Dijital Dünyanın Kalbi: Veri Merkezleri Antarktika’dan Uzaya Uzanıyor…

Filmlerde gördüğümüz o görkemli dev bilgisayarlar da neyin nesi? Bu kadar bilgi, web sitesi, uygulama hepsinin verisi nerede saklanıyor? Hepsinin cevabı çok basit: veri merkezleri. Kafanızdaki soru işaretlerinin bitmemiş olması mümkün.. Belki de verilerimizi saklamak için dev fiziksel merkezlere ihtiyacımız yoktur. Veya belki de veri merkezlerine gerçekleşecek bir saldırı sandığınızdan büyük sorunlara yol açabilir. Öncelikle veri merkezlerinin ne olduğunu anlamak gerek.


Veri Merkezleri Nedir?

En basit haliyle veri merkezleri (data center) verilerin saklanmasının, işlenmesinin, yedeklenmesinin ve dağıtımının yapıldığı fiziki yerlerdir. Ancak tahmin edebileceğiniz üzere dijital dünyadaki verilerin fiziksel değerler olarak toplanması çok da basit değil. İlk modern veri merkezlerinin temeli 1960’lı yıllara dayanmakta. Günümüzde kullandığımız bilgisayarların eskiden bir oda büyüklüğünde olması veri merkezlerinin fikrinin doğma sebebiydi, bu dev bilgisayarları saklamak. Sonrasında internetin de günlük hayata girmesi kritik verilerin saklanmasını zorunlu kıldı. Veriler birçok katmandan oluşan sunucularda saklanmaya başlandı. Bu sunucularda ise en temelinde 0 ve 1 lerden oluşan bitler olarak saklanırlar. Örneğin A harfi 01000001 olarak kodlanır. Videolar milyarlarca, kimi zaman profesyonel sinema filmleri ise trilyonlarca bit olarak saklanır. Fakat bu kadar karmaşık düşünmeye gerek yok. Esasen yazılımdaki kod satırlarından pdf dosyalarına dijital her veri bitlerden oluşur ve fiziksel sunucuların disklerinde tutulur. Asıl karmaşık olan ise bu sunucuların birbirleri arasındaki karmaşık düzendir. Bu yedekleme ve kopyalama içeren düzen verinizin bir anda kaybolmamasını sağlar.


Verileriniz Güvende.

Veriler tek bir merkezde saklanmak zorunda değildir. Özellikle kritik veriler şirketler tarafından farklı parçalara bölünür ve farklı sunuculara dağıtılır. Hatta bazen güvenlik amacıyla verilerin kopyaları farklı şehir ve ülkelerdeki sunucularda da barındırılır. Bu noktada şu soru ortaya çıkıyor: “Neden Instagram ve Youtube zaman zaman çöküyor?”. Yoksa bu uygulamaların sunucuları birkaç farklı veri merkezinden desteklenmiyor mu? Dünyanın en büyük sağlayıcılarından AWS’ın geçmişinde yaşadığı yazılımsal hatalar, teknik aksaklıklar veya ağ problemleri hizmetlerini erişilemez hale getirdi. Bu kesintiler banka ödemelerini dahi etkileyebilmekte. Ancak bu teknik aksaklıklar verilerin silinmesiyle ilişkili değildir. Eğer kopyası bulunmayan veriler silinseydi, Instagram veya Youtube geçici olarak değil sonsuza dek silinmiş olurdu. Ayrıca veri merkezleri birçok kopya barındırma ve veriyi parçalar halinde dağıtma yöntemleri dışında fiziki olarak da dünyanın en güvenli yerlerindendir. Biyometrik giriş sistemleri, 7/24 silahlı güvenlik ve elektromanyetik saldırılara karşı özel korumalar bulundururlar. Hatta veri merkezlerinin Antarktika gibi topluma uzak konumlarda saklandığına yönelik iddialar da bulunmakta. Fakat bu komplo teorilerine bu yazımda değinmeyeceğim. Teorilerin aksine çarpıcı istatistiklerden bahsetmek istiyorum.

Dünya’da 10.000’den fazla veri merkezi bulunmaktadır ki bunların neredeyse yarısı ABD’dedir. Tabii ki bu kadar veri merkezi durduk yere yapılmadı. Tahmin edilene göre bir günde dünyada 400 milyar gigabaytlık veri üretilmekte. Tek sayfalık bir Microsoft Word dosyasının ortalama 50 kilobayt olduğunu düşünebilirsiniz. Bu yalnızca bir gigabaytın yaklaşık 20 binde biridir. Bu nedenle dev veri merkezlerinin varlığına şaşmamak gerek. Hatta yalnızca ABD’de bulunan veri merkezlerinin büyüklüğü neredeyse 8000 futbol sahası büyüklüğüne ulaşmaktadır.


Veri Merkezlerinin Geleceği.

Veri merkezleri, sürdürülebilirlikleri açısından Birleşmiş Milletler nezdinde dahi endişeler uyandırmakta. Küresel elektrik tüketiminin %1-2’si veri merkezlerine ait. Elektriğin yanında harcanan bir diğer kaynak ise temel ihtiyaçlarımızdan olan su. “İyi de veri merkezi su mu içiyor?” demekte haklısınız. Şöyle ki, veri merkezlerindeki sunucular çalışırken yüksek ısılara çıkmakta ve soğutulmaları gerekmekte. Bunun için ise birçok veri merkezinin soğutma sistemlerinde su kullanılmakta. Örneğin, Kaliforniya Üniversitesi’ndeki araştırmacılar ChatGPT’nin her 5 ila 50 kullanıcı sorusunda ortalama 500 mililitre su tükettiğini ortaya koydu. Ancak bu ısınmayı fırsata çeviren inovatif bakış açıları da mevcut. Finlandiya veri merkezlerinin ürettiği ısıyı şehirlerin havalandırma sistemlerine aktararak geçen sene yaklaşık 2500 evi bir sene boyunca sıcak tuttu. 

Önceki yazılarımda da ele aldığım üzere yapay zekanın gelişimi verileri daha önemli kılmakta. Bu da daha fazla kaynak harcanması ve alan ihtiyacı demek oluyor. Kaynak harcanmasının önüne geçen Finlandiya'dan bahsettik, peki alan ihtiyacına ne çözüm bulunmuş olabilir? Uzay, evet uzayda veri merkezleri olacak. İlerleyen yıllarda adını sıkça duyacağımızı öngördüğüm Starcloud şirketi ve benzerleri uzayda veri merkezleri üretmenin en efektif çözüm olduğunu öne sürüyor. Alan sıkıntısı olmayacak çünkü sonsuz bir boşluk. Elektrik ise 7/24 çalışacak güneş panellerinden sağlanacak. Isı da sonsuz uzay boşluğuna bırakılacak, dünyaya hiçbir zarar verilmemiş olacak. ChatGPT gibi Büyük Dil Modelleri (LLM) milyonlarca verinin model eğitimi sırasında işlenmesi ile oluşur. Bu sene içerisinde ise uzayda bir Büyük Dil Modeli nanoGPT’nin eğitimi gerçekleştirildi. Anlayacağınız şimdiden bu derece yüksek kapasiteye ulaşmış uzay veri merkezlerinin geleceği oldukça parlak görünüyor.


Geleceğimiz yalnızca gökdelenlerle değil veri merkezleri ve sunucularla inşa edilmekte. Devasa alanlar kaplayan bu veri merkezleri küresel bir endişe doğuruyor. Verinin önemi artarken dünyamızın bundan zarar görmesini istemeyiz. Bu noktada çözüm uzay mı? Yoksa sorun abarttığım kadar büyük değil mi? Siz de düşüncelerinizi yazımın altındaki yorumlar kısmından belirtebilirsiniz. Ben veri merkezleri konusunda MIT araştırmacısı ve ünlü yazar Andrew McAfee’ye katılıyorum:

“Sınırlayıcı unsur artık bilgisayarların ne yapabildiği değil, kurumların neyi değiştirebildiğidir”

Haberleri