Nuh Tufanı, insanlık tarihinin en eski ve en güçlü anlatılarından biridir. Büyük bir tufan, sular altında kalan bir dünya, bir gemi ve tufanın ardından yüksek bir dağın üzerinde yeniden başlayan hayat… Ancak bu kadim olayın en büyük sorusu hâlâ cevaplanmış değildir: ‘’Nuh’un Gemisi nereye oturdu?’’
Günümüzde Nuh a.s’ın Gemisi denildiğinde çoğu zaman Ağrı Dağı ve Doğubayazıt yakınlarındaki Durupınar Formasyonu akla gelir. Ancak İslami kaynaklarda ve Kur’an’da çok daha farklı ve dikkat çekici bir yer karşımıza çıkar: ‘’Cudi Dağı…’’ Kur’an-ı Kerim’in Hûd Suresi 44. ayetinde tufanın sona ermesinin ardından geminin “Cûdî üzerine oturduğu” ifade edilir. TDV İslâm Ansiklopedisi de Cûdî Dağı’nı, Hz. Nuh’un gemisinin tufandan sonra üzerine oturduğu dağ olarak tanımlar. Bu nedenle Hz. Nuh’un Gemisi meselesini yalnızca Ağrı Dağı üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Muharref Tevrat’ta “Ararat dağları” ifadesi kullanılırken Kur’an’da doğrudan Cûdî adı geçmektedir. Cudi’nin bugünkü Şırnak çevresindeki dağla özdeşleştirilmesi ise İslami literatürde oldukça eski bir gelenektir.
Cudi’nin gizemini daha da artıran önemli bir başka unsur ise Sefine bölgesidir. “Sefine” Arapçada gemi anlamına gelir. Cudi Dağı’ndaki Sefine bölgesi, yüzyıllardır Nuh’un Gemisi’nin indiği yer olarak kabul edilen ve farklı dini toplulukların kültürel hafızasında yaşayan bir bölge olarak anlatılır. Şırnak Üniversitesi çalışmalarında da Sefine geleneği, Nuh Tufanı ve Cudi’nin tarihsel-kültürel yapısı çeşitli araştırma başlıkları içerisinde ele alınmaktadır.
Hz. Nuh’un Gemisi'yle ilgili en ilginç hususlardan biri de geminin ahşap parçalarıyla ilgilidir. Bazı geleneksel anlatılarda gemiden kalan parçaların farklı dönemlerde çeşitli yapılarda kullanıldığı ileri sürülür. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinden hareketle aktarılan bazı rivayetlerde bu parçaların İstanbul’a kadar götürüldüğü ve Ayasofya ile ilişkilendirildiği anlatılır. Hatta Ayasofya’da İmparator Kapısında Nuh a.s’ın gemisinden tahta parçalarının kullanıldığı söylenmektedir. Ezoterik açıdan bakıldığında ise bu anlatı farklı bir anlam kazanır. Kadim kültürlerde kutsal bir olayın maddi kalıntısının korunması, yalnızca fiziksel bir hatıranın saklanması olarak görülmez; o nesnenin geçmişin hafızasını ve olayın sembolik gücünü taşıdığı düşünülür. Bu açıdan geminin parçalarının başka kutsal yapılara taşındığına ilişkin bilgiler, “eski dünyanın hafızasının yeni dünyaya aktarılması” şeklinde yorumlanabilir. Nuh Tufanı’nın sembolik anlamı da burada önem kazanır. Tufan yalnızca büyük bir su felaketi olarak değil, eski düzenin sona ermesi ve yeni bir dünyanın başlaması şeklinde okunabilir.
Ayrıca özellikle baktığımız zaman, Nuh a.s’ın soyunun tufandan sonra yeniden Cudi çevresinden yayılmış olma hususu da önemlidir. Bunun kesin arkeolojik bir cevabı bulunmamaktadır. Ancak Cudi ve çevresi, Mezopotamya’nın kuzeyindeki son derece eski kültür coğrafyasının içerisinde yer almaktadır. Bu nedenle araştırılması gereken konu belki de yalnızca geminin kendisi değil, tufan sonrasında ortaya çıkan yerleşim düzenidir. İnsanlar gemiden indikten sonra nereye gittiler? Hangi vadilere yerleştiler? Hangi toplulukları kurdular? Eski dünyanın bilgisi yeni nesillere nasıl aktarıldı? Tüm bu soruların sırrı hala önemini korumaktadır.
Hz. Nuh’un Gemisi araştırmalarının diğer önemli merkezi ise Ağrı’daki Durupınar Formasyonu'dur. Doğubayazıt yakınlarında bulunan tekne biçimli oluşum 1959’dan beri gemi iddialarının merkezindedir. 2026 yılında da Sivas Cumhuriyet Üniversitesi öncülüğünde farklı ülkelerden bilim insanlarının katıldığı kapsamlı bir saha çalışması gerçekleştirilmiş; yer altı radarları, hassas haritalama, 2D-3D modeller, toprak numuneleri ve karot çalışmalarından yararlanılmıştır. Günümüzde, gündemde de çokça yer alan arazi çalışmalarının 11 Eylül 2026’da tamamlandığı ve analizlerin ardından sonuçların 2027’de açıklanmasının hedeflendiği belirtilmektedir. Ancak Durupınar’ın Nuh’un Gemisi olduğu henüz kanıtlanmış değildir. Dolayısıyla bugün elimizde iki farklı fakat birbirini tamamlayan araştırma alanı bulunmaktadır: Bir tarafta Kur’an ve İslam geleneğiyle güçlü biçimde ilişkilendirilen Cudi Dağı ve Sefine, diğer tarafta ise bilimsel araştırmaların sürdüğü Ağrı-Durupınar oluşumu vardır. Benim şahsi kanaatim Ağrı Dağında yapılan bu araştırmaların farklı bir maksadı olduğu ve başka bir şeyin arandığı yönündedir. Bununla alakalı çok dikkatli olmamız gereken bazı hususlar vardır. Belli ki Ağrı Dağı’nda çok başka ve farklı bir şeyin aranması ve çalışması yapılmaktadır. Geminin Cudi’de olma olasılığı daha yüksekken, neden ısrarla Ağrı Dağı’nda arama faaliyetleri yapılıyor? İşte bu soru bize çok daha farklı bir yere götürebiliyor. Umarım bu konuda gerekli takip ve hassasiyet ilgili kişiler ve kurumlar tarafından yürütülüyordur.