Tekrarlamakta beis yok, gerçekten çok heyecanlı bir ülkede yaşadığımız aşikar!
31 Mart seçimlerinin sonuçları hâlâ çeşit çeşit teorilerle tartışıladursun, hayat olağan hızı ile devam ediyor...
İtiraz edilen sandıklardaki oy sayımları devam ederken, benim gözüm ve kulağım liderimde… Miraç Kandili gecesi Çamlıca Camii'nde okumuş olduğu Bakara suresinin son iki ayetini besbelli ki özellikle seçmişti!
İşte o iki ayetten sonuncusu mealen şunu bildiriyor:
ALLAH insanın Hakk ve Hakîkat doğrultusunda yaratılmış olan varlık özüne üstesinden gelebileceğinden fazla bir zahmeti asla yüklemez, yâni bildirdiği emir ve kurallara tutkuyla bağlı kalabilmek için gösterilmesini gerekli kıldığı zahmetli çabayı, asla insanın Hakk ve Hakîkat doğrultusunda yaratılmış olan varlık özünün üstesinden gelebileceği kadarından fazla kılmamıştır! Kişinin başkalarıyla da paylaşmak üzere elde edip kazandığı ne varsa lehinedir, faydası kendinedir. Ve andolsun ki, yalnızca kendi çıkarlarını düşünerek elde edip kazandığı ne varsa aleyhinedir, zararı kendinedir. “Rabbimiz, eğer unutursak ya da bilmeden hata yaparsak bizi kıskıvrak yakalarcasına hesaba çekme... Rabbimiz tıpkı bizden öncekilere taşıtmak için yüklediğin gibi bize de boyun eğdirerek bağlayan ağır bir yükü taşıtmak için yükleme... Rabbimiz ve taşımaya güç yetiremeyeceğimiz bir şeyi bize taşımamız için yükleme! Ve bilmeden-istemeden işlediğimiz günahları affet bizden ve bize rahmetinle sarmalanıp azâba uğramaktan koruman altına alınmayı bahşet ve merhamet et bize! Sen bizim yegâne gerçek dost ve efendimizsin. Artık Hakk ve Hakîkat’i bildikleri hâlde onu, üzerini örtmek sûretiyle hem kendilerinden hem de başkalarından gizleyen, böylece Hakk ve Hakîkat’in inkârına yol açanlardan meydana gelmiş bir topluma veya topluluğa karşı kesin bir zafere ulaştıracak şekilde yardım et bize!” (Bakara suresi 286)
Recep Tayyip Erdoğan balkon konuşmasına ilk kez yanında yalnızca Emine hanımefendi olmak üzere yalnız çıktı! Bu, tüm teşkilata yönelik ağır bir sitemdi...
Her fırsatta üstüne basa basa tek başına olduğunu ve sadece millete güvendiğini söyleyen bir liderimiz varsa, dava ve mesai arkadaşlarının uzun uzun düşünmesi gerekir!
Aylar önce yazdığım gibi okyanusları aşan AKPARTİ derede boğulmasa bile, bir süre havasız kaldı...
Elbette olanda hayır vardır…
Bazen kazanmak için kaybetmek bir acı ilaçtır!
Şimdi geç kalınan hesabın görülme günüdür!
Boy boy aynaya bakma günüdür!
Hardal tohumu kadar bile hak geçmeyecek olan o büyük hesap gününe hazırlanma günüdür!
Allah’ın hoşlanmadığı kavimiyetçiliği bir tarafa bırakarak, liyakat esasına dayalı adaleti tekrardan tesis etme günüdür!
İnşaallah bu seçimlerin taze bir başlangıca vesile olması duasıyla…
BİNALİ YILDIRIM'IN TARİFSİZ HÜZNÜ
Binali Bey, Türk siyaset hayatında çok özel bir yeri olan, eskilerin deyişiyle “nevi şahsına münhasır” biridir…
Seçim gecesi yaptığı erken açıklamanın pişmanlığını ve hüznünü yüzünde görmemek mümkün mü?
Yaşadığı sıkıntılı saatler, uzun bekleyişler, hâlâ sonucun kesinleşmemiş olması...
Seçim gecesinin sabaha dönen saatlerinde bir yakını ile yaptığım telefon görüşmesinde üzüntüsünü tarif edemeyeceğini söyledi…
Binali Bey'in hüznü ve üzüntüsü İstanbul BŞBB kaybetmiş olmasının ötesinde idi… Verdiği özverili mücadelenin ve çabanın karşılığının bu şekilde olmasının derin acısıydı...
Yazımı yazdığım şu saatlarde sonuç hâlâ kesinleşmemiş olsa da, ben kendi adıma Binali Bey gibi vefalı ve üstün insani vasıflara sahip bir siyasetçi tanıdığım için memnunum...
NOT: Dün marketteki kasaya bakan yirmi yaşlarındaki geç kız ile kısa bir sohbet yaptık… Aldıklarımı koymak için çantamdan bez torbamı çıkarınca, bunu fırsat bilerek dertleşmeye başladı: “Ablacım, bu bizim millette hiç vefa yok… Ben zaten başka iktidar görmedim… Ama koca koca insanlar bir poşete 25 kuruş verdikleri için, her türlü nimetinden faydalandıkları bu iktidara söylenmedik söz bırakmıyorlar, en ufacık olumsuzlukta hemen saldırganlaşıyorlar… Kızgınım bu vefasızlara!”
Ne diyeyim…
Allah’a bile nankörlük yapan insan evladı, insana mı yapmayacak!