Yaklaşık 3 yıl boyunca mücadele ettiği lenfoma hastalığı nedeniyle Harun Tan ile evliliğinden dünyaya gelen oğlu Pars'ı 16 Nisan 2020'de kaybeden Ebru Şallı, ikinci bir acı yaşayarak akciğer kanseriyle savaşan 64 yaşındaki babası Şükrü Şallı'yı da 2021'in son günlerinde kaybetmişti. Şallı babasının vefatının ardından Instagram hesabından reklam paylaşımı yapınca sosyal medya kullanıcıları tarafından eleştirilmişti.
Ebru Şallı oğlu Pars'ın ölümünün ardından yapılan yorumlara isyan etti: 'Artık yeter'
2020 yılında 9 yaşındaki oğlu Pars'ı lenfoma kanseri nedeniyle kaybeden eski manken, pilates eğitmeni ve sunucu Ebru Şallı, YouTube kanalından takipçileriyle dertleşti. Oğlunun vefatının ardından gelen kötü yorumlar sonrasında sessizliğini bozan ve isyan eden Şallı konuşurken gözyaşlarını tutamadı. Takipçilerine içini döken Şallı bu zamana kadar hiç anlatmadıklarını anlattı.
Ebru Şallı, oğlunun vefatının ardından iş hayatına devam etmesi ve seyahate çıkmasıyla ilgili gelen eleştirilere ''Biraz Allah'tan korkun, bir lokma vicdanınız olsun. Ponçik beni koruyor. Ben onunla sürekli iletişimdeyim.'' diye cevap verdi. Şallı konuşurken gözyaşlarını tutamadı.
İşte Ebru Şallı'nın YouTube kanalından ''DERTLEŞME VİDEOSU! - Hayatta ki Dönüm Noktalarım, ARTIK YETER!'' başlığıyla paylaştığı videosundaki açıklamalarından satır başları...
Bir dönüm noktam da Ponçiğimle yaşadığım durum. O konuyla ilgili hem konuşmak istiyorum hem de konuşmak istemiyorum. Konuşması zor ama bir yandan da dertleşmek istiyorum.
Haksız yere eleştirildiğimi düşünüyorum bu anlamda. Neden? Ponçiğin durumu herkesin başına gelebilir. Allah hiç kimsenin başına vermesin. Her annenin babanın başına gelebilir. Yarın ne olacağımız belli değil. Hastalık...
İlk başta inanmak istemiyorsunuz ama sonra oluyor işte. Ben hastalığı öğrendiğimde hemen göğüsledim durumu. İşin içine girip nasıl yaparız, ne yaparız, ne yapalım?... Sonra zaten iyileşiyor gibi bir durum oldu. Çok güzel cevaplar aldık hastalıkla ilgili hastalığın tanısı konulduktan sonra. Dönüm noktası aslında.
O yüzden bunu burada samimi bir şekilde paylaşmak istiyorum. Fakat ben bunu çok kişiyle paylaşmadım. Sizlerle bunu paylaşmadım. Zaten çok fazla soran da olmadı. Paylaşmak istemedim, çocuğa böyle bir anı kalsın istemedim. Çünkü iyileşecekti.
Yarın arkasına dönüp 'ben böyle bir hastalık mı gerdim?' diye arkadaşları, okulda eleştirilip konuşulmasın diye konu olmasın diye konuşmak istemedim açıkçası. Onu düşünerek yaptım bunu.
Bu durumu yaşayan tek kadın, tek anne ben değilim. Buradan bunun şımarıklığını da yapmak istemiyorum. Dünyada bunu çok yaşayan insan var. Ben o insanları da buluyorum, konuşuyorum şu anda.
'Bunu yaşayan tek benim, şöyleyim, böyleyim' deyip hiçbir zaman ahkam kesmem. Bunun şımarıklılığı olmaz zaten. Ama insanların çok büyük konuştuğunu görüyorum. Gerçekten fütursuzca, korkmadan... Hem de çocukları olan insanlar.
Nasıl korkmadan kötü yorum yapıp, kötü cümleler sarf edebiliyorlar bu dokunulmaz konuyla ilgili? Buna anlam veremiyorum. Gerçekten anlamıyorum.
Benim yaşadığım acıyı nasıl anlayabilirler? Bunu anlama şansı var mı bir insanın? Ancak yaşaması gerekir. Empati yapabilir mi? Bence yapamaz. Nasıl yapsınki?
Bazı arkadaşlarım bana 'Empati yapmayı denedim ve günlerce kabus gördüm. Çok kötü oldum. Sen orada nasıl durabiliyorsun? Nasıl gülebiliyorsun? Şükürler olsun iyisin.' dediler...
Ben şuna inanıyorum... Özellikle geçtiğimiz yaz birdenbire yorum bombardımanına tutuldum. YouTube'da da öyle. Hala da...
Ben YouTube'a geç başladım. Bunu daha önce başlatabilirdim. Çocuğumun durumundan beri 3 yılım öyle gitti... O kadar kolay değil hem işleri yapıp hem de bir şeylerle uğraşmak.
2,5 yıla yakın ben hastanede yaşadım. Bunu elimden geldiği kadar hiç kimseye, aileme, eşime, Pars'a, oğlum Bero'ya yansıtmamaya çalıştım. Orayı bir eğlence alanına çevirdim.
Biz ilik nakline giderken 'ilik hediyesi, ilik eğlencesi' diye bir oyun çıkarttım. Bütün aile ilik hediyesi aldı. Sanki diş buğdayı gibi bir şey. Ben bunu bir eğlence haline getirdim ve Pars çok eğlendi.
İnanılmaz şeyler yaşadık. Bunları yaşamış bir insan o olarak bu kadar acımasız, fütursuzca, düşüncesiz eleştirileri görüyorum zaman zaman...
Çok korkusuz çok vicdansız buluyorum bunları yazanları. Ve bunları yazanların çocukları var, inanamıyorum. Ben kimsenin çocuğuyla ilgili yorum yapamam sanırım. Hastalığıyla ilgili hele...
'Ebru Ponçiğini kaybetti artık o da ölür' diye bekliyorlar. Bunu mu istiyorsunuz? Gerçekten bunu mu istiyorsunuz? Benim bir tane daha oğlum var. Ailem var. Bunları hiç mi düşünmüyorsunuz? Hiç mi aklınıza gelmiyor? Ben bazı yorumları okuyunca gerçekten inanamıyorum.
Açılmak, sizlere seslenmek istedim. Elbette yorum yapabilirsiniz, herkes özgürdür. Ama önce vicdanınıza bakın, düşünün.
Bir arkadaşımın başına gelmiş. 'Aaa makyaj yapmışsın, aaa saçını yapmışsın, aaa giyiniyorsun!' demişler... İnanamadım bunların söylenmesine. O ölsün mü? Yaşamasın, çalışmasın, yok olsun, bitsin gitsin mi istiyorsunuz? Bu kimi mutlu edecek? Ben Pars'ımın istediği gibi bak burada karşınızdayım.
Acaba Ebru ağlıyor mu diye de düşünüyor olabilirsiniz. Zaman zaman ağlıyorum. Ağlamak insani bir duygu. Bu bir duygu anladınız mı? Tabii ki gülüyorum. Çok sorulan bir soru var 'Ebru destek alıyor musun?'
Mesela bir örnek vermek istiyorum. Maalesef bunu tanıdığım birisi yaptı. İsim vermeyeceğim ama bunu söyleyeceğim.
''Ebru harika, çok güzel çekimler yapıyorsun. YouTube videosu çekiyorsun, seyahatler ediyorsun. Çok güzel gidiyor. Ne kadar gençleştin inanamıyorum sana...'' Bu kadar olumlu şeyin arkasından ''Ama senin iyi olma şansın yok ki. Ne yaparsan yap...'' Kan dondurucu bir cümle!
Bunu bana çok samimi değilim ama uzaktan tanıdığım birisi söyledi. Kafa bu, mantalite bu.
Ben Amerika'yı neden çok sevdim? Orada benim bu durumumu duyan insanlar beni tebrik ediyor. Ayakta durmama, eşimle, diğer çocuğumla olan ilişkime... Çalışan bir kadın olmuşuma...
Şartlarım ne olursa olsun 17 yaşımdan beri 26 yıldır ben çalışıyorum. Türkiye Cumhuriyeti'ne vergi ödüyorum. Burada büyük hizmet veriyorum. Ben sıradan bir insan değilim. Kusura bakamayın bunu buradan söylemek zorundayım. Hizmet veriyorum, çalışıyorum.
Beni yerden yere vurmayın. Bir tane evi var yani yapmayın bunu. Orada daha çok saygı, sevgi ve alkış var. Herkes orada birbirine çok destek veriyor. Herkes birbiri için dua ediyor, güzel dileklerde bulunuyor.
Beni sevmek zorunda değilsiniz. Bir taraftan da beni çok tebrik ve takdir eden insanlar da var. Hepinize çok teşekkür ederim. Prof. Dr. Tarık Yılmaz'a çok teşekkür ediyorum. Ondan aldığım terapilerle ayakta durmayı öğrendim.
Herkesin yapısı, ağrı eşiği farklıdır. Güçlü bir insanım bunu kabul ediyorum. Hala da terapi almaya devam ediyorum. Doktorum bana ''Evladını kaybeden bir annenin nasıl ayakta kalabileceğini ve işlerine dönebileceğini gösterdiniz. Bu Pars'ı mutlu eder ama bazı insanları üzer'' dedi.
Kimse lütfen benden ölmemi beklemesin. Burada konuşup kapatmak istiyorum. Bir buçuk yıldır çok irdelendi. Ben bunun hesabını kimseye vermem. Bu konuyu fazla irdelemeyin. Allah'tan korkun. Biraz vicdanınız olsun. Konuştuğunuz, yazdığınız her şeye dikkat edin.
Ponçik beni koruyor zaten. Ben onunla sürekli iletişimdeyim. Sürekli. Birtakım şeyler yaşıyorum zaten. Bu özel bir şey olduğu için söylemek istemiyorum. Anne ve babaysanız biraz korkun lütfen.