Gazze Şeridi'nde yürüttüğü askeri operasyonlar ve sivil can kayıpları nedeniyle küresel ölçekte sert eleştirilerin hedefi olan İsrail yönetimi, Türkiye'ye karşı diplomatik bir hamle başlattı. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, 1915 olaylarına ilişkin iddiaların resmiyet kazanması çağrısında bulunarak, hazırladığı tasarıyı bakanlar kurulu gündemine getireceğini açıkladı.
SAAR’DAN “TANIMA” ÇAĞRISI
Saar, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada söz konusu iddiaların İsrail tarafından resmi olarak tanınmasının “ahlaki ve tarihi bir yükümlülük” olduğunu savundu. Bakan, hazırlayacağı karar tasarısını önce kabineye, ardından İsrail Parlamentosu’na (Knesset) sunacağını belirtti. Saar açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
"Hükümete, bir sonraki toplantısında onay için, İsrail hükümeti tarafından Ermeni soykırımının resmi olarak tanınmasını hedefleyen bir karar taslağı sunacağım. Bu, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde Ermeni halkına karşı işlenen soykırımı tanımanın ahlaki ve tarihi bir yükümlülüğüdür. Aynı zamanda, tarihi gerçeğin herhangi bir inkarını, küçümsemesini veya çarpıtılmasını kınamak gerekir. Karar taslağı daha sonra Knesset'in oylamasına sunulacaktır."
JET MOTORU SATIŞI YAKLAŞIRKEN DİKKAT ÇEKEN ZAMANLAMA
ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’ye jet motoru satışını Kongre’ye bildirmesinin ardından İsrail’de bu yönde bir tasarının yeniden gündeme getirilmesi dikkat çekti. İsrail basınına göre, söz konusu teklif yaklaşan kabine toplantısında ele alınacak ve daha sonra parlamentoya sunulacak. Saar, X platformunda yaptığı açıklamada da benzer ifadeleri yineleyerek, "Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında Ermeni halkına uygulanan soykırımın tanınmasının hem ahlaki hem de tarihi bir görev" olduğunu savundu.
GAZZE'DEKİ SOYKIRIM RAPORLARI
İsrail’in Gazze’de 2023’ten bu yana sürdürdüğü saldırılarda 80 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği, ölenlerin büyük bölümünün kadın ve çocuklardan oluştuğu biliniyor. Hastaneler, BM’ye bağlı okullar ve ambulansların da hedef alındığı saldırılar, bölgede ciddi bir insani krize yol açtı.
Birleşmiş Milletler’in (BM) geçtiğimiz yıl yayımladığı raporda, İsrail’in Gazze’de soykırım suçu işlediği ve üst düzey yetkililerin bu eylemleri teşvik ettiği belirtilmişti.
NETANYAHU’NUN ÇIKIŞI VE ANKARA-ERİVAN HATTINDAKİ TEPKİLER
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun geçtiğimiz yıl sözde 1915 olaylarını "Ermeni Soykırımı" olarak nitelendirmesi, bu konuda açıklama yapan ilk İsrailli başbakan olarak kayda geçmişti.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise Netanyahu’nun sözlerine sert tepki göstererek, açıklamayı "siyasi saiklerle yapılan bir istismar girişimi" olarak değerlendirmişti. Açıklamada, Netanyahu’nun Gazze’deki eylemleri nedeniyle yargılandığı hatırlatılmışti.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Netanyahu’nun açıklamalarına mesafeli yaklaşarak, konunun jeopolitik bir pazarlık aracı haline getirilmemesi gerektiğini ifade etmişti.
ANKARA'NIN TİCARİ KISITLAMALARINA DİPLOMATİK MİSİLLEME
Uluslararası ilişkiler uzmanları, İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın bu hamlesinin sembolik bir tarih tartışmasından ziyade, Türkiye’nin Gazze operasyonları sonrası Tel Aviv ile tüm ticari bağlarını tamamen koparmasına ve Uluslararası Adalet Divanı'ndaki soykırım davasına müdahil olmasına yönelik bir diplomatik misilleme olduğunu belirtiyor. Geçmiş dönemlerde Türkiye ile stratejik ilişkileri korumak adına benzer yasa tasarılarını parlamento genel kurulunda bloke eden İsrail hükümetlerinin, ikili ilişkilerin asgari düzeye inmesinin ardından bu konuyu bir jeopolitik koz olarak sahaya sürdüğü vurgulanıyor.
ERİVAN YÖNETİMİ "NORMALLEŞME" SÜRECİ NEDENİYLE TEMKİNLİ YAKLAŞIYOR
Öte yandan, tasarının zamanlaması Ermenistan ile Türkiye arasında yürütülen normalleşme adımları açısından da dikkat çekiyor. Son dönemde Ankara ve Bakü ile ilişkileri düzeltmek adına bölgesel ekonomik entegrasyona odaklanan Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan hükümetinin, konunun küresel güçler tarafından bir şantaj veya jeopolitik pazarlık aracı olarak kullanılmasına karşı mesafeli duruşunu koruduğu ifade ediliyor. İsrail iç siyasetinde ise uzayan savaş ortamı ve ekonomik sıkışmışlık karşısında milliyetçi tabanı konsolide etmek amacıyla bu tür tarihsel çıkışların hız kazandığı belirtiliyor.