Ünlü yönetmen İsmail Güneş, yıllar önce Halit Ergenç ve son günlerde adı medyada sıkça anılan Ayşe Barım ile ilgili bir anısını paylaştı...
Amele pazarında simsarlık yapan ağalardan daha merhametsiz, faşistlik kavramını tüm bedeniyle kapsayıp anlamından dışarı taşıran oyuncu simsarı kadın (bu sıra ismini herkes biliyor) kimin ayağını acıttı bilmiyorum. Ancak bundan tam 10 yıl önce bizzat şahsıma karşı giriştiği ambargoyu, Halit Ergenç ve kimi neden savunduklarını bilmeyenlerin konuşmalarını, yazdıklarını öğrenince ortadaki topa vurmamazlık olmazdı.
New York’tan İstanbul’a: Halit Ergenç ile Randevu
2014 yılının aralık ayında, New York’taki kuleler henüz yıkılmadan, TRT’de yayınlanacak bir dizi için birlikte çalıştığım Halit Ergenç’le randevulaştım. Türkiye’ye geldiğinde, ilk aldığı telefon hattını değiştirmemişti. Yağmurlu ve soğuk bir günde, Ulus köprüsünün altından beni Porsche aracıyla aldı.
Küçük hâl hatır konuşmalarını bitirmeden, şimdi arasam yerini bulamayacağım küçük, yeşillikler içindeki bir kafeye geçtik. Çoğunlukla burada dinlenmeyi tercih ediyormuş. Ben çay söyledim, ömrümün en kötü çayını içerken yaz programını sordum.
Muhteşem Yüzyıl dizisi sezon sonunda bitecekti. “Kervan 1915” film projesi haziran başında çekimlere başlamayı gerektiriyordu ve toplam 3 ay sürecekti. Bu nedenle telaşıydım. Karakterim, pala bıyıklı bir adam olmalıydı. Halit Bey’in hazırda sakalı ve bıyıkları varken, yaz dönemini rezerve edebilirim diye düşünmüştüm.
Yönetmen Taylan Biraderler’e bir film sözü olduğunu söyleyince, ona kendi projemden bahsetmedim bile. Ancak o nezaket gösterip sorunca, Katırcı Salim’in gerçek, küçük hikayesinden bahsedip telefonumdaki fotoğrafını gösterdim. Uzunca bir süre fotoğrafa bakıp adeta iç geçirerek “güzelmiş” dedi. Bir iki güncel meslek üzerine konuşmadan sonra ayrıldık.
Ambargonun Başlangıcı: “Benim Oyuncumla Görüşemezsin!”
Yürüyerek 1. Levent’e geçerken telefonum çaldı. Arayan, cast direktörüydü. Sesi telaş ve korkuyla kucak kucağaydı. “Siz Halit Bey’le mi görüştünüz?” diye sordu nefes nefese. “Evet” dedim, endişesine anlam veremeden.
“Beni Halit Bey’in menajeri aradı.” dedi, yüreğinin tıkırtılarını saklayamadan. Duruma anlam verememiştim. “Ne alaka?” dedim, başıma geleceklerden habersiz. Kadıncağız bir nefeste, “Senin yönetmenin benim oyuncumla ne hakla haberim olmadan görüşür?” diye azarlamış, ardından da “Bu filme bir oyuncu bile vermeyeceğim gibi, size oyuncu verenlere de oyuncu vermeyeceğim.” diye tehdit edip, cevabını beklemeden telefonu suratına kapatmış.
Ben de ona, “Halit benim eski arkadaşım, öylesine bir görüştük, bir sahife bile olsa kendisine herhangi bir metin parçası filan vermediğimi” söyledim. Adı geçen oyuncu simsarını tanımıyordum. Ne karşılaşma ihtimalimiz ne de yanlışlıkla omuzlarımızın birbirine gıcıklık olsun diye dokunma durumu vardı. Gerçi görsem, en az beş adım uzağından geçerdim, o ayrı.
Cast direktörünü olabildiğince sakinleştirmeye çalıştım. Araya hafta sonu girdi, yanlış hatırlamıyorsam. İki üç gün sonra da “Ben yapamayacağım” deyip işi bıraktı.
Ambargonun Etkileri: Oyuncular ve Hayali Teklifler
Biz başka bir arkadaşla devam etmek durumunda kaldık. Mesele tarafımızdan unutulmuştu. Senaryomuzu verip içinde olmak isteyen iki oyuncu arkadaşımızın menajerlerinden biri, cast direktörümüzü arayıp, “Oyuncumun bu filmde olmasını istemiyorum.” demişti. Oyuncuların sahibi olduklarını öğrenmiş olduk böylece.
Diğeri ise çok ihtiyacı olmasına rağmen uzun süre bizi oyaladı. O bizi oyalarken, hiç beklemediği kadar dizi teklifleriyle başı döndürüldü. Bir dizide başlamak, oyuncular için önemli bir durumdu. Neticede biz bu çeteye bulaşmayan oyuncu arkadaşlarımızla yolumuza devam ettik. Hayali tekliflerle başı döndürülen oyuncu da söz konusu dizilerden hiçbirinde görülmedi.
Sonuç: Küfür Tek Millettir
Öykü bu kadar. Bunun yaşanmış ikinci bir öyküsü de var. İstenirse onu da yazarım, insanlar neler döndüğünü daha iyi kavrar.
Sonuç olarak: “Küfür tek millettir.” Diyebiliriz.