Süleymancılık akımı olarak bilinen ve günümüzde Süleyman Hilmi Tunahan'ın torununun oğlu Alihan Kuriş'in liderliğini yaptığı örgüte yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada çok çarpıcı detaylara ulaşıldı. Türkiye genelinde 81 ilde ve dünya çapında yaklaşık 50 ülkede faaliyet gösteren yapının, devlete karşı paralel bir sistem kurduğu ve gizliliği en üst seviyede tutarak hareket ettiği belirlendi. Savcılık dosyası, örgütün akıllara durgunluk veren yöntemlerini ve devlet organlarını devre dışı bırakmayı hedefleyen karanlık yapılanmasını tek tek ortaya koydu.
"MEHDİ" SÖYLEMİ, SAHTE DOĞUM TARİHİ VE İSİM DEĞİŞİKLİKLERİ
Soruşturma dosyasında yer alan bilgilere göre Alihan Kuriş, örgüt tabanında "Mehdi" olarak konumlandırıldı. Kuriş'in gerçek doğum tarihi 28 Temmuz 1982 olmasına rağmen, tabana ve mensuplara Hicri 1400 yılına denk gelen 21 Kasım 1979 tarihi lanse edildi. Resmi kayıtlarda "Erhan Faruk" olan adını 1989 yılında "Ali Erhan"a, 2006 yılında ise "Alihan" olarak değiştirdiği saptandı. Yapı içerisindeki mutlak itaati sağlamak amacıyla örgüt tabanı, Alihan Kuriş'in aldığı tüm kararları Peygamber Efendimiz ile görüşerek aldığına inandırıldı. Bu dini söylemler özellikle seçim dönemlerinde yoğunlaştırılarak mensupların tek bir yöne kanalize edilmesi ve kitlelerin kontrol altında tutulması sağlandı.
7.2 MİLYAR LİRALIK KAYIT DIŞI FİNANS VE BANKA AĞI
Alihan Kuriş'in liderliğe geçişiyle birlikte örgüt gelirlerinde devasa bir artış yaşandığı görüldü. Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün sadece 2025 yılı verilerine göre, bünyelerindeki 2 bin 82 dernek vasıtasıyla tam 7.2 milyar lira gelir elde edildiği ve bu devasa bütçenin resmiyete dahil edilmeyerek tamamen kayıt dışı kullanıldığı rapor edildi. Yapının finansal trafiğinde Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıfbank gibi kamu bankalarını kesinlikle kullanmaktan kaçındığı, tüm para transferlerini güvendikleri şahısların kişisel banka hesapları üzerinden yürüttüğü tespit edildi. Ayrıca FETÖ mensubu kadınların örgüte kazandırılarak onların para toplama konusundaki tecrübelerinden faydalanıldığı da üst yönetimin değerlendirme toplantılarına yansıdı.
"KENDİMİZİ KUMA GÖMECEĞİZ" TALİMATI, ŞİFRE-MAİL ONAYLARI VE ULAKLAR
Örgütün kendi içindeki faaliyetlerini gizlemek adına "Kendimizi kuma gömeceğiz" parolasıyla hareket ettiği belirlendi. Bu kapsamda WhatsApp ve Facebook gibi yaygın sosyal medya uygulamalarının kullanımı yasaklanarak haberleşmenin şifreli e-postalar ve özel geliştirilmiş yazılımlar üzerinden yapıldığı ortaya çıkarıldı. Şehirler arasındaki emir ve talimatların "Ulak" adı verilen özel aracılarla taşındığı, bu ulakların deşifre olmamak adına iki kez üst üste aynı şehre gitmediği ve aynı aracı kullanmadığı saptandı. Yurtlar ve derneklere ait gizli evraklar sadece sorumlularda bulunan özel şifreli çantalarda saklanırken, yurtlarda resmi ve gayri resmi olmak üzere iki ayrı kayıt tutulduğu anlaşıldı. Gayri resmi işlemler için zimmetlenen özel bilgisayarlara ise şifre, mail ve cep telefonu olmak üzere 3 aşamalı onay sistemiyle girilebildiği kaydedildi.
"İNKAR CİHATDIR" SÖYLEMİ VE POLİS DENETİMLERİNE BARİKAT
Soruşturma dosyasındaki en dikkat çekici kısımlardan biri de devlet denetimlerine karşı alınan önlemler oldu. Yurtlarda güvenlik kamerası kaydı bulundurulmaması yönünde talimat verilirken, kolluk kuvvetlerinin veya devlet görevlilerinin denetime gelmesi halinde kameraların "bozuk" olduğunun söylenmesi istendi. Örgüt üyelerine bu durumlar karşısında "inkar etmenin de bir cihat olduğu" telkin edilerek devlet denetimlerinin önüne geçilmeye çalışıldı. Haberleşme ağında ise güvenlik birimlerince tespit edilen ve FETÖ'nün kullandığı ByLock benzeri özel bir kriptolu iletişim uygulamasından yararlanıldığı belirlendi.
MERKEZİ ALMANYA'YA TAŞIMA PLANI VE KAÇAK YURT GERİLİMİ
Yapılanmanın Türkiye'de artan denetimler ve incelemelerden kaçmak amacıyla ana faaliyet merkezini Almanya'ya taşımayı hedeflediği ortaya çıktı. Almanya'nın Köln şehrinde 17 bin metrekarelik alana kurulan ve maliyeti 70 milyon Euro olan İslam Kültür Merkezleri Birliği (VIKZ) tesisinin tamamlanmasıyla birlikte, tüm Avrupa ve dünya koordinasyonunun buradan yönetilmesi planlandı. Öte yandan, İstanbul'daki Büyük Piyale Kur'an Kursu ve Sadabat Erkek Öğrenci Yurdu gibi yapıların hazine arazisi üzerinde kaçak olması ve deprem riski taşıması nedeniyle yıkılması üzerine, örgütün seçim öncesinde tabanını ve kamuoyunu hükümete karşı kışkırtarak propaganda yürüttüğü aktarıldı.
YURT DIŞINDAN GETİRİLEN KÜÇÜK ÇOCUKLAR
Soruşturma evrakında yer alan son detay ise yurt dışından getirilen küçük yaştaki çocuklara yönelik faaliyetler oldu. Yurt dışından turist vizesiyle Türkiye'ye getirilen yabancı uyruklu küçük yaştaki çocukların Kütahya, Mersin ve Antalya'daki yurtlara yerleştirildiği ve burada örgüt ideolojisine göre eğitildikleri tespit edildi. Çocukların Türkiye'deki kalış sürelerini uzatabilmek için dil eğitimi kılıfı altında çeşitli kuruluşlarla irtibata geçildiği, operasyonda gözaltına alınan Hüseyin Türker'in ise bu yabancı çocuklardan sorumlu isim olduğu dosyaya girdi.