Çok şükür, Allah'ın son Peygamberi Hz. Muhammed’in (ASVS) şehri Medine'ye tekrar gelmek nasip oldu...
Medine el-Münevvere…
Sakinliği ve hafif serinliği ile yine kalbime huzur verdi…
Ruhumun huzur bulmasıyla ortaya yoğun bir yorgunluk çıktı…
Fiziksel yorgunluk, dinlenirsin geçer… Ama ya ruhun yorgunluğu? O nasıl geçer hiç bir fikrim yok…
Genel yapı itibariyle olaylara pozitif bir yaklaşım içinde olmama rağmen zaman zaman kendimi umutsuz bir durumda yakalıyorum… Rabbimizin bize asla umutsuz olmamamız gerektiğini bildirmesine rağmen bu dünya hayatı hiç kolay değil...
Özellikle bizim ülkemizde yaşamak başlı başına yorucu bir durum...
Medine'de Mescid-i Nebî’nin bahçesinde sabah namazını eda ettikten sonra, güneşin doğuşundaki renklerin güzelliğini izlerken kısa bir tefekkür etme imkanım oldu...
Ellibeş yıllık yaşamımda ne kadar yoğun ve bir o kadar çok olay yaşamışım…
Özel yaşamımdaki hareketlilik ve ülkemin sürekli kaos, değişim ve belirsizlik yaşaması bunun en önemli nedenleri...
Allah bizlere “vasat ümmet” olmayı bir ölçü olarak belirlemiş ve her konuda aşırılıklardan kaçmamız gerektiğini özellikle bir “mümin göstergesi” olarak belirtmişken, “sözde dindar” Müslümanların yolları para ile kesiştiği zaman düştükleri durumdan yorgunum…
Daha düne kadar tesettürleri yüzünden kamusal alanda hakları gasp edilmiş dindarların bugün (“tesettürlerini” demeye dilim varmıyor!) başörtülerini açmayı özgürlük (!) sayan bir nesil yetiştirmelerinden yorgunum…
Yakın zamana kadar dindar Müslüman hanımlar kaş aldırmanın bile caiz olmadığını savunarak yüzlerine dokunmayı günah sayarken, şimdi başörtülü, abartılı makyajı ve estetik operasyonu ile sahte güzellerinin ortalarda salınmasından yorgunum...
Dindar erkeklerin bir hanımla konuşurken yüzlerine bile bakmadan efendi bir tavır sergileyen duruşlarından, ellerine her geçirdikleri fırsatta onlarla çakma “Don Juan” edasıyla gezmelerinden ve kadınlarla flörtleşmelerinden yorgunum…
“Aman kazancıma bir kuruş bile haram karışmasın, evime helal ekmek götüreyim!” derdinde olan dindar iş adamlarından, kurnaz kasaba tücarına dönüşmüş, hiç korkmadan kim olduğuna bakmadan her iş yaptığı kişiyi yolunacak kaz olarak gören kişiler devşirilmiş olmasından yorgunum...
Siyasetçi ve bürokratların “Önce hizmet!” düsturundan bu kadar çabuk vaz geçip, “Önce ben! Ne olursa olsun ben!” demelerinden yorgunum…
Resmi kurumlarda hasbelkader bir görev almış her kademedeki kişilerin ortalıkta birer kibir abidesi olarak dolaşmalarından yorgunum…
Dostlukların çıkar ilişkilerine dönmüş olmasından yorgunum…
İnsanlara verilen sözlerin Allah'a verilmiş olmasının unutulmuş olmasından yorgunum…
Çözüm üretmeden sadece sürekli şikayet eden insanlardan aşırı yorgunum…
Bir selan vermenin, gülümsemenin bile sadaka olduğunun unutulmuş olduğu asık suratlı nemrut insanların yaşadığı toplumda yaşamaktan çok yorgunum…
İyi niyeti “salaklık” olarak algılayıp değerlendiren açıkgöz fırsatçılarla yolumun kesişmesinden yorgunum...
Özensizliğin almış başını gittiği, nezaketin çok eskilerde kaldığı, saygısızlığın özgürlük zannedildiği, mahremiyetin çoktan teşhirciliğie döküldüğü toplumun parçası olmaktan yorgunum…
Velhasılı çok yorgunum dostlar, çok!
Bu gidişle tek dinlenme yeri ahiret gibi görünüyor…
Hayırlısı diyelim...
NOT: Bu sabah ABD yönetiminin Venezuela'da açıkça yaptırmaya çalıştığı darbeye şahit olduk… Bu mübarek topraklarda duam şu firavun sisteminin kalesi ABD’nin bir an önce yıkılması...