Paris, Marsilya, Lyon…. Bunlar bugünlerde, sık sık adını öğrenci hareketleri ve milliyetçi ve sol muhalefetin sokakları sürüklemesi ve yağmalarla duyduğumuz meşhur Fransız şehirleri.
Yeni bir şey değil aslında. Fransa denince 1780’lerden beri sokak hareketlerine adını yazdırmış bir ülkedir. Nitekim, 1879 Fransız İhtilali ve sonrasında, 18040’lardkai Sol hareketler, bunların meşhurlarıdır. Fransızların bir meşhur sokak eylemleri daha vardır, o da, bizdeki ve dünyadaki sol entelektüellerde, bir anakronik veya melankoli hâline gelmiş olan 1968 olaylarıdır. Kısaca, 1968’i hatırlayalım: ABD Vietnam Savaşında, ülkeyi yakıp yıkmaktadır. Bu durum, Babyboom- Savaş sonrası bebek patlaması kuşağının, “Küreselci Wokie” lümpen kültürünün öncüsü sayılan feminizm, cinsel devrim vs. gibi duygu ve düşüncelere dalıp, “savaşma seviş” sloganıyla, ABD’de başlamış gençlik hareketleriydi. Bir bakıma, refah toplumu ABD gençliğinin girdiği ruhsal ve fikirsel bunalımın çıkış yolu gibi kendini göstermesiydi. Bu hareketin Fransa’daki yankısı, Milliyetçi Fransız Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ün “Cumhurbaşkanlığı süresini uzatmak” için yeni bir anayasayı referanduma götürme sürecinde ona karşı yaşanan sol muhalefet öğrenci hareketleriydi.
O zamanki Çekoslovakya’da yaşanan eylemlerin nedeni ise, Sovyet baskısından bıkmış olan Çek aydınları ve gençlerin, biraz da, Batı ve ABD’deki cinsel devrim rüzgârlarından da etkilenmesiyle, liberalizme dümen kırmak istemeleriydi.
Aslında, her biri, ortak “sosyal talep” özellikleri var görünen bu gençlik eylemlerinin, ülkeler özelindeyse, farklı ve satır aralarında görünen, bazı güçlerin projeleri vardı.
Önce ABD’ye gelelim: 1967 yılında, Siyonist terörist İsrail ABD ve İsrail desteğiyle, Arap ülkelerine ansızın saldırdı ve Doğu Kudüs’ü işgal etti. Bu savaş sonrası, ABD Vietnam’a olan saldırılarını artırdı. Siyonist ve koloni İsrail ise, Mısır, yani Enver Sedat’ın kendisine tekrar saldıracağını hesaplayarak, ABD’nin Vietnam’dan bir şekilde çekilmesi gerektiğini, yoksa savaş esnasında, ABD’den gerekli siyasi ve ekonomik yardımları alamayacağını anladı ve ABD’deki merkez efendileri, Siyonist güçlere bu talebini iletti. Tam bu esnada, ABD’nin W.Post, NY Times gibi büyük medyası “ABD Vietnam’dan çekilmeli” propaganda ve algı çalışmasına başladı ve ABD, 1972’de Vietnam’dan çekilmek zorunda kaldı. Böylece de, 1973’te yaşana Mısır-İsrail savaşında, İsrail ABD’den istediği silah desteğini alabilmişti. Gazeteci Ardan Zentürk üç yıl önce ABD’nin büyük medyasında çıkan haberleri anlattığı You Tube konuşmasında, 1973 yılındaki İsrail’in Yom Kippur savaşında, ABD’den gelen büyük yardımla, son anda ancak kazanabilmişti. ABD o gün de, bugün olduğu gibi, hem Vietnam’a ve hem de İsrail’e aynı anda silah sağlamakta çok zorlanıyordu ve İsrail, ABD’den Vietnam’a silah satmasını istemiyordu ve bunu toplumsallaşması için de, ABD medyası, entelektüelleri ve geçleri tarafından, ABD’ hükümetinin baskı altına alınmasını sağladı.
Yani, 1968 yılındaki Vietnam Savaşı mitinglerinin bir anda ve medya kampanyasının aynı anda başlaması, İsrail’in geleceği içindi. (Kissinger’ın hatıraları)
İSRAİL, ABD DESTEĞİNDE ORTAK OLMASIN DİYE VİETNAM'I HARCAMIŞTI!
1968 Fransa’daki yansıması ise, Milliyetçi Fransız Cumhurbaşkanını De Gaulle’ün, Fransa’yı ABD’den uzaklaştırıp ve hatta NATO’nun askeri kanadından bile çıkıp, “Bağımsız Fransa, Bağımsız Avrupa” siyaseti izlemesiydi. ABD buna müsaade edemezdi ve nitekim, Fransız gençliği de, aydınları ve medyası eliyle, “feminizm, cinsel devrim” solanları eşliğinde sokaklara taştı ve De Gaulle devrildi ve Fransa tekrar ABD ve NATO güdümüne girmeye başladı. Sosyalist Sovyetler Birliği ise, buna hiç ses çıkarmadı niye? Çünkü kendisi de, aynı “cinsel özgürlük” ve “Sovyet Diktasına hayır!” diyen, o zamanki Çekoslovakya’yı (Çekya+Slovakya) işgal etti. İki süper gün anlaşmıştı, birbirlerinin sahasına girmeyeceklerdi. Nitekim, ABD Çekoslovakya’yı öylesine geçiştirdi, hatta Sovyet korkusuyla, Avrupa’yı iyice avuçlarının içine aldı.
Fransız aydınları bile, Fransa’yı ABD’ye ye sattı Meselâ, yeni açıklanan CIA belgelerine göre, o yıllarda, meşhur düşünür Michel Foucault ve felsefe profesörü Gabriel Rockhill CIA için raporlar hazırlamış.
Gelelim bugüne: Fransa 10 yıldır küreselci güçlerin kontörlünde ve başında da, atadıkları Emanuel Macron denen “atanamamış bir Napolyon “ var.
Fransa, 3 asırdır kolonileştirdiği ve yer altı, yer üstü zenginliklerine el koyduğu ve başlarına da “siyah derili ama beyaz maskeli” adamları getirttiği Afrika’yı kaybediyor. Türkiye ve Çin’in Afrika açılımıyla beraber Fransa’nın Afrika’dan elde ettiği, yıllık 300 milyar dolar gibi büyük bir geliri, son 5 yıldır kaybettiği ortaya çıktı.
Bu ekonomik kayıp, pandemi/plandeminin ilk başladığı 2020-201 yıllarında, Fransa’yı müthiş sarsmış ve ülkede “sarı yelekliler” eylemleri başlamıştı. Pandemi bitti, ülkeler birazcık rahatladı derken, bu defa da, İngiltere ve Küreselci Biden ABD’sin gazına gelerek, Almanya ile beraber, Ukrayna’yı Rusya’ya karşı kışkırttılar ve bugün bütün dünyanın hissettiği, Rusya Ukrayna savaşını başlattılar.
Tabii ki, bu savaş bütün Avrupa ekonomisini derinden sarstı ve de sarsmaya devam ediyor. En belirgin özelliğiyse, Rusya’dan ucuza satın aldığı doğal gaz ve petrolü, kendi koyduğu yaptırımlar yüzünden, ABD’den iki, üç kat daha pahalıya alması, hatta kış aylarında alamayıp, enerji kısıtlamasına bile gidecek bir hâle düşmesi oldu. AB’nin bu savaştaki Rusya düşmanlığı, başta Almanya olmak üzere Fransa ve diğer bütün AB ülkelerini derinden sarstı, emekli ve işçi ücretleri kısıtlandı, sosyal yardımlar azaltıldı, son ABD-İran savaşı ise, AB hükümetlerinin çivisine çakılan son çivi oldu. Enerji fiyatları adeta şaha kalktı.
Kısacası AB ve özelinde Fransa, kendi ve derinden kazdığı çukurun içine düştü. İşte bu esnada, ABD’den elini tutan Demokratlar iktidarı kaybetti ve AB’nin baş belası Trump tekrar başa geçti. Sonrasında ise, AB bir daha ayağa kalkamaz oldu.
Fransa, zaten, 400 yıldır Le Pen ismiyle meşhur sağ militan bir hareketle başı dertteydi, AB, yabancı ve İslam düşmanlığı üzerine bina edilmiş bu hareket, bir de dönüşüm geçirip, Siyonist İsrail’e de destek vermeye başladı. Buna karşılık, Fransız Ulusal solu, AB’ye, Küreselci Macron’a ve Ukrayna savaşına karşı (sağcı militan partilerle bu konularda ittifak halindeler) hızla büyümeye başladı ve bugün gördüğümüz gençlik hareketleri meydana çıktı. Fransa tersinebir 68 yaşıyor. O zamanki Fransız gençliği refah içindeydi ve “feminizm ve cinsel özgürlük” derdindeydi. Şimdiki Fransız gençliği ise geçinme ve hayatta kalma derdinde. O zamanki Rusya, bugün küreselci karşıtı bütün Fransız ve Avrupa sosyal hareketlerini destekliyor. ABD ise, yine, Fransa ve AB ve hatta İngiltere’deki sağ militan hareketleri destekliyor.
Gazze’de gerçekleştirmekte olduğu soykırımla, Siyonist terörist İsrail de, Fransız sağını, küreselci Macron’a karşı destekliyor ve ülkede hem Yahudi ve hem de İslam düşmanlığının yükselmesi için çabalıyor. Kısacası, 1968 eylemlerinin bütün baş aktörleri, bu defa başka rollerde olmak üzere, yine iş başındalar!
Gördüğünüz gibi tam olarak “tersine bir 68” yaşıyoruz.