havlarlardı. Ayın olmadığı zamanlarda ise yıldızlar havlamaları için yeterli bir sebepti.
Hintliler için inek kutsal bir hayvandı. Ama bu durum Hindistan’da köpeğin mevcudiyetine hiçbir surette engel değildi. Her türden hayvanın Hindistan’da yaşama hakkı ve şansı fazlasıyla vardı.
1902’de Fransa’da her 1000 kişiye 75; İngiltere’de 38; Almanya’da 31; İsveç’te ise 11 köpek düşmekteydi. Bu tarihte Almanya’da 2.200.000; Rusya’da 1.500.000 ve Türkiye’de 350.000 köpek yaşamaktaydı. Ancak İstanbul’da yaşayan köpek sayısı yabancılara göre çok daha fazlaydı, fazla olmalıydı. İngiltere’de yaşayan köpek sayısının ise 1.000.000 ila 1.500.000 arasında olduğu tahmin edilmekteydi.
NE ZAMAN YOK OLDULAR?
Peki, dünyanın bunca köpeğine dünden bugüne ne olmuştu da büyük oranda yok olmuşlardı. İnsan – Köpek ilişkisi hangi sonuca ulaşmıştı.
Rivayet o ki; bir zamanlar köpekler insanlarla aynı dili konuşup anlaşabiliyorlardı…
Doğu’da, bir vakitler, bir hayli veziri, danışmanları ve arkadaşları olan bir Kral yaşardı. Fakat o en çok İlderim adlı köpeğini sever en çok ona itimat ederdi. O tarihlerde köpekler insanların hem arkadaşları hem de danışmanlarıydı. İnsanlar köpeklerin bilgisinden ve aklından yararlanmak ister, hemen her yerde köpeklere büyük hürmet gösterirlerdi.
Köpekler Kral’ın hazinelerini korur ama ona dokunmazlardı. Onlar rüşvet nedir bilmezlerdi. Gerektiğinde Kral adına savaşırlar fakat ganimetten pay istemezlerdi. Halka her daim hizmet ederler ama özel servet edinmezlerdi. Krallara danışmanlık ederler fakat hiçbir milletin bağımsızlığını tehlikeye atacak şeyler söylemezlerdi. Bir de hiçbir konuda insanlarla aynı davranışı sergilemezlerdi…
Günlerden bir gün İlderim, hiç kimsenin Krala söyleme cesareti gösteremediği bir gerçeği, Kral’ın ileri yaşındayken evlendiği genç ve güzel karısının onu aldattığı gerçeğini Kral’a söyleme cesareti göstermişti.
Genç ve güzel eşine delicesine âşık olan Kral, o güne kadar yaptığı bütün iyi hizmetlerini unutarak hançerini çekmiş ve sadık arkadaşı İlderim’i hemen oracıkta büyük bir öfke ile öldürüvermişti.
İlderim’in onca sadakat ve hizmetine rağmen bir nankör ve budalanın eliyle maruz kalmış olduğu bu muamele köpek ırkının hemen o an ve o günden itibaren insanlarla bir daha asla konuşmama kararı almalarına neden olmuştu. Köpekler bu noktadaki yeminli kararlarını her nesil yenilemişler ve geçen zaman içerisinde insanlarla konuşma yeteneğini de yavaş yavaş yitirmişlerdi.
Köpekler bu gün hala insan kelimesinin anlamını biliyorlarsa da insanın tabiatı itibarıyla o vefa bilmez nankör Kral zamanındaki insan, köpeklerin de o zamanki köpekler olduklarına inanırlar… ve fakat bütün olup bitenlerden dolayı sessiz kalmayı tercih ederler… miş.