Esenler Belediyesi'nin düzenlediği dua gecesinde CumhurReisimiz Recep Tayyip Erdoğan şöyle seslendi: "Ey Batı! Kendinize çeki düzen verin, yoksa sonuçları altından kalkamayacağınız kadar büyük olur!"
CumhurReisimiz sözlerine Avusturya'nın 31 yaşındaki başbakanı Sebastian Kurz'a seslenerek devam etti:
"Bak sen gençsin, daha çıraksın, tecrübe edinmen gerekir! Öyle boyundan büyük işlere kalkışma… Eğer bir cami kapatılırsa, Müslümanlara zarar verilirse, bil ki bizde gerekenleri yaparız! Ey Batı! Eğer Müslümanlara ve İslâm’a karşı tavırlarınız bu şekilde devam ederse bir haçlı seferi başlattığınızı bilin! Sonuçları hepinizi etkiler!"
İkinci evi Viyana olan biri olarak CumhurReisimiz Recep Tayyip Erdoğan'nın haklı sözlerine küçük de olsa bir katkıda bulunmak istiyorum...
Viyana'da bir milyon yedi yüz bin kişi yaşıyor…
Türk asıllı kardeşlerimizin sayısı ise iki yüz bin civarında…
Tüm Avrupa büyükşehirleri gibi Viyana da kozmopolit bir yapıya sahip…
Ortak yaşam alanlarında bunu çok net görebilirsiniz.
Bu durum özellikle son dönemde Suriyeli sığınmacı kardeşlerimizin de gelmesiyle görünürlüğü çok daha hissedilen bir durum…
"Yerli Avrupalı"lar bu görüntülerden ve güçlerini yitirme korkusundan dolayı çok rahatsızlık duyuyorlar…
Allah’ın besbelli ebter, yâni soyu kesik durumuna düşürdüğü Avrupalıların nüfusları azalıyor…
Göçmenleri ve sığınmacıların Avrupa'daki nüfusu ise her geçen gün artıyor!
Bu durumda Avusturyalılar kendi gelecekleriyle ilgili ciddi kaygı ve korku duyuyorlar!
Üç yıl önce TRT 1 TV için çektiğimiz "Değişen Hayatlar" belgeselinin konusunun sonradan Müslüman olan Avrupalılar olması hasebiyle bu rahatsızlığın ve korkunun hangi boyutlara ulaşabileceğini daha somut bir şekilde gördük!
"Yerli Avrupalı"lar en çok, özellikle gençlerin kaybettikleri inançlarının, İslam'da yeşeriyor olmasından dehşete düşüyorlar. Elbette bu korkunun oluşmasında kendilerini Müslüman olarak tanımlayan kişilerin itici, ürkütücü, korkutucu görünümlerinin dahli de var…
Ayrıca Avusturya, diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak, bir zamanlar başkentlerinin kapısına dayanmış olan Osmanlı'yı da unutmuş değil!
Bu yüzden bilinçaltına yerleşmiş korkularını, özellikle faşist siyasetçiler, sık sık kullanıyorlar.
CumhurReisimizin her geçen gün yükselen başarısı ve etkisi bu yüzden neredeyse düşmanlık derecesinde dehşete düşürüp, nefrete dönüştürüyor korkularını…
Gelelim camilerin kapatılması ve din adamlarının sınırdışı edilmesi olayına…
Avrupanın genel poltikalarında özellikle Müslümanlar için çifte standart uyguladığını bilmeyen, duymayan yok… Önemli olan bu uygulamanın karşısında orada yaşayan Müslümanların ve din adamlarının (ve elbette ki mümine kadınların) yaptıklarına:
- İnanılmaz bir şekilde binlerce parçaya bölünmüş durumdalar. Ocu, bucu, şucu diye ayrılmışlar ve hepsinin camii ayrı… Allah'ın camii neredeyse yok!!! Sanki Allah bizleri kardeş kılmamış gibi, birbirlerine selam dahi vermiyorlar!
- Din adamı meselesi ise tam bir vizyonsuzlık örneği… Yıllardır Türkiye'den imam, hoca ve din görevlisi gönderiyoruz… Üstelik çoğunluğu o ülkenin anadilini bilmiyor! Çoğu ilk kez Avrupaya giden bu din adam ve kadınlarından yeterli verim alınması çok zor! Neredeyse dördüncü kuşağın genç olduğu Türk asıllı göçmenlerin çocuklarının "anadili", O ülkenin dili olmuşken, yeterli din eğitimini vermeleri neredeyse imkansız görünüyor… Son dönemlerde bu sorun için çözüm arayışına girilmiş olsa bile oldukça yetersiz ve çok gecikilmiş bir durum bu!
- "Değişen Hayatlar" belgeselini çekerken beni en çok üzen konuların başında ise, sonradan Müslüman olan kardeşlerimizin Diyanet camilerinde çok hoş karşılanmadıkları ve bu yüzden genellikle Arap camilerine gittikleriydi… O günlerde gördüğüm sorunları ve çözümlerini yine o ülkede hizmet veren Diyenete bağlı kurumlara bir rapor olarak bildirmeme rağmen, doğru düzgün bir muhatap bulamamıştım… Herşeyi çok iyi bildiklerini düşündüklerinden, daha doğrusu zannetiklerinden olsa gerek!
Bu sorunları ve çözümlerini sayfalar dolusu yazabilirim… Bunun kime ne faydası olur bilemiyorum… Sonuç olarak Avrupada görev alan kadrolar, siyasetçiler ve Müslümanlar yeterince sorumluluklarını yerine getirmeyince, her zaman olduğu gibi mücadele etmek CumhurReisimize düşüyor…
Eh be kardeşim, sabah, akşam demeden deli gibi çalışan, hiç bir koşulda dik duruşundan ödün vermeyen, doğru bildiğinden şaşmayan, her konuda bilgiye önem veren, Allah'tan başka kimseden korkmayan gerçek bir liderin var! Biraz örnek alın kardeşim! Bırakın makam, mevki, çıkar peşinde koşmayı… En değerli makam Allah katındadır!
NOT: Anthony Bourdain ve Kate Spade…İkisi de ünlü.. İkisi de çok yetenekli… İkisi de kendi çabalarıyla isimlerini marka yapmış… İkisi de ellili yaşların sonlarında… İkisi de intihar etti! Çok üzücü! Çok da ibret verici! Gerçekten de onları hangi tatminsizlik, mutsuzluk, çaresizlik bu son için hazırladı bilmiyorum… Hayat ile bağını koparmak çok zor bir karar… Bu kararı madde kullanarak mı aldılar… Bu çılgınlığı bir anlık kızgınlıkla mı yaptılar, bilemiyorum… Bu sorunun cevabını sadece yakınları bilebilir… İkisinin de arkada bıraktığı birer evladı var… Eğer bir insanı kendi evladı bile hayata bağlayamıyorsa, zaten o insan bitmiş demektir! Biz müminlere intiharın bir şirk eylemi olarak bildirildiği bir İlahın kullarıyız… Ve bu eylemin neden şirk olduğunu çok yakından hisseden biri olarak, tekrar, tekrar Rabbime iman ediyorum...