Osmanlı mirası yapının nasıl restore edilmesi gerektği konusunda Habertürk yazarı Murat Bardakçı radikal bir çözüm önerisi ortaya attı.
"Paris’teki Versailles, Moskova’daki Kremlin, Kahire’deki Şobra ve Tahran’daki Niyaveran Sarayları ile daha birçok memleketteki eski saraylar geçmiş senelerde bakıma alınmış ve uzun yıllar ziyarete kapalı tutulmuştu." diye yazan Bardakçı, Saray'ın ziyaretçilere kapatılması gerektiğini belirtti.
İşte o yazı;
* Topkapı Sarayı çöker mi, çöker!
Ömer Erbil, Hürriyet’in önceki gün manşetten verdiği ve Topkapı Sarayı’nın bir bölümünün yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu haberi ile yine güzel bir iş çıkardı.
Gazetecilerin ve muhabirlerin medenî dünyada olduğu gibi bizde de artık belli konulara odaklanıp ihtisaslaşmaları gerektiğinin mükemmel bir örneğini teşkil eden Erbil önceki işleri, meselâ sarayın sabık müdürünün tahtı evine götürmeye kalkışması haberi ile de ihtisaslaşmanın bir başka örneğini ortaya koymuştu.
Bir tarafı çökme tehlikesi ile karşı karşıya olan Topkapı Sarayı’nın başındaki gaileleri sıralamaya kalkacak olsam bu köşe değil, gazetenin bütün sayfaları az gelir!
Mekân eskidir, haraptır, bir tarafı tamir edilirken başka tarafı çökmektedir, yönetmeliklerin onarımı üstlenen firmaların taşeron kullanmalarına imkân vermesi restorasyonun kalitesini düşürmektedir, bakım ve tamir için kâfi para yoktur, son senelerde gereken alâka gösterilmiş ise de geçmişteki ihmallerin tahribatını ortadan kaldırmakta müşküllerle karşılaşılmaktadır, üstüne üstlük, sarayın başında bir de “Koruma Kurulları” derdi vardır!
Bu kurullar geçmişte “Meclis Danışmanı” olmuş sabık milletvekillerine denize nâzır makam oda ve seçmenlere de kadro temininden başka pek bir iş yapmayan Millî Saraylar’a karışamamakta ama Topkapı Sarayı’ndaki ağaçların budanmasına bile müdahale etmektedir. Kurul kararı olmadan sarayda nefes bile alamazsınız, alamayınca da âcilen halledilmesi gereken işler bir türlü başlayamaz ve tahribat arttıkça artar...
TONLARCA BETONUN ESERİ
Bünyesinde Hazine Dairesi’ni de barındıran Fatih Köşkü’nde ortaya çıkan çökme tehlikesinin artık unutulmuş sebeplerinden birini hatırlatayım:
Devlet 1926’da Topkapı’nın hazinelerini Fransa’da satmaya heveslenmiş, Avrupa’dan davet ettiği mücevher uzmanlarına fiyat takdiri yaptırmak maksadıyla hazine Ankara’ya götürülmüş ama satış çok şükür ki yapılamamış ve objeler Ankara’da kasalara konmuş, sonra da unutulmuştu!
Kasaların 1951’de tesadüfen bulunup açılmasından sonra hazinenin İstanbul’a gönderilip Fatih Köşkü’nde şimdi teşhir salonu olarak kullanılan mekâna konmasına karar verildi. Ama bu arada bir iş edildi, zamanın anlı-şanlı mimarları güvenliği arttırıp binayı sağlamlaştırmak maksadıyla her tarafına beton bastılar ve beş asırlık köşk ağırlığa dayanamaz hâle geldi!
Mekân geçtiğimiz senelerde betonlardan kurtarıldı ama olan oldu, bakımsızlığın üzerine bir de betonun yükü binince her bir tarafı çatır çatır çatladı!
Sarayın senelerce müdürlüğünü yapan Dr. Filiz Çağman’ın 1999 depreminden sonra başlattığı kurtarma seferberliğini şimdiki başkan Prof. Mustafa Küçükaşçı şevkle devam ettiriyor ama saray ziyarete açık iken bu işin yapılması hayli zor!
Paris’teki Versailles, Moskova’daki Kremlin, Kahire’deki Şobra ve Tahran’daki Niyaveran Sarayları ile daha birçok memleketteki eski saraylar geçmiş senelerde bakıma alınmış ve uzun yıllar ziyarete kapalı tutulmuştu.
Topkapı’nın baştan aşağı elden geçirilmesi için kapatılıp uzun seneler sürecek bir restorasyona başlanması artık şart ama bu işi kim yapacak ve kararı kimler verecek?
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN
http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/1302638-topkapi-sarayi-coker-mi-coker