Bir toplumda yaşayan insanların gündelik hayatları kendi iç ritimleriyle akar. İnsanlar çoğu zaman kendi dünyalarında yaşar, mutluluğu ve huzuru büyük ölçüde yapabildikleriyle, etki edebildikleri alanlarla ilişkilendirerek üretirler. Dolayısıyla, büyük kitlelerin gündelik hayatı, tekrar, süreklilik ve sınırlı etki alanları üzerine kuruludur. İnsanlar, yapabildikleri ölçüde anlam üretirler ve umutlarını bu çerçevede korurlar. Siyaset ve yönetim de kendi mecrasında akar. Evet, siyaset hayatı etkiler; ama ritmi ağırdır ve bağlamı oldukça farklıdır. Mahalle, işyeri, aile, meslek, sanat, eğitim gibi alanların kendi özel ritimleri vardır. Yerel dayanışma biçimlerinin, yüz yüze ilişkilerin ve küçük ölçekli ortaklıkların güçlendirilmesi bu yüzden önemlidir. İnsanlar ancak bu alanlarda fail olduklarını hissedebilirler.
Dijital platformların büyük kitleler tarafından yaygın bir şekilde kullanılması ve tüketilmesi insanların siyaset ve yönetimlerle ilişkilerini de dönüştürdü. Dijital platformlarda siyaset ve yönetimle ilgili en küçük ayrıntı bile giderek sürekli teşhir edildikçe, çoğu insanın doğrudan parçası olmadığı meseleler gündelik hayatlarının merkezine sızmaya başladı. Gerçekte, siyasetin dijital platformlarda görünür olması sorun olmamasına rağmen bunun bağlamdan kopuk ve sürekli bir kriz diliyle sunulması ortaya çıkan yeni sorunun kaynağını oluşturmaktadır. Dolaysıyla bu sızma, insanların umutlarını ve mutluluk algılarını sürekli aşındırmaktadır. Dahası, bu platformlarda yanlış bilginin doğrusundan daha hızlı yayılması sorunu kronikleştirmektedir. Troller de zaten dijital platformların bu karakteristiğinden beslenmektedir.
Oysa siyaset ve yönetim, kendi içinde farklı dinamiklere, farklı hesaplara ve farklı manevralara sahip bir alandır. Aslında, siyasetin frekansı (ritmi) ile insanların gündelik yaşamlarının ritmi arasında belirgin bir farklılık vardır. Siyaset kriz, çatışma, uzlaşma, istisna ve dramatizasyon üzerinden işlerken dijital platformlar siyasetin bu yüksek frekanslı, gergin ve çoğu zaman performatif dilini sürekli görünür kıldığında, insanlar kendi ritimleriyle uyumsuz bir zamansallığa taşınmaktadır. Etkilenenlerin sayısı çoğaldıkça, bu duygu hâli bulaşıcı bir nitelik kazanmakta ve insanlar farkında olmadan birbirlerini zehirlemeye başlamaktadır. Öfke ve şiddet dili yaygınlaşmaktadır. Dolayısıyla, bu iki alan arasındaki geçişkenlik dijital platformlar üzerinden genellikle olumsuz bir biçimde arttıkça, insanlar faili olmadıkları süreçlerin detaylarına sürekli maruz bırakılarak etki altında tutulmaktadır.
Bu durumun geniş kitleler üzerinde genellikle iki temel sonucu vardır. İlki, yaygınlaşan bir mutsuzluk ve umutsuzluk hâlidir. İkincisi ise insanların kendi yapabileceklerinden, yani sorumluluk alanlarından giderek uzaklaşmalarıdır. Böylece bireylerin yalnızca siyasetle değil, kendi hayatlarıyla da kurdukları ilişki de dönüşmekte, zamanla kendi yaşamlarının ritmini kaybetmeyle yüz yüze kalmaktadır. İnsanlar karar alma süreçlerine katılmadıkları, sonuçlarını değiştiremedikleri olaylara sürekli maruz kaldıklarında, bir başka deyişle müdahil olamadıkları olaylara pasif bir şekilde dâhil edildiklerinde, bu durum klasik bir öğrenilmiş çaresizlik üretmektedir. Umutsuzluk ve mutsuzluk arttığında da, bireylerin kendi sorumluluk alanlarına çekilme motivasyonu da zayıflamakta, bir tür eyleyememe hâli oluşmaktadır.
Dijital platformların bu etkisi genellikle dikkatin gasp edilmesi ve duygusal aşırı yüklenme mekanizmaları üzerinden gerçekleşmektedir. Dikkatin gasp edilmesi, genellikle bireyin dikkatinin kendi seçmediği, kontrol edemediği ve çoğu zaman doğrudan etki edemeyeceği içerikler tarafından sistematik biçimde ele geçirilmesi durumunu ifade etmek için kullanılmaktadır. Dijital platformlar, kullanıcıyı bilgilendirmekten çok platformda tutmayı hedeflediği için, dikkat çekme potansiyeli en yüksek olan içerikleri öne çıkarır. Siyaset de bu bağlamda bu platformlara en fazla kaynak (içerik) sağlayan bir alandır. Siyaset alanındaki vakalar genellikle kriz, çatışma, tehdit ve skandal diliyle sunulduğu için siyaset, gündelik hayatın doğal akışı içinde belirli zamanlarda ve bağlamlarda karşılaşılan bir alan olmaktan çıkartılmakta ve negatif çağrışımların yüklendiği kesintisiz bir dikkat nesnesine dönüştürülmektedir. Dikkat insanın kontörlünden çıkarak platformun eline geçtiği için insan, nihayetinde neye inanacağını veya neye odaklanacağını da seçemez hâle gelmektedir.
Bu durumla eşzamanlı işleyen mekanizma duygusal aşırı yüklenmedir. İnsanlar sürekli olarak öfke, kaygı, korku, hayal kırıklığı ve tehdit duygularını tetikleyen siyasi içeriklere maruz kaldıkça, bu duyguları işleyecek kapasitelerini zamanla kaybederler. Böylece, gündelik hayatın içinde anlamlandırılması ve dönüştürülmesi gereken duygular, üst üste yığılır ve çözümsüz bir yoğunluğa ulaşır. Bu noktada birey ya duygusal olarak donuklaşır ya da sürekli bir huzursuzluk hâline sürüklenir. Her iki durumda da duygular artık harekete geçirici olmaktan çok felç edici bir işlev görmeye başladığı için kişi, kendi eyleme (fail olma) kapasitesini kaybeder.
Bu nedenlerle bugün çoğu ülkede büyük kitlelerin yaşadığı bu ruh hâli artık yaygın bir durum halini almıştır. Dijital platformlar bu halin hem taşıyıcısı hem de yoğunlaştırıcısıdır. Toplumların mutsuzluk, umutsuzluk, eyleyememe ve ritim kaybı hâli artık çok farklı siyasal, kültürel ve ekonomik bağlama sahip de olsalar küresel ölçekte ortak bir payda haline gelmiştir. Dolayısıyla mesele herhangi bir ülkenin özel bir krizi değil, çağdaş toplumların ortak bir sorununa dönüş(türül)müştür. Asıl sorun bireyin kamusal sorumluluklarından giderek uzaklaşmasıdır. Dolayısıyla, bireyin tekrar fail olmasını tahkim edilmesine ihtiyaç vardır. Kısacası, insanlar tekrar kendilerinden başlamalı, kendi yapabildikleri ve etkileyebildikleri alanları yeniden merkeze almalıdır. Sorumlu olduklarını güçleri yettiği kadar yapabilmenin çabasını göstermelidir. Failliğini tekrar kazanan bireyler kamusal alanda da daha etkili olabilecektir. Kendisinden başlamayan, kendi sorumluluğunda olanları yapmayanın diğerlerine söyleyeceği sözün sahiciliği de olamaz. Bu minvalde bir çaba olmadığında, sürekli memnuniyetsizlik ve şikâyet hali maalesef bulaşmaya devam edecektir.