Uzun aradan sonra aslında bir Adalet Bakanı Akın Gürlek analiziyle başlamak istiyordum. Nevi şahsına münhasır biri bana göre. Daha önce yazdığım Hakan Fidan yazısının gördüğü ilgi bu seriye devamı gerektiriyordu. Ve fakat, dünyada/ ülkede her şey o kadar hızlı değişiyor ki olmadı.
Ama. Pazar günkü Fenerbahçe kongresi ve seçiminde, takım tutsun tutmasın herkes için, hayata ve iletişime dair öyle dersler çıktı ki yazmasam olmazdı.
Olağanüstü kongrede Fenerbahçe, yeni başkanını seçti. Yeni başkan, eski başkandı.
Kongre üyeleri sayısında Beşiktaş ilk sırada olsa da, aidat ödeyerek oy hakkı kazanan delege sayısında Fenerbahçe önde. Nitekim geçerli oy sayısı 27 bin 172 oldu. Aziz Yıldırım da “umut vaat eden” rakibi Hakan Safi’den iki kat fazla oyla başkan seçildi. Fenerbahçe camiasına hayırlı olsun.
Seçimi önemli kılan, sadece kongre üye sayısı değil, “Fenerbahçe Cumhuriyeti” tanımlamasını da unutmamak gerekiyor. Kulübün, niteliksel olarak Türkiye ortalamasını birebir temsil ettiği söylenebilir. (Bu özellikte bir de, Cumhuriyetin ilk üniversitesi olan Ankara Üniversitesi vardır.)
Seçim iki aday arasında geçti: Aziz Yıldırım ve Hakan Safi. (Günümüz seçimlerinin karakterine uygun durum böyle, çok adayla başlayıp iki adaya kalmak.)
Biri yaşlı, diğeri gençti.
Biri deneyimli, diğeri değildi.
Biri somut, diğeri muallaktaydı.
Biri geleneksel medyacı, diğeri sosyal medyacıydı.
Biri tanıdık, diğeri meçhuldü.
Bu özellikler zaten bilinen şeyler. Analiz sayılmaz.
Başka gerçeklerin altını çizmek istiyorum.
Başkan adayları kesinleştiği anda Aziz Yıldırım’ın kazanacağından emindim. Ve fakat, ekranlardaki yıllanmış yorumcular Hakan Safi’nin kazanma olasılığından söz ediyorlardı. Genç yorumcular da onlara eklemleniyordu. Sosyal medyada bir Hakan Safi rüzgârı esiyordu.
Yanılma ihtimalim var mıydı? Neyi atlıyor olabilirdim? Sahip olduğum iletişim bilgisiyle tanık olduğum durum arasındaki çelişki, kendimden şüphe etmeme neden oldu. Çünkü iletişim bilgisi Aziz Yıldırım’ın hem de açık ara kazanacağını ayan beyan söylüyordu ama durum öyle görünmüyordu.
Sonuç? İletişim bilgisi kazandı! Bilgi yanlış yaptırmaz, yanılmaz. Yeter ki neyin bilgi, neyin algı, neyin duygu, neyin manipülasyon olduğu fark edilebilsin. Aralarındaki çizgiler hiç net değildir.
O nedenle, 21. Yüzyılda hayal kırıklıkları, hayallerin gerçekleşmesinden daha fazla yaşanır oldu. Bilgiden şaşmayacaksın.
Konuyu açmak şart. Bu seçim sürecinden çıkarılacak dersler, Yıldırım- Safi’den yola çıksa da her tür ilişki biçimi için geçerlidir;
Bir:
İletişim bilgisine göre vaatte bulunanlarla, bir karakter, duruş ortaya koyanlar arasındaki tercihte ikinciler kazanır. Safi’nin “Onu transfer ettim, bunu aldım, şunla anlaştım” demesiyle, Yıldırım’ın “Kimi almak gerekiyorsa o alınır. Maçı kazanan takım ruhudur” demesi arasındaki tercih, elbette başarıya giden yolun ilkelerle gerçekleşeceğini kanıtlar. Zira taraftar, futbolcu almakla başarının gelmediğine yeterince tanıklık etmiştir.
Ders: İlkeler ve duruş her zaman vaatlerden güçlüdür.
İki:
Hakan Safi’nin muhataplarca yalanlanan açıklamalarını, vaatlerine eklediğinizde güvenilirlik zarar görür.
Ders: Zaman ne kadar değişirse değişsin, bir gruba liderlik edecek kişide ilk aranan özellik hep “güvenilirlik” olarak kalır.
Üç:
Herkesin atladığı bir başka önemli karar belirleyici durum, projeleri gündeme getirerek mali yeterlilik vurgusunun insanları sanıldığı gibi etkilemediğidir. Safi’nin açıkladığı projelerin karşısında, Yıldırım’ın 3 Temmuz sürecini, 50 bin kadının desteğini hatırlatması, birlik/ beraberlik vurgusu yapması daha etkiliydi. Kongre üyelerinin çoğuyla tanışıklığı da cabası.
Ders: İnsana ve kalbine dokunmak projelerden güçlüdür.
Dört:
Akademik hayatımın önemli bir kısmı, sosyal medyanın yanlış anlaşıldığını açıklamakla geçti. Bu konuda bir kitap da yazdım, taaa 2013’te: Aşk Yüzyılı Bitti. Sosyal medyaya hâkim olan psikolojinin, gerçek dünyayla doğrudan bir ilişkisi yoktur. Dijital hayat ve gerçek yaşam arasında yarılma vardır, aradaki köprüleri dikkatli kurmak gerekir.
Sosyal medya, provoke edilebilen, manipülasyona uygun, gerçeği değiştirip dönüştüren bir ortamdır ve zaten bu niteliklerden beslenir. Bu ortamı oluşturmak için paranızın olması yeterlidir. Hakan Safi de öyle yapmış.
Ders: Gerçek dünyaya dair verilen kararlar, gerçek durumlardan etkilenir, sosyal medyayla sadece meşgul olur.
Beş:
İletişim yönetimi işi, sosyoloji, psikoloji, siyaset bilimi gibi sağlam akademik bilgilerin koordinasyonuyla yönetilen bir iştir. Gazetecilerden iletişim danışmanlığı alınamaz. Gazetecilerden alınacak olan şey, ilişki pazarlamasıdır. Neden çok basit, gazetecilik işi eylem odaklıdır, olayları toplar, haberleştirir ve yayar. Eylem, söylem ve zamanlama farklı işlerdir.
Daha vahim olanı, sosyal medya fenomenleriyle iletişim yönetmeye kalkmaktır. Onların işi “dijital gündem”de kalmak için gerçeklerle oynamak, olabildiğince köpürtmek ve maniple etmektir. Fenomen iletişim yönetiminde, sadece pazarlamada kullanılabilecek bir araç olabilir.
Ne yazık ki, Hakan Safi iletişimini yönetme işini, milyonlarca lira (rakam bende saklı) ödediği eski bir gazeteciye, bir sosyal medya fenomeniyle yürüttü.
Ders: İlişki pazarlamakla, iletişim yönetmek aynı şey değildir.
Altı:
Bu bilgi bile gösteriyor ki, “Yapıyı yıkar, masayı kırarım” türü açıklamaları, tamamen sosyal medya için düşünülmüş, oy verecek kitlenin psiko-sosyal analizinden zerre bilgi sahibi olmadan ortaya atılmış, Hakan Safi’nin ayağının altındaki sandalyeyi kendisinin çekmesine neden olmuştur.
Ders: Analiz yapmadan, “like”lamak, takipçi kazanmak için ağzınızdan çıkan cümleler, bütçenizi kaybetmek için kullanmak anlamına gelir.
Yedi:
Eğer bilgiden hareket eden bir ekibiniz varsa, Ali Koç’un size destek vermesinin neden ters tepeceğini anlamak için çok fazla zekâya ihtiyacınız da olmazdı. Para bir gösteri gücü olabilir ancak bir güven gücü değildir.
Ders: Kaybetmiş birinin desteği, kaybetme ihtimalinizi artırır.
Listeyi daha da uzatabilirim ama üç özet ders daha ekleyip bitireyim;
Ek ders 1: İletişim yönetiminde bilgi, paradan daha çok sonuç belirleyicidir.
Ek ders 2: Yorulmuş insanlar, macera sevmezler.
Ek ders 3: İletişim yönetimi, tarihin hiçbir döneminde önemli olmadığı kadar önemli hale gelmiştir.
Bu yazı bir Fenerbahçe yazısı gibi okunsa da insanların desteğini kazanmak isteyen her durum, her kurum, her kişi için geçerlidir.
AKLIMDA KALAN
Dünya Kupasındaki iletişim fırsatının kaçması: Dünya kupası uzak ülkelerde oynanıyor. Maç saatleri uykuya denk geliyor. Yıllar sonra katılma hakkı kazandığımız Dünya Kupasının bu iki handikap doğru değerlendirilebilseydi, maç yaptığımız yerde kalplere taht kurmayı başarabilirdik. Ülkemizin ve Milli Takımın marka değerini elensek de elesek de küresel ölçekte yukarı çekebilirdik. Çok ama çok önemli bir küresel iletişim fırsatını kaçırdık. TFF’nin iletişim kapasitesi fazlasıyla sorunlu olduğundan İletişim Başkanlığı konuyu kendi bünyesine almalı.