Fetullah Gülen, kendisine sohbet esnasında yöneltilen, Cemaat operasyonlarında el konulan okullara ilişkin sorulara, "Mesela, Atatürk ve İnönü dönemleriyle günümüzü kıyasladığınızda bir kısım insanların idam edildiği zamanlarda dahi milletin malına mülküne el konmamıştı" diye yanıt verdi.
Bir FETÖ üyesi tarafından Gülen'e yöneltilen soruda operasyonların "Cadı avı" olduğu belirtilirken teröristbaşı Gülen, "Merhum Bülent Ecevit, Papa ile görüşmek üzere Vatikan’a gittiğimiz zaman oradaki elçiye telefon etmiş, 'Bunlar benim aziz misafirlerim, orada bunlara refakat et, görüşmelerinin sağlanması için elinden geleni yap' demişti" anısını hatırlattı.
Konuşmasında isim vermeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı eleştiren hain Gülen, "Bir muhalif rüzgar eser savurur harman gibi filolar da batar, o binalar da başınıza yıkılır, Allah adili mutlaktır, zulmü imhal eder fakat katiyen ihmal etmez" dedi.
Teröristbaşı Gülen devlet tarafından el konulan ve kapatılan FETÖ şirket, okul ve derneklerine ilişkin de konuştu. Mallarına el konulan FETÖ üyelerini, tarihte İsrailoğullarına benzeten Gülen, İsrailoğullarını kovan Mısır firavunlarının da onların mallarına el koyduklarını söyledi.
FETÖ ele başı, "Geçmişte Demirel, Özal ve Ecevit gibi siyasetçilerden hiçbiri bugünkülerin işledikleri denaetlere tevessül etmediler; hele hiç kimsenin malını mülkünü gasp etme, hatta küçük bir çardağına el koyma dalaletinde bulunmadılar" diye konuştu.
FETÖ ele başı Fetullah Gülen konuşmasında öne çıkan detaylarda şunları söyledi:
- Esasında hak yolunda bulunuyor olmanın değişmez kaderidir belâ ve musibetler, fitne ve mihnetler. Zira bir insan, Allah karşısındaki duruşunun sağlamlığı ve ciddiyeti ölçüsünde ehl-i dalâletin hedefi hâline gelir. Hemen bütün nebiler ve Hak dostları türlü türlü işkencelere maruz bırakılmış; değişik iktidar ve güç odakları tarafından âdeta kolları kanatları koparılmış, hatta kimileri asılmış, kesilmiş ve şehadet şerbetini içerek Hakk’a yürümüşlerdir. Evet, herkes seviyesine ve kamet-i kıymetine göre belalara maruz kalmıştır.
- Hazreti Eyyûb için “sabır kahramanı” denir; İnsanlığın İftihar Tablosu ise, “esbar” (en sabırlı, sabırlılar sabırlısı)dır.
- Ülkemizde dünden bugüne bazı haksızlıklar irtikâp edilmiştir, hatta insanların topluca asıldığı zamanlar da olmuştur. Fakat o devirlerde bile bugünkü gibi bir zulüm işlenmemiştir. Mesela, Atatürk ve İnönü dönemleriyle günümüzü kıyasladığınızda bir kısım insanların idam edildiği zamanlarda dahi milletin malına mülküne el konmamıştı; “Sen bizden değilsin; senin malın ganimettir, eşin çocuğun kızın da bir yönüyle cariyedir; bunları kullanmak da caizdir!” felsefesi görülmemişti.
DEMİREL, ÖZAL VE ECEVİT DENAETLERE TEVESSÜL ETMEDİLER
- Geçmişte Demirel, Özal ve Ecevit gibi siyasetçilerden hiçbiri bugünkülerin işledikleri denaetlere tevessül etmediler; hele hiç kimsenin malını mülkünü gasp etme, hatta küçük bir çardağına el koyma dalaletinde bulunmadılar.
- Merhum Bülent Ecevit, Papa ile görüşmek üzere Vatikan’a gittiğimiz zaman oradaki elçiye telefon etmiş, “Bunlar benim aziz misafirlerim, orada bunlara refakat et, görüşmelerinin sağlanması için elinden geleni yap.” demişti. Bir başkası da dünyadaki elçilere haber gönderiyor: “Bunlar teröristtir, haindir, alçaktır, denîdir, vatan hainidir, eşleri cariyedir, malları da ganimettir. Dolayısıyla bulunduğunuz her yerde bunu anlatmak devlet farzı, vecibesidir!” O öyle diyordu, bunlar da böyle diyorlar. Bunları siz mantık terazisiyle tartın dünyada; onu bir yere bunları da bir yere koyun. Siz koymasanız dahi ahirette, mizan-ı Hak’ta onlar terazinin bir yerine konacak, bu alçaklığı yapanlar da terazinin başka bir kefesine konacaklardır.
- Belli dönemlerde hep tazyik vardı. Her darbede, 27 Mayıs’ta da, 12 Mart’ta da, 12 Eylül’de de, 28 Şubat’ta da asker baskıları gördüm. Kaçtığım da oldu, hapse de girdim. Fakat darbeyle başa gelmiş insanlar bile şimdikilerin yaptığı şenaat ve denaetleri işlemiyorlardı.
İFSAT EHLİ ŞİMDİ DE BAŞKA BİR YALANLA O ÜLKELERE GİDİYORLAR
- Dünyanın dört bir yanına açılan Hizmet erleri vazifelerini eda etmek adına her türlü fedakârlığa katlandılar. Gittikleri yerlerde belki dövüldüler, tartaklandılar, tanınmadılar; “Niye geldiniz buraya? Derdiniz nedir? Asimilasyon peşinde mi koşuyorsunuz? Misyonerler gibi bizi asimile etmek mi istiyorsunuz?” gibi kuşkularla, şüphelerle karşılandılar. Fakat o ülkelerin vatandaşları uzun süre nabız tuttular, kalb dinlediler, ritmi hep aynı buldular, aritmiye rastlamadılar; “Yahu bu adamların kalbi doğru atıyor. Nabızlarında bir istikamet var. Bakışlarında bir inandırıcılık var.” dediler ve bir kanaate vardılar. Değişik yabancı misyon şefleri kafaları o kadar karıştırmış olmalarına ve günümüzde zirve yapmış karıştırma fasıllarına rağmen de o kanaatlerini değiştirmediler. Sanki bütün dünya, rical-i devletiyle, entelektüeliyle ve halkıyla ahmak da sadece ülkemizdeki bazı ifsatçıların akılları her şeye eriyor.
- İfsat ehli şimdi de başka bir yalanla o ülkelere gidiyorlar. Her gittikleri yerde “Dünyadaki bütün okulları kapattık, siz neden hala açık tutuyorsunuz?!.” diyor, yalan söylüyorlar. Yeminle söylüyorum, sadece bir yerde bir okulun yeri değişti. O da “Aman, çok üzerimize gelmeyin, onlarla da aramızı açmayın; bu okul başka bir yerde de olabilir.” denmesi sonucu öyle oldu. Çoğu yerde o okullar zaten yerlileşti. Utanmadan yalan söylüyorlar!..