El Niño Geliyor: İngiltere Konserve Stokluyor, Ya Biz?

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, WMO'nun El Niño güncellemesini ve İngiltere'nin afet hazırlık çağrısını değerlendirdi. El Niño'nun Türkiye'ye etkileri, kar kuraklığı, gıda enflasyonu ve afet yönetimi analizimizdedir.

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu — İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü

Geçtiğimiz günlerde İngiltere'den ilginç bir haber geldi: İngiliz hükümeti, vatandaşlarına evlerinde en az üç gün yetecek kadar konserve gıda, içme suyu, el feneri, pilsiz radyo, ilk yardım malzemesi ve battaniye bulundurmaları çağrısı yaptı. Sebep ne? Yaklaşan çok kuvvetli El Niño ve onun tetiklemesi beklenen fırtınalı, aşırı yağışlı kış. Bizim basınımız bu haberi "son bin yılın en güçlü El Niño'su" manşetiyle verdi. Önce şu manşeti bir düzeltelim, sonra da işin bize bakan yüzünü konuşalım.

Manşet abartılı, tehdit gerçek

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), 3 Eylül'de yayımladığı güncellemede El Niño'nun tropikal Pasifik'te iyice yerleştiğini, önümüzdeki aylarda "çok kuvvetli" bir olaya dönüşerek yıl sonuna doğru zirve yapacağını ve Şubat 2027'ye kadar sürme olasılığının yüzde yüze yakın olduğunu açıkladı. WMO tarihinde ilk kez bu kadar kesin bir dille yazılmış bir ENSO güncellemesi yayımlandı; kurumun kendi ifadesiyle bu, onyılların en güçlü El Niño olaylarından biri olabilir. Ama "son bin yılın en güçlüsü" iddiası WMO'ya ait değil. Bin yıl öncesinin tekil El Niño olaylarını ağaç halkalarından, mercanlardan çıkarıp bugünküyle santim santim kıyaslayacak hassasiyette bir ölçüm elimizde yok. Yani manşet gazetecilik, gerisi bilim.

Peki El Niño nedir? Tropikal Pasifik'te ticaret rüzgârlarının zayıflamasıyla okyanus yüzeyinin normalden birkaç derece ısınması ve bu devasa ısı deposunun atmosfere enerji pompalamasıdır. Sonuç: dünyanın bir yakasında kuraklık ve orman yangınları, öbür yakasında seller. Ayrıca El Niño yılları küresel ortalama sıcaklığa ekstra bir itki verir; 2023–2024'teki kuvvetli El Niño, 2024'ü kayıtların en sıcak yılı yapan etkenlerden biriydi. WMO şimdiden "bu rekor kırılırsa şaşırmayın" diyor. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı ise bu olayın yaklaşık 50 milyon insanı akut açlık riskiyle karşı karşıya bırakabileceğini öngörüyor.

Türkiye'yi doğrudan mı vurur? Hayır. Peki teğet mi geçer? O da hayır.

Geçmiş tecrübe de bu tehdidin lafta kalmadığını gösteriyor. 20. yüzyılın en kuvvetli olaylarından 1997–98 El Niño'su, Peru ve Doğu Afrika'yı sellere boğarken Endonezya'yı kuraklık ve tarihin en büyük orman yangınlarıyla baş başa bırakmış, dünya ekonomisine milyarlarca dolarlık fatura kesmişti. 2015–16 ve 2023–24 olayları da benzer biçimde küresel sıcaklık rekorlarına, mercan ağarmalarına ve gıda krizlerine eşlik etti. Şimdi WMO'nun "çok kuvvetli" dediği yeni olay, bu ligde oynamaya aday. Fark şu: Bu kez dünya, sanayi öncesine göre yaklaşık 1,5 derece ısınmış bir zeminin üzerinde bu dalgayı karşılıyor. Aynı El Niño, daha sıcak bir dünyada daha ağır sonuçlar üretir.

Burada halkımızın kafasını karıştırmayalım: El Niño, Türkiye'nin kış havasını doğrudan yöneten bir olay değildir. Bizim kışımızı asıl belirleyen, Kuzey Atlantik Salınımı gibi Atlantik–Avrupa kaynaklı atmosfer desenleridir; El Niño'nun ülkemiz üzerindeki sinyali zayıf ve dolaylıdır. Dolayısıyla İngiltere'deki fırtına uyarısını alıp "Türkiye'yi de aynı kış bekliyor" demek yanlış olur.

Ancak dolaylı etkiler hafife alınacak gibi değil. Birincisi, çok kuvvetli bir El Niño küresel sıcaklığı yukarı iteceği için 2026 sonu ile 2027, kayıtların en sıcak dönemi olmaya adaydır. Bunun bize tercümesi şudur: ılık geçen bir kış, dağlarımızda kar kuraklığı, ilkbaharda erken eriyen ve azalan kar suyu, yazın da barajlarda ve tarımda su stresi. İkincisi, Akdeniz ve Karadeniz'in yüzey suları zaten uzun süredir normalin üzerinde seyrediyor; ısınan denizler, kıyılarımızda ani kuvvetli yağış ve sel olaylarının yakıtıdır. Üçüncüsü ekonomik kanal: El Niño, Asya musonunu ve Avustralya ile Güneydoğu Asya'nın tarımını vurduğunda pirinç, şeker, hububat ve bitkisel yağ fiyatları dünya piyasalarında oynar; bu da gıdasının bir kısmını ithal eden Türkiye'ye mutfak enflasyonu olarak döner. Yani El Niño kapımızı çalmasa da faturayı posta kutumuza bırakır.

Asıl ders: İngiltere ne yapıyor, biz ne yapıyoruz?

Bu haberde beni asıl ilgilendiren, El Niño'nun şiddeti değil, İngiltere'nin verdiği tepki. Bir G7 ülkesi, daha fırtına ufukta belirmeden, her hanenin en az üç gün kendi kendine yetebilmesini resmî devlet politikası hâline getiriyor. İngiliz Çevre Bakanı, acil yardım ekipleri olay yerine ulaşana kadar vatandaşın kendi başının çaresine bakabilmesi gerektiğini açık açık söylüyor; üstelik ülkenin iklim kaynaklı acil durumlara geçmişte yeterince hazırlanmadığını da itiraf ediyor. Devlet paniğe davet etmiyor; hazırlığa davet ediyor. İkisi arasındaki fark, çağdaş afet yönetiminin ta kendisidir.

Yıllardır dilimde tüy bitti: Afet yönetimi, afet olduktan sonra kaç arama kurtarma ekibi, kaç çadır gönderdiğimizle övünmek değildir. Afet yönetimi, afet olmadan önce riski azaltmaktır; binayı sağlam yapmaktır, dere yatağına ev vermemektir, kentsel dönüşümü tabela projesi olmaktan çıkarmaktır ve her ailenin evinde bir afet ve acil durum çantası bulundurmasını sağlamaktır. İngilizlerin bugün keşfettiği "üç günlük öz yeterlilik" ilkesini biz bu köşede kaç yıldır anlatıyoruz? Üstelik bizim tehlikemiz yalnızca iklim değil; deprem kuşağında yaşayan, sel, heyelan, orman yangını ve sıcak hava dalgalarıyla her yıl yüzleşen bir ülkeyiz. Hassas gruplarımız — yaşlılar, kronik hastalar, yoksul haneler — bu olayların her birinde ilk etkilenenler oluyor.

Kurumlarımız için yapılacaklar listesi de bellidir. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün mevsimlik tahminleri ile Tarım ve Orman Bakanlığı'nın kuraklık yönetim planları aynı masada buluşmalı; su ve enerji idareleri, ılık kış ve kar kuraklığı senaryosuna göre rezervuar işletme planlarını şimdiden gözden geçirmeli. Belediyeler dere yataklarını, mazgalları ve yağmur suyu hatlarını fırtına mevsimi gelmeden temizlemeli; sağlık teşkilatı, önümüzdeki yaz olası sıcak hava dalgalarına karşı hassas gruplara yönelik eylem planlarını güncellemeli. Sigortacılık sektörü ve TARSİM, iklim kaynaklı hasar senaryolarını bu tabloya göre yeniden fiyatlamalı. Bütün bunlar kriz çıktıktan sonra değil, kriz çıkmadan önce yapıldığında afet yönetimi adını hak eder.

O hâlde El Niño haberinden çıkaracağımız sonuç şu: Pasifik'teki dev dalgayı durduramayız ama etkilenebilirliğimizi azaltabiliriz. Belediyeler bu kışa ve önümüzdeki yaza su bütçelerini şimdiden kurmalı; tarım sektörü kuraklık senaryolarını masaya koymalı; ilgili kurumlar erken uyarı sistemlerini ve hane halkı hazırlık kampanyalarını İngiltere örneğindeki gibi kararlılıkla yürütmeli. Vatandaşa düşen de basit: Evinizde üç gün yetecek su, pişirme gerektirmeyen gıda, el feneri, radyo, ilaçlarınız ve ilk yardım malzemesi bulunsun. Bunu El Niño için değil, kendiniz için yapın. Çünkü afetlere hazırlıklı olmak felaket tellallığı değildir; aklın, bilimin ve devlet olmanın gereğidir. İngiltere bunu bir okyanus ötesindeki sıcak sudan öğreniyor. Bizim ise öğrenmek için okyanusa gerek yok; kendi coğrafyamız her yıl ders veriyor. Yeter ki dersi dinleyelim.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yaşam Haberleri