Eski Camii'nin kubbe yazısındaki sırrı Nermin Taylan superhaber.tv için yazdı

Asırlardır vakur duruşundan ödün vermeden şehrin bir köşesinde sessizce vazifesini ifa eden, yapılış aşamasındaki kardeş kavgaları münasebetiyle dünya üzerinde kardeş kavgalarını devam ettirenlere adeta birleştiriciliği haykıran Edirne Eski Camii’ye düşürelim bu hafta kalbimizi ve belki de yolumuzu.

Yüzyılların kutsal emaneti,

600 yıllık peygamber sırrına havi,

Kardeş kavgalarının en birleştirici mabedi ve Selatin camiilerinin ilk görkemli eseri...

Asırlardır vakur duruşundan ödün vermeden şehrin bir köşesinde sessizce vazifesini ifa eden, yapılış aşamasındaki kardeş kavgaları münasebetiyle dünya üzerinde kardeş kavgalarını devam ettirenlere adeta birleştiriciliği haykıran Edirne Eski Camii’ye düşürelim bu hafta kalbimizi ve belki de yolumuzu.

1402 Ankara savaşından sonra Yıldırım Bayezid’in Timur’a esir ve yenik düşmesinin ardından Osmanlı Devleti Yıldırım’ın oğulları arasında yaşanan taht çekişmeleri nedeniyle 13 yıllık bir duraklama ve içli çekişmelerin baş gösterdiği bir döneme girmiştir. Yıldırım Bayezid’in oğullarından Süleyman Çelebi bu sırada Edirne’ye gelmiş ve hükümdarlığını ilan etmiştir. Hükümdarlığını ilan etmesinin akabinde gördüğü rüya üzerine bir camii inşa ettirmeye başlayan Süleyman Çelebi’nin hükümdarlığını diğer kardeşleri kabul etmemiş ve savaş açmışlardır.

Edirne’de bir gece baskınıyla kardeşi Musa Çelebi’nin adamları tarafından öldürülen Süleyman Çelebi’nin yapımına başlattığı camiin inşasına bu kez kardeşi devam etmiş ve camiinin tez vakitte tamamlanmasını ve ibadete açılmasını istemiştir. Vaka odur ki, kardeş kavgaları henüz bitmemiş ve Osmanlı Devleti hâlâ çift başlı konumdadır.

Musa Çelebi’nin saltanatını kabul etmeyen bir başka kardeş Çelebi Mehmed kardeşine karşı açtığı savaşı kazanınca bu defa Osmanlı’nın tek sultanı olur ve Osmanlı yeniden tek hükümdarlı devlet konumuna gelir. Fetret Devri diye adlandırılan duraklama dönemini kapayan Çelebi Mehmed, kardeşi Süleyman Çelebi’nin yapımına başladığı, diğer kardeşinin devam ettirdiği camiinin yapımına devam eder ve camii Çelebi Mehmed’in emri ve yardımıyla tamamlanır.

Kardeşler arasında yaşanan bu elim hadiseler kamu vicdanını yaralasa da dünya üzerine bir araya gelemeyen, anlaşamayan kardeşleri Allah bu camide yani hayırda birleştirmiştir. 1403 yılında inşaatına başlanan camii 1414 yılında tamamlanmış ve ibadete açılmıştır.

Camii hakkında Fatih’in tarihçilerinden olan Beşir Çelebi’nin naklettiği bir hikâyeye göre; Hacı Bayram Veli Sultan II. Murad tarafından getirilir ve bir müddet bu camide ders vermesini ister. Bu ders zamanlarının birinde Camiye giden Hacı Bayram Veli orta kubbenin altında ibadet eden Hz. Muhammed (s.a.v) görür. Orada ne yaptığını sorduğunda kendisine; “Bu camii benimdir, ümmetimle bile olurum. Ya Şeyh, zinhar bu makamı hali görmesinler. Daim gelüp bunda hacet dilesinler.” der.

Pek çok hat sanatı ile bezenmiş olan camii içerisindeki kubbede İhlâs Suresi ve kubbenin kasnağında da muhteşem bir hat sanatı ile yazılan bir Hadis-i Şerif yer almaktadır. Tirmizi’nin Enes bin Malik’ten rivayet ettiği Hadisi-i Şerif’te mana itibari ile şöyle denmektedir;

Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra güneş doğuncaya kadar oturarak Allah’ı zikreder, sonra iki rekât namaz (işrak namazı)kılarsa ona makbul tam bir hac ve umre sevabı verilir.

Eski camide yüzyıllardır devam eden bir ibadet anlayışı vardır. Sabah namazını kılan cemaat dağılmaz ve kuşluk vaktine kadar ibadetlerine devam ederler. O Hadis-i Şerif’in yazılı olduğu ve menkıbeye göre Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in ibadetle meşgul olduğu o kubbenin altında gün ağarana kadar imam ve cemaat ibadetle meşgul olur, gün ağarınca da kuşluk namazını kılar ve dağılırlar.

Bu gün mevcut camii cemaatine sorulduğunda bu durumun gelenek olduğunu dile getirenler olduğu gibi bu geleneğin esas sebebinin başlarının üzerinde yazılı olan Hadis-i Şerif’ten kaynaklandığını bilenlerde bulunmaktadır.

Eski Camiî’n diğer özelliklerinden biri de Kabe-i Muazzama’dan getirilen bir taşın camii içerisine konulmuş olmasıdır. Ayrıca payitahtın Edirne olduğu dönemlerde padişahların burada kılıç kuşandıkları bilinmekle beraber sefere giden padişahlar sefer öncesi buraya uğrar, Cuma vaazını buradaki Hacı Bayram Veli’nin vaaz verdiği kürsüde verir ve sonrasında halkın dualarıyla sefere çıkarlardı.

Daha sonraki yıllarda Hacı Bayram Veli’nin vaaz verdiği kürsü ona hürmeten kullanılmak istenmemiş, diğer bir kürsü getirtilerek eski kürsü korunmuştur. Bu gün camiî ziyaret edenler Hacı Bayram Veli’nin vaaz kürsüsünü de görebilmektedirler

Sizler de bir gün mutlaka Eski Camiî’ye düşürün yolunuzu. Edirne’nin dar sokaklarından yürürken Fetret Devri’ni hatırlayın ve yüzyılların emaneti bu eşsiz yapıya kalbiniz titreyerek girin. Revakların altından yavaşça adımlayın asırların tanığı, kardeş kavgalarının şahidi mermerleri. Kırmızı halıları, muazzam hat eserlerini seyredin. Süleyman Çelebi’den Musa Çelebi’ye nâme nâme işlenen sütunları, taşları temaşa edin. Sinesinde hazine barındıran şehrin bu en değerli mücevherinde hatırlayın; Fetret Devri’ni bitirip Osmanlı’yı adeta yeniden kuran Mehmet Çelebi’yi.

Kubbe altında durun bir sabah vakti ve Peygamber müjdesine mazhar olabilmeyi dileyin.

Gündem Haberleri