Vakti zamanında bizim ekibin gönüllü rehberi Memo ile gezmiştik Süleymaniye ve çevresini. Sanat tarihçi Memo bize caminin haziresinde bulunan Kanuni Sultan Süleyman türbesinin girişindeki Hacer’ül Esved taşının parçalarını göstermiş, muhteşem camiyi gezdirmiş ve o günkü turumuzu, külliyenin hemen yanı başında bulunan tarihi kuru fasulyecilerdeki muhkem bir ziyafetle bitirmiştik…
O günden aklımda kalan en önemli hikayelerden biri de, Mimar Sinan’ın Süleymaniye’nin içinde inşa ettiği ‘is odasıydı’. Bugün; caminin ibadete açılışının 460. yıl dönümü. Bu vesileyle, daha önce değişik mecralarda yazdığım, Sinan’ın dehasını gözler önüne seren bu öyküyü sizlerle de paylaşmak istedim…
Kubbeye yakın bölümlere de karşılıklı iki menfez açmış; kandillerden ve iki büyük mumdan çıkan isin hava akımı vasıtasıyla, mihrabın tam aksi yönüne hareket ederek bu odanın içine akmasını sağlamış...
Bu ne muazzam bir dehadır, ne akıllara durgunluk verecek bir zekadır hakikaten hayran kalmamak mümkün değil. Üstelik de Koca Sinan’ın ‘bu benim kalfalık eserimdir’ sözleriyle tarif ettiği camiden yansıyan bir deha…