İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılmasının ardından tutuklanan Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen "Yolsuzluk" soruşturmasında önemli bir eşik geride kaldı. Savcılık tarafından titizlikle yürütülen tahkikatın ardından hazırlanan 3 bin 809 sayfalık dev iddianame, 11 Kasım 2025 tarihi itibarıyla tamamlandı.
SANIK İMAMOĞLU'NA 18 AYRI SUÇLAMA VE REKOR CEZA TALEBİ
Hazırlanan iddianamede "Örgüt lideri" olarak adı geçen Ekrem İmamoğlu’nun; "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "Rüşvet", "Suç gelirlerinin aklanması", "Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "Kişisel verilerin kaydedilmesi", "Kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "Suç delillerini gizleme", "Haberleşmenin engellenmesi", "Kamu malına zarar verme", "Rüşvet alma", "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, "İrtikap", "Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama", "İhaleye fesat karıştırma", "Çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi usul kanununa muhalefet", ‘"Orman kanununa muhalefet" ve "Maden kanununa muhalefet" suçlarını işlediği iddia edildi. İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
MAHKEMEDE "TAKVİM" GERGİNLİĞİ: İMAMOĞLU SALONDAN ÇIKARILDI
Silivri'deki Marmara Açık Cezaevi Yerleşkesi Duruşma Salonları binasında bulunan İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davanın 61. oturumuna, mahkeme heyeti ile savunma makamı arasında yaşanan "takvim" tartışması damga vurdu. Mahkeme başkanının yargılamayı önümüzdeki hafta bitirme ve 9 Temmuz’da karara bağlama niyetini açıklaması üzerine Ekrem İmamoğlu söz alarak bu takvimin fiziki olarak mümkün olmadığını belirtti.
Savunma haklarının kısıtlandığını ifade eden İmamoğlu ile mahkeme başkanı arasındaki sözlü tartışma kısa sürede büyüdü. Mahkeme başkanı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 203. maddesini gerekçe göstererek kolluk kuvvetlerine, "İmamoğlu’nu salondan çıkarın" talimatını verdi. Talimatın ardından İmamoğlu, jandarma eşliğinde duruşma salonundan dışarıya alındı.
AVUKATLARDAN "TOPLU TERK" PROTESTOSU
İmamoğlu'nun salondan çıkarılması duruşmayı izleyen avukatların sert tepkisine yol açtı. "Burada savunma hakkı kalmamıştır" diyerek mahkeme heyetini protesto eden çok sayıda müdafi avukat, duruşma salonunu topluca terk etti.
SALONDA AMBULANS ALARMI: SAVUNMA SIRASI DEĞİŞTİ
Gerginliğin tırmandığı dakikalarda, İmamoğlu’ndan sonra savunma yapması planlanan İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz, duruşmaya ara verildiği esnada fenalaştı. Tansiyonunun tehlikeli seviyeye yükseldiği belirlenen Yılmaz, duruşma salonuna çağrılan sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından ambulansla hastaneye kaldırıldı.
Yaşanan bu olağanüstü gelişmeler üzerine mahkeme heyeti savunma sırasını değiştirdi. Listede yer alan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney kürsüye gelerek savunmasını tamamladı.
YARGILAMA SÜRECİNDE 51 SANIK HAKKINDA TAHLİYE KARARI
Mahkeme heyeti geçtiğimiz celselerde, sanıklardan İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük, Ağaç A.Ş çalışanı Fatih Yağcı, iş insanı Ali Üner, iş insanı Evren Şirolu, iş insanı Ebubekir Akın, İSPER personeli Davut Bildik, Altan Ertürk, Hüseyin Yurttaş, Murat Ongun’un şoförü Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Kadriye Kasapoğlu’nun şoförü Sabri Caner Kırca, Baran Gönül, Mahir Gün, Esra Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı ve zabıta memuru Nazan Başelli, İBB'de veri uzmanı İsmet Korkmaz, İBB'de yazılım koordinatörü Emrah Yüksel, İBB'de bilgisayar mühendisi Mehmet Çağlar Kuru, İBB Şehir Planlamacısı Nuri Cem Ceylan, İBB Sosyal Medya Danışmanı Ulaş Yılmaz , reklamcı Yusuf Utku Şahin, İmamoğlu'nun koruması Çağlar Türkmen, iş insanı Adem Soytekin, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, reklamcı Esma Bayrak, Fatih Keleş'in yeğeni Murat Keleş, İBB Kamulaştırma Müdürü Fatih Özçelik, Beyoğlu dosyasından tutuklu İnan Güney'in eniştesi İsmail Akkaya, İş İnsanı Harun Cengiz Beğenmez ve İş insanı Mehmet Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Engin Ulusoy, Mustafa Keleş, Gökhan Köseoğlu, Seza Büyükçulha, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Hakan Aplak, Medya A.Ş eski Genel Müdürü Elif İpek Atayman, reklamcı Hasan Yalaz, Kültür A.Ş Genel Müdür yardımcısı Erdinç Çolak, reklamcı Alper Aydın, reklamcı Yunus Göçer, iş insanı Ahmet Güllü, İBB Muhtarlıklar Daire Başkan Yavuz Saltık, İBB Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı Mustafa Karaoğlu, İBB Kültür A.Ş. Eski İhale ve Satın Alma Müdürü Halit Burak Atalan’ın tahliyelerine karar verdi.
AVUKAT KRİZİ SONRASI DURUŞMAYA YENİDEN ARA
HSK kararıyla yakın zamanda heyet yapısı değişen ve dosyaya yeni bir üye eklenen mahkeme, davayı hızla sonuçlandırmak istiyor. Aralarında Murat Ongun ve Fatih Keleş’in de bulunduğu kritik isimlerin savunmalarını önümüzdeki günlerde tamamlamayı hedefleyen mahkeme, 9 Temmuz’daki oturumda nihai karara doğru ilerlemeyi planlıyor.
Sağlık müdahalesinin ardından Mahkeme Başkanı, savunma sırasının hastaneye kaldırılan Tuncay Yılmaz’a geçtiğini duyurdu. Ancak Yılmaz kürsüye gelerek avukatının salonda olmadığını belirtti. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, baroya yazı yazılarak avukat görevlendirmesi yapılmasına karar verdi ve duruşma oturumuna yeniden ara verildi.
"DOSYAM SÜREKLİ RENK DEĞİŞTİRDİ"
Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney savunmasında, "Öncelikle iddianamenin ‘yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır’ şeklindeki hükmü karşılamadığı, şahsıma isnat edilen fiillerin somutlaştırılmadığı yönündeki itirazımı; dolayısıyla adil yargılanma hakkımın ve savunma hakkımın kısıtlandığını belirtmek isterim. Dosyam sürekli renk değiştirdi, suç unsuru değiştirdi, konu değiştirdi, taraf değiştirdi. Dosyada değişmeyen tek şey benim tutukluluğum oldu. İddianame hakkımda somut, bireyselleştirilmiş, maddi delillerle desteklenmiş mesaj, mail, para hareketi, kamera görüntüsü, yer, zaman, kişi, bedel içeren hiçbir ama hiçbir delil içermiyor. Çürüteceğimiz belge yok, delil yok. Ne var Sayın Başkanım? Savcılık makamında oluşmuş bir şüphe var. Benim göremediğim bir delil var ise savunmamın sonunda bol bol soru olarak sormanızı rica ederim Başkanım. Veremeyeceğimiz cevabımız yoktur. 19 Ağustos 2025’te suç örgütü üyeliğinden tutuklanmıştım. Şimdi iddianame ‘örgüte üye olmamakla birlikte yardım’ diyor. Dolayısıyla lehe gelişme olmuştur. Ben böyle bir örgütün varlığını kabul etmediğimi de vurgulamak isterim. İddianamede isnat edilen suçlarla doğrudan ilgisi olmayan çok sayıda ifadeye ve değerlendirmeye yer verilmiştir. Bu ifadelerin benim hangi somut eylemimi, hangi suç unsurunu, hangi tarih ve işlem bakımından ortaya koyduğunu açıkça göstermek zorundadır. Oysa iddianamede eylemlerle ilgisi olmayan birçok beyan yan yana getirilmiş ancak bu beyanların benim şahsıma yönelen suçlara nasıl bağlandığı açıklanmamıştır. Bu ifadelerden hangisi benim gizli ortak olduğumu söylüyor? Hangisi benim hile teşkil edecek bir işlem yaptığımı söylüyor? Hangisi benim kamu zararına yol açan hileli bir davranışta bulunduğumu söylüyor? Hangisi benim örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiğimi somut olarak anlatıyor? Cevap açıktır: Hiçbiri" dedi.
"BEYOĞLU BELEDİYE BAŞKANLIĞINI KAYBETMİŞ OLSAYDIN İDDİANAME YAZILIR MIYDI?"
Güney, "HTS raporunda tespit edilenler delil olarak değerlendirilmiştir. HTS ve baz kayıtları ancak dosyada mevcut olan başka somut, maddi ve doğrudan delilleri destekleyen yardımcı delil niteliğinde değerlendirilebilir. Yardımcı delil, adı üzerinde yardımcıdır. Yardımcı delilin destekleyeceği bir ana delil bulunmalıdır. Ana delil yoksa yardımcı delilden tek başına suç sonucu çıkarılamaz. Gözaltına alınmadan 1 hafta önce tüm banka hesap hareketlerim MASAK’tan alınmış, incelenmiş; ancak şüpheli bir hareket, olağan dışı bir transfer olmadığı görülmüştü. Bu nedenle de iddianamede MASAK raporundan kaynaklı bir suç isnadı yazılmamıştır. Gizli ortak diye iddia edilen arkadaşlarla ya da başka şüphe uyandıracak birileriyle 1 lira para hareketi olmadığı görüldüğünden bu raporlar, gizli ortaklığın olduğuna değil, olmadığına delildir. Bana yöneltilen suçlama, örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım ettiğim iddiasıdır. Olduğuna inanmadığım, olmayan bir örgüte yardım etmekle suçlanıyorum. Ancak bu suçun oluşması için sadece birilerini tanımak, aynı siyasi çevrede bulunmak, telefonla görüşmek veya aynı şehirde, aynı ilçede yaşamak yeterli olmamalıdır. Bu suçun oluşması için kişinin var olduğu iddia edilen örgütün amacını bilerek ve isteyerek, o amaca hizmet eden somut bir yardım eyleminde bulunması gerekir. Yani ortada bilerek ve isteyerek yapılmış bir yardım olmalıdır. Burada örgütün varlığı şu anda dahi kanıtlanmış değildir. İddianamede benim hakkımda kullanılan ifadeler; ‘yakınıdır’, ‘arkadaşıdır’, ‘duydum’, ‘sistemde olduğu bilinir’ gibi yoruma, duyuma dayalı ifadelerdir. Belediye başkanlığını kaybetmiş birisi olsaydım, siyasi görevi olmayan birisi olsaydım bu iddianame yazılır mıydı? Bırakın suçu, en ufak bir suça şüphe dahi olmayan bu konularla ilgili ne soruşturma açılırdı ne dava açılırdı. Dolayısıyla bu; Beyoğlu Belediyesi’ni kazanmış olmamızdan yazılmış bir iddianame, kesinlikle siyasi bir davadır. Oysaki iddianame siyasal aidiyete göre değil, somut fiil ve delillere göre yazılmalıydı. Siyaset adliye koridorlarında değil, sokakta, halka hizmette yarışmalıydı. Yıllarca 22 dolardan pankart yaptırmışlar Beyoğlu Belediyesi’ne. On binlerce pankart yapılmış. Kaç paradan yapılmış bu pankartlar? 22 dolardan yapılmış. Biz kaç paraya yaptık aynı pankartı? 2 buçuk dolara yaptık. Eğer tersi olsaydı, o dönem 2 buçuk dolara yapılan bir işi biz bugün 22 dolara yapıyor olsaydık; iddianamede muhtemelen bir eylem olarak da o yer alacaktı." dedi.