Sahneleri siyasi propaganda ve ideolojik nefret kusma alanına çeviren isimlere bir yenisi daha eklendi.
Kendisini "psikoloji mezunu komedyen" olarak tanımlayan Deniz Göktaş isimli şahsın, stand-up gösterisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, devlet kurumlarını ve Türkiye'nin gururu olan milli teknoloji hamlelerini sığ benzetmelerle hedef aldığı görüntüler sosyal medyada infial yarattı. Siyasi hiciv maskesi arkasına sığınarak milli iradeyi yok sayan şahsın kullandığı amorf dil, toplumun her kesiminden büyük tepki çekti.
SANDIK IRADESİNİ "DİKTATÖRLÜK" İTHAMIYLA AŞAĞILADI
Göktaş, 1994 yılındaki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinden bu yana girdiği her sandıktan halkın helal ve büyük desteğiyle zaferle çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan için "utangaç bir diktatörden, kendi kimliğiyle barışık bir diktatöre geçiş yaptı" ifadelerini kullandı. Çok partili ve şeffaf seçimlerde milyonlarca vatandaşı peşinden sürükleyen bir lideri diktatörlükle itham etmek, Türk demokrasisine ve seçmen iradesine açık bir hakaret olarak değerlendirildi.
Türkiye'nin bölgesel ve küresel çapta yürüttüğü büyük devlet aklını ve siyasi dönüşümünü "YouTube'dan kişisel gelişim videosu veya kitap özeti izlemekle" bağdaştıran şahıs, entelektüel sığlığını ve meseleleri rasyonel zeminde tartışmaktan aciz olduğunu gözler önüne serdi.
SAVUNMA SANAYİİ VE AİLE DEĞERLERİNİ HEDEF ALDI
Mizah adı altında yürütülen çirkin operasyonun ucu, Türkiye'nin dünyada çığır açan savunma sanayii hamlelerine ve Bayraktar ailesine de uzandı:
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın danışman kadrosunu ve yakın çevresini hedef alan Göktaş, "Kesin akrabalardan birini tutmuşlardır para içeride kalsın diye. Al Albayrak, Bayraktar, yeni sürüm çıktıysa..." diyerek, Türkiye'nin savunma sanayiinde destan yazan yerli ve milli İHA/SİHA teknolojilerinin mimarlarını şahsi çıkarlarla ilişkilendirmeye çalıştı.
AHLAK DIŞI VE İNSANLIKTAN UZAK KIYAS: MEZARLIKTA GÜLÜYOR
Gösterinin sonundaki ifadeler ise şahsın muhatabına duyduğu hastalıklı nefretin boyutunu tescilledi:
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın toplumun her kesimiyle, yaşlılarla, çocuklarla ve esnafla kurduğu içten ve sıcak diyalogları tamamen sansürleyen Göktaş, "Adamın içten güldüğü bir tane görüntü var, o da mezarlıktı" diyerek insani, ahlaki ve vicdani tüm sınırları ayaklar altına aldı. Bir devlet liderini ölüm ve mezarlıkla özdeşleştirmeye çalışmak, eleştiriden uzak yapı sökümcü bir düşmanlık örneği olarak nitelendirildi.