×
  • Ana Sayfa
  • Gündem
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Spor
  • Magazin
  • Seyahat
  • Yaşam
  • Teknoloji
  • Sağlık
  • Kültür Sanat
  • Medya
  • Eğitim
  • Popüler Haberler
☰
  • Ana Sayfa
  • Magazin

"Evrim geçirdim ve sonunda bu adam oldum!"

Dünya çapında üne sahip Türk fotoğrafçı Mert Alaş, Hürriyet'ten Ayşe Arman'a verdiği röportajda hakkındaki bilinmeyenleri anlattı. İşte Ankaralı Mert Alaş'ın 'Mert Alaş' olma öyküsü...

09/12/2018 13:24
116

Hakkında tonla şey okudum. Ama bir türlü, bunca şeyi nasıl başardığını anlamadım. Şimdi filmi geriye saralım…

- Aa güzelmiş saralım… Olay, Ankara’da geçiyor. Babam asker. Türk Hava Kuvvetleri’nde binbaşı. Annem babamla tanıştığı zaman manken. 60’ların sonu. Siyah-beyaz şahane yıllar. Bana hamile olduğunu öğrendiğinde annem podyumdan iniyor…

Sen bir Ankara çocuğusun…

- Elbette! Ankara müthiş o yıllarda! Ben babama benziyorum. Babam asker ama sanatçı bir kişiliği var, hatırlıyorum, ben çocukken grubu filan vardı. Diğer askerlerle geceler yapılırdı, babam, İspanyolca şarkılar söylerdi. Ama ben 13 iken ayrıldılar. Annemle, anneannemden kalma evimize çıktık. Babam genç emekli yaptı kendini ve Bodrum’da bir restoran ve küçük bir küçük motel açtı. Ben yazları okul kapanır kapanmaz babamın yanında giderdim. Garsonluk yapardım, motelde çalışırdım…

216

Okul?

- Aslında TED Ankara Koleji’ni kazandım. Tam gittik, kaydımı yaptırdık. Annem dedi ki, “Yarın seni bir yere götüreceğim.” “Nereye gideceğiz anne”, “Konservatuvara!”, “Orası neresi?”, “Sanat, müzik, tiyatro okulu.” Ve annem beni Ankara Devlet Konservatuvarı’na götürdü. Ben hayatımda bu kadar çok müzik aleti filan görmüş bir çocuk değildim. Çok etkilendim. Acayip bir yerdi. Birkaç hoca kulağımı test etti. “İki hafta sonra sınav var, gelsin bakalım!” dediler. Ben girdim sınava ve ikincilikle kazandım. Birincisi de çok meşhur bir müzisyenin kızıydı. Kazandıktan sonra hocalar anneme, “Çocuğunuz çok kabiliyetli!” demişler. Babam TED kolejini istiyordu ama annemle oturduk, konuştuk. Babamdan gizli, kolej kağıdımı iptal edip yırttığımızı hatırlıyorum. Ve ben konservatuvara başladım.

Ne eğitimi alıyordun?

- Çello ve piyano. Sekiz sene eğitim aldım. Sen beni fotoğrafçı sanıyorsun ama ben aslında müzisyenim! Hâlâ evimde çellom ve piyanom vardır, efkarlanınca çalarım.

316

Sen gençken hayallerin neydi, rol modelin kimdi? Ankara’ya sıkışmış kalmış gibi mi hissediyordun?

- Bak ilginç, düşününce şimdi, şunu fark ediyorum: Çocukluğumdan beri hayali bir dünya yaratmışım kendime. İhtiyacım olduğunda, hooop oraya geçiyorum. O yüzden de mesela aile sorunları, boşanma sorunları, Ankara’da olmak, sıkışıp kalmak gibi dertlerim hiç olmadı. Ben hep kafamdaki dünyada yaşadım. Bir de Pollyanna gibi karakterim var. Müthiş pozitifim. Ve neredeysem, oraya adapte oluyorum, üstelik orada mutlu oluyorum. Rol değil, gerçek. Ankara’da da mutluydum, hatta en güzel zamanlarımı orada geçirdim. Ankara’daki arkadaşlarım hâlâ en sağlam, en samimi arkadaşlarım.



416

Sen çok cesur bir adamsın. Mert Alaş’ı bir kelimeyle tarif et deseler, “Cesaret” derim. O Ankara yıllarında da öyle miydin?

- Evet.

Peki bu özgüven nereden geliyor?

- Benim kendime güvenim her zaman vardı. Sebebini bilmiyorum. İstediğim kıyafeti de hep giydim, kimseden utanmadan. Saçımı mesela, 80’lerin sonunda platin yaptım. Ankara’da olacak iş değil. Öyle kendime özgü bir cesaretim vardı. Ben hep kimselere benzememeye çalıştım.

516

Şu anda kadınların da erkeklerin de arzu nesnesi halindesin. Sadece çektiğin insanlar değil, sen, de öylesin. James Dean’in yaşayanı gibisin. Serseri, seksi, kimseyi dinlemeyen, özgüvenli… Ama kendini sanki yeniden inşa etmişsin. Geçmiş fotoğrafların bayağı patates! Şişman, heyecan verici bir fiziği olmayan bir adam…

- (Gülüyor) Aynen! Ben bir proje gibiyim. İnsanoğlunun evrimi gibi bir evrim geçirdim. Baktım Londra’da herkes zayıf, “Ben şişkolukla dikkat çekmek istemiyorum, zayıflamam lazım!” dedim. Zayıfladım ama baktım vücudumda hiç kas yok. Hiç spor yapmamışım çocukken. Dedim ki, “Benim spor da yapmam lazım” Ne bileyim saçımın rengi şöyle, “Şöyle olması lazım” Kendimle oynadım çok. Daha doğrusu evrim geçirdim ve sonunda bu adam oldum.

616

Vayyy be!

- Gerçekten öyle. 2005 yılında 115 kiloydum. Ve dedim ki kendi kendime, “Benim artık buna bir çözüm bulmam lazım çünkü mutsuzum. İstediğim kıyafeti giyemiyorum, rahat hareket edemiyorum” Öyle doktorlara filan da gitmedim, ameliyat da olmadım. Kendi kendime 44 kilo verdim.

716

Vayyy be!

- Gerçekten öyle. 2005 yılında 115 kiloydum. Ve dedim ki kendi kendime, “Benim artık buna bir çözüm bulmam lazım çünkü mutsuzum. İstediğim kıyafeti giyemiyorum, rahat hareket edemiyorum” Öyle doktorlara filan da gitmedim, ameliyat da olmadım. Kendi kendime 44 kilo verdim.

816

Tamam kapağı İngiltere’ye attın ama doğru network’u nasıl kurdun?

- O dönemde tanıştığım insanlardan biri de Marcus’tu, ortağım. Beraber nefis fotoğraflar çekmeye başladık. Tamamen sanatsal... Modayla filan alakası olmayan. Gece yarısı bir kız arkadaşımız vardı Luna, onu arıyorduk, “Luna ne yapıyorsun? Bir fikrimiz var, hadi bizim eve gel. N’olur gel. Tamam, taksini biz ödeyeceğiz!” Gelirdi Luna ve biz sabaha kadar çekim yapardık. Böyle tonla çekim yaptım. Sonra bir gün Philip diye bir arkadaşımız vardı. Buldu evin bir yerinda o fotoğrafları, “Bunlar ne” dedi. “Amaaan boş ver, kendi kendimize eğleniyoruz! Bir şey değil onlar!” dedik. “Yok, olur mu, ben onları bir dergiye götürüyorum” dedi.



916

Yani aslında fotoğraf sizin tutku duyduğunuz şeydi. Sonra başka bir şeye dönüştü?

- Kesinlikle! Dergilerle çalışmaya başladığımız dönemlerde inanılmaz parasız zamanlar geçirdik. Bir kere o yıllarda fotoğraf çekmek çok zordu. Dijital yoktu. Çekiyorsun filmi, yıkatıyorsun, sonra bastırıyorsun... Yani uzun iş. Ama biz hep çok keyif aldık. Çok güldük, çok eğlendik, müthiş yıllardı.



1016

Senin şu anda yaptığın ne? Sen sadece bir fotoğrafçı mısın?

- Ben sanatçıyım. Fotoğrafçı olarak konumlandırmıyorum kendimi. Fotoğraf da çekebilirim, müzikal de yapabilirim. Mesela şimdi bir moda evine kapsül koleksiyon hazırladım. Dünyanın bir numaralı kozmetik markalarından biriyle sürpriz makyaj ürünleri yaratıyorum. Benim renklerim, benim tarzım, benim kadınım. Bu küçük kıvılcımlar beni çok mutlu ediyor. Ben daha çok bir küratör olmak istiyorum. Bir imzam olsun, bu imzayı beğenenler benden ruj da alabilsin, ceket de, kitap da... Ya da benim dizayn ettiğim bir evde oturabilsin, benim dizayn ettiğim arabayı kullansın... Ben bakış açımı insanlarla paylaşmak istiyorum.

1116

Neden senin tarzına özeniyor erkekler? Sen atlet giyiyorsun, pek çok erkek atlet giymeye başlıyor. Eskiden düşük bir şey olarak görülen atlet, sen giyince başka bir şeye dönüyor. Neden?

- Ayşecim hiçbir fikrim yok. Ben sadece burnumun doğrultusunda hareket ediyorum. Yaptığım işleri bazıları beğeniyor, bazıları beğenmiyor. Ben hayatımda hiçbir şeyin planını yapmadım. “Ben fotoğrafçı olacağım, ben modacı olacağım” demedim. Hiçbir şey planlamadım. Ben sadece gelen rüzgara, yelkeni doğru tutmaya çalışıyorum. 


1216

Eğer rüzgarın kokusu hoşuma gidiyorsa tabii… Gitmiyorsa da döndürüyorum dümeni. Birazcık hayatla barışık olup bir de kendi fikrine kendi vizyonuna saygı duymak... Şimdi diyeceksin ki, “O oturduğun güzel, şık evinde, şefinle, şoförünle bunları söylemek kolay!”

1316

 Ama inan bana, ben hep öyleydim. Çok parasız dönemlerim oldu. Stüdyoları boyadım, çay yaptım, yapmadığım iş kalmadı. Ama hiçbir zaman yaptığım o işlerden gocunmadım. Çünkü her zaman içimden ses diyordu ki, “Bir gün olacak bu iş!” Ne olacağını bilmiyordum ama o ses hep vardı. “Merak etme, devam et” diyordu içimdeki ses.

1416
1516
1616

Magazin Haberleri

Daha fazla haber:
© 2016

SuperHaber


‧ Ana Sayfa ‧ İletişim