Fehmi Koru onu hâlâ "siyaset bilgesi" sanıyor!

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile yerel seçim öncesi görüşmesi tepki topladı. Gül'ü savunma görevi ise bir kez daha yakın dostu Fehmi Koru'ya düştü

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 24 Haziran erken seçimlerinde, kendisine "kardeşim" diyerek Çankaya yolunu açan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a karşı muhalefetin çatı adayı olmak için harekete geçmiş ve AK Parti seçmeninin büyük tepkisini toplamıştı.

Ancak, CHP tabanından gelen yoğun itirazlar üzerine Kemal Kılıçdaroğlu'nun geri adım atmak zorunda kalması, Abdullah Gül'ün planlarını suya düşürmüş, Gül bir basın toplantısı düzenleyerek adaylıktan vazgeçtiğini açıklamıştı.

Gül'ün kendisini, eski yol arkadaşı Erdoğan'a karşı açılan cephede konumlandırması, AK Parti seçmenlerinde büyük hayal kırıklığına neden oldu ve Gül'e yönelik ciddi bir öfke dalgası yarattı.

CHP'liler tarafından eşi başörtülü olduğu için, "Bizim Cumhurbaşkanımız değil" denilerek dışlanan Gül, bu son siyasi hamlesi ile AK Parti seçmeninin gönlündeki yeri de kaybetti.

YEREL SEÇİM ÖNCESİ İSMİ TEKRAR GÜNDEMDE

Öte yandan, 31 Mart seçimleri yaklaşırken, Abdullah Gül'ün ismi bir kez daha muhalefet cephesinde gündeme geldi.

Geçtiğimiz günlerde Abdullah Gül'ün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile gizlice görüştüğü ortaya çıktı.

Kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu görüşme hem AK Parti, hem CHP cephelerinden eleştirileri de beraberinde getirdi.

YİNE FEHMİ KORU SAVUNDU

Son yıllarda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uğradığı tüm saldırılara ve itibar suikastlarına karşı sessiz kalmayı tercih eden Gül'ü savunmak ise bir kez daha yakın arkadaşı gazeteci Fehmi Koru'ya düştü.

Koru, muhalefetin Abdullah Gül'e akıl danışmasının anormal bir durum olmadığını savunarak, "AK Parti eğer Gül'e danışsaydı, MHP ile ittifak kurmaya gerek kalmazdı" yorumunda bulundu.

Türkiye'de iktidar ve muhalefet partilerine oy veren seçmenlerin aynı derecede hoşlanmadığı ortak isim olmayı başaran Gül'ü, "Uluslararası çapta bir siyaset bilgesi" olarak tanımlaması da dikkat çekti.

İşte o köşe yazısı;

- Abdullah Gül yakınlarda Kılıçdaroğlu ve Karamollaoğlu ile görüşmüş… E, ne olmuş yani?

“Türkiye’de siyasi hayata bulaşmış isimler arasında işi en zor olan kişi kimdir?” diye sorulsa benim hiç duraksamadan vereceğim isim şudur: 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül…

AK Parti denildiğinde ilk akla gelen birkaç isimden biri, AK Parti iktidarının ilk başbakanı, uzun yıllar dışişleri bakanı ve aynı partiden ilk cumhurbaşkanı olan Gül, bazısı ‘gazeteci’ sıfatını taşıyan çoğu ‘trol’ diye tanımlanan ‘yeni AK Partili’ tipler tarafından her fırsatta çarmıha gerilmek isteniyor.

Son suçu ağır: Vaktiyle birlikte siyaset yaptıkları Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu ile görüşmesi yetmezmiş gibi, CHP’nin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “Görüşebilir miyiz?” teklifine de olumsuz cevap vermemiş, onunla da görüşmüş…

Hem de yerel seçimlere gidilirken…

Bugün biri “Kılıçdaroğlu’na aday ismi de önerdi” diye yazıyor.

Aman ne kadar kötü bir iş yapmış 11. Cumhurbaşkanı…

Oysa sorulması gereken esas soru şu değil midir:

“Saadet Partisi ve CHP liderlerinin görüş almak için görüşme ihtiyacı duydukları Abdullah Gül ile, kurucusu olduğu partinin ileri gelenleri neden sıkça görüşmüyor, neden kritik dönemeçlerde ne düşündüğünü öğrenmek ve varsa isimler önermesi için kapısını çalmıyor?”
Kaht-ı rical kaderimiz olmamalı

Türkiye’nin uluslararası platformlarda sesini duyuracak, tezlerini savunacak fazla isim yok. Deneyimli siyaset kişileri konusunda fukara bir ülkeyiz. Söylediği sözün bir ağırlığı olan, geçmişte kurduğu ikili ve çoklu ilişkiler sayesinde bugün de ağzından çıkanlara güvenilen kimimiz var?

Hiç kuşkusuz Abdullah Gül bu sorularıma cevap olabilen nadir kişilerin başında geliyor.

Zaten bu sebeple kapısı çalınıyor.

Yalnızca Saadet ve CHP liderleri tarafından değil, ülkemizi ziyaret eden nice yabancı devlet adamı, uluslararası gazeteci, Türkiye üzerine çalışan bilim insanı tarafından da…

Çağrıldığında -ki sıkça çağrılıyor- uluslararası toplantılara katılıyor, pek çok etkinlikte onur konuğu konuşmacı olarak yer alıyor.

AK Parti’nin kendi içinden çıkmış uluslararası çapta bir siyaset bilgesi olarak kendisiyle övünmesi gerekmez mi?

Kapısını herkese açık tutması beklenen biri 11. Cumhurbaşkanı Gül; o sebeple AK Parti’den önemli isimler yanında, görüşlerini merak eden ülkemizin meraklı insanları -araştırmacılar, gazeteciler- de kapısını aşındırıyor.

CHP’nin ve Saadet Partisi’nin ve başka çizgiden insanların Gül‘e atfettikleri değer AK Parti’yi sevindirmeliydi.

Neticede o partilere mensup olanlar da bu ülkenin insanları. AK Parti’nin tabanı ile CHP ve Saadet’in tabanlarının birlikteliği ülke için en geniş mutabakat zeminini teşkil eder; Abdullah Gül işte bunu sağlayabilecek bir siyasi figür.

AK Partili olunca AK Partili olmayanları ‘düşman’ bellemek mi gerekiyor?

Galiba öyle.

Hatta, AK Partili olmayanları ‘düşman’ bellemeyen AK Partilileri de ‘düşman’ belleyenler çıkıyor günümüzde.

Dün AK Parti’ye küfrediyorlardı, bugün ise AK Parti namına…

Çoğu nevzuhur AK Partililer bunlar…

Bazısını medya camiası içerisinde yer aldıkları için tanıyorum. İçlerinde, AK Parti’nin kurulduğu dönemde bulundukları medya grubunda yeni parti aleyhine çevrilen her türlü tezviratta ön safta yer almış olanlar var. Daha belediye başkanlığı döneminde Tayyip Erdoğan‘ı yetkilisi olduğu televizyon kurumunun kapısından içeri sokmamakla övünenleri bile hatırlıyorum.

Gazeteciliği siyasetin yedek lastiği olmak sanıyor ve goygoyculuk yapmayı yorumculuk olarak sunuyor o bazıları…

AK Parti’yi samimi destekleyen kitle onların şimdilerde AK Parti namına sergiledikleri tezviratları hayretle izliyor.

Oylarının yüzde 50’den yüzde 40’lara yaklaşması AK Parti’nin, iktidar için MHP ile ittifakın şart hale gelmesinin sebebi nedir sanıyorsunuz?

Diğer partilerin Gül‘e gösterdikleri ilgiyi AK Parti de gösterse, her kritik konuda onun birikimlerinden de yararlanıldığını belli edecek biçimde davranılsa ve bu tavır izlenen politikalara da yansısa, acaba yine de MHP desteğine ihtiyaç duyulur hale gelinir miydi?

Ben gelinmeyeceğini düşünenler arasındayım.

Temel Karamollaoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmelerinde liderlere birkaç ay sonra yapılacak seçimde aday ismi telkininde bulunmuş mudur Abdullah Gül?

Sanmam. Onlar sormamış, o da böyle bir telkine ihtiyaç duymamıştır.

Peki de, sorsalar ve o da isim telkininde bulunmuş olsaydı, bunun ne zararı olabilirdi? Hele bir de onun takdir ettiği biri CHP veya Saadet Partisi’nden aday gösterilse ve seçilse bu neden yanlış olsun?

MHP’li adayları bazı illerde ve ilçelerde desteklemeye hazırlanmıyor mu AK Parti, ittifak gereği?

Ne diyeceğimi daha yazımın girişinde dedim aslında: Türkiye’de işi en zor olan kişilerin başında Abdullah Gül geliyor.

Gündem Haberleri