1990’ların başında ilk denemenin yapıldığını, Irak özelinde “öcü, diktatör yönetimler” algısının işlenmeye başladığını hatırlatan Ceyhun Bozkurt, şöyle devam etti: "2000’lerin başında (özellikle 11 Eylül 2001’deki saldırılar sonrasında) yoğunlaşmış, 2003 yılının Mart ayında da işgal gerçekleşmişti. Türkiye de dahil bölge ülkelerinin devlet ve güvenlik mekanizmaları, 1990’lı yıllardan itibaren tespiti yapmış ve gizli diplomasi ve askeri hamlelerle bu saldırıyı engellemeye çalışmıştı. Ancak Soğuk Savaş sonrasında gücü elinde toplayan Kapitalist Batı dünyasının ana gücü ABD’yi engellemek mümkün olmadı ve işgal gerçekleşti."
İşte Ceyhun Bozkurt'un yazısının devamı:
Özellikle Türk kamuoyunu rahatsız eden ana gerekçe, etnik ve gerici mezhepsel dinamiklerin bu saldırıyla harekete geçirileceği ve bölge halklarının hiçbir şekilde çıkarına olmayan çatışma dinamiklerinin ortaya çıkma tehlikesiydi. Özellikle PKK terör örgütü ile ABD arasında aslında kuruluş sürecinde başlayan, 1990’larda artan ve 2000’li yıllarla zirve yapan ilişkiydi. Türkiye’nin itirazlarına rağmen bu ülke, PKK terör örgütünü de ittifak unsurları arasında görmüş, kendi terör örgütleri listesinde olmasına rağmen iletişimini güçlendirmişti. Amaç, bölgeyi siyasi ve ekonomik altyapı olarak Batı dünyası için kontrol edilebilir, yönetilebilir hale getirmekti. Burada PKK da kendini bir enstürman olarak kendini sunuyordu. Terör örgütünün elebaşlarından Mustafa Karasu 21 Ocak 2002 tarihinde ABD Dışişleri Bakanlığı’na yazdığı bir mektupta “ABD’nin Irak’a müdahalesi, bölgede zararlı bir yük haline gelen - Türkiye’deki gibi - rejimlerin aşılmasının olanağını yaratacak, bölgede demokratikleşmenin yolunu açacaktır” diyerek örgütün bu ülkenin emrine gireceğini beyan ediyordu. Bu ülkeye işbirliği sözü verilen mektupta 9 öneri yer alıyordu. Mektupta Türkiye’ye baskı yapılması için sıralanan öneriler şunlardı:
- PKK, bölgede demokrasinin gelişmesi için her konuda işbirliği yapacak,
- Kendi içinde isim değişikliği gibi adımlar atacak,
- Kürtler arası çatışmanın önlenip birlik yaratılmasına gayret edilecek,
- ABD, bu çabalara destek olacak,
- Demokratik adımlar yaygınlaşacak,
- Abdullah Öcalan’ın koşulları düzeltilecek,
- HADEP üzerindeki baskılara son verilecek,
- PKK’nın Avrupa faaliyeti sınırlanmayacak,
- İdam cezasının kaldırılması ve Kürtçe’nin önündeki yasal engeller kaldırılacak.
Kullanılan dilde ilginç bir ayrıntı daha vardı. Mutabakat belgesi olarak da nitelendirilebilecek mektuba göre, örgütün amaçları bölge devletlerinin yıkılması değil demokratikleştirilmesiydi. İşte bu söylem, önümüzdeki dönemde terör örgütünün yol haritasını açıklıyordu.
KCK'NIN TEMELİ ATILIYOR
Örgütün İmralı Cezaevinde hükümlü bulunan elebaşı Abdullah Öcalan, 2004 yılından itibaren “bölge ülkelerinin demokratikleştirilmesi” söylemin teorisini oluşturmaya başladı. 2004 yılında yazdığı “Bir Halkı Savunmak” kitabında yaptığı “Demokratik Konfederalizm” önerisi ilerleyen yıllarda KCK olarak karşımıza çıkan paralel devlet yapılanmasının ilkelerini kapsıyordu. Öcalan, örgüt yönetimine sözünü ettiğimiz çalışmada şu talimatı veriyordu: “İran’da, Türkiye’de, Suriye’de ve hatta Irak’ta oluşacak bir Kürt yapılanmasında tüm Kürtler bir araya gelerek federasyonlarını, birleşerek de üst konfederalizmi oluştururlar. Kürdistan Demokratik Konfederalizminde asıl karar yetkisi köy, mahalle ve şehir meclis ve delegelerinindir.”
Talimata göre, terör örgütü şehir merkezlerini de hedef alan bir çalışma yürütecek ve bölgedeki diğer ülkeler Suriye, Irak ve İran’da da benzer yapılar hayata geçirilecekti. Ancak örgütün esas faaliyet alanı Türkiye olacaktı. Terör örgütü bunun ilk adımını 2005 yılında attı. PKK’nın, 04-21 Mayıs 2005 tarihleri arasında Irak'ın kuzeyindeki örgüt kamplarında yaptığı “3. Genel Kurul Toplantısı” sonucunda KKK/TK (Koma Komalen Kürdistan (Kürdistan Demokratik Konfederalizmi) / Türkiye Koordinasyonu) adı altında yeni bir yapılanma kuruldu. Bu örgütün kurulmasının ardından örgütün şehir merkezlerinde serhildan adını verdiği ayaklanma eylemleri başlatıldı. Şiddet eylemlerinin yanı sıra siyasi görünümlü eylemler de bu kapsamda değerlendirildi.
KKK’nın ismi 2007 yılının Mayıs ayında Koma Civakên Kurdistan (KCK-Kürdistan Topluluklar Birliği) olarak değiştirildi.
Bu arada örgüt 3-5 Kasım 2006 tarihlerinde İstanbul’da yaptığı gizli toplantıda Türkiye’deki yapılanmanın paralelini Suriye, Irak ve İran’da da kurma kararı aldı. Türkiye’de PKK üzerinden eylemlerini sürdürürken, 2004 yılından itibaren Suriye’de PYD’yi, Irak’da PÇDK, İran’da da PJAK’ı kurdu. KCK en tepeydi. Amaç bu örgütler aracılığıyla önce bulundukları ülkelerde toprak ele geçirerek federatif, ardından da birleşerek konfederatif bir yapı oluşturmaktı. İşte bugünlerde sıklıkla konuştuğumuz Suriye’deki PYD’de bu amaçla harekete geçirildi.
Bu örgüt yıllardır aradığı fırsatı Suriye’deki karışıklıkta buldu. Zaten örgütün daha önceden bu ülkenin karışacağı istihbaratını aldığı ve bu yönde 2010 yılı itibariyle Suriye’nin kuzeyine yığınak yaptığını biliyorduk. 2011 yılı itibariyle ülke karışınca adım adım örgütün kuruluşundaki hedeflerine doğru ilerlemeye başladılar. Terör örgütü PKK, “Çözüm Süreci”nde o bölgede yığınak ve toprak ele geçirme fırsatı buldu. Adım adım belli bir bölge, 4 yıl içinde terör örgütünün eline geçti. Yani Türkiye sınırının hemen öte yanında bir terör devletçiği tehdidiyle karşı karşıya kaldı.
Örgütün sponsorları diyebileceğimiz ülkeler/güçler IŞİD terör örgütünü gerekçe göstererek terör örgütü PYD’ye meşruiyet de kazandırdı. Silah yardımları yapıldı, kurulan işgalci terör yönetimleri desteklendi vs.
Günümüze gelindiğinde Türkiye’nin Kandil’den kat be kat daha büyük bir sorunu Suriye’nin kuzeyinde oluşan bu yapı oldu.
24 Temmuz 2015 tarihinde başlayan ve Türkiye’ye nefes aldıran, belki de onlarca yılını kurtaran terör operasyonu adımıyla işte bu terör yapılanması da Türkiye’nin gücünü ensesinde hissetmeye başladı. IŞİD ile beraber Türkiye’ye yönelik her türlü saldırı, 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi vs. ile engellenmeye çalışılan Türkiye’nin hamleleri önlenemez boyuta ulaştı. FETÖ darbe girişimi püskürtüldükten sonra 24 Ağustos’ta başlayan Fırat Kalkanı Harekatı işte bu terör örgütünü büyük paniğe sevk etti. Nasıl etmesin? KCK paralel terör yapılanmasının yıllar sonra elde ettiği ve ABD’nin koridor planı çerçevesinde desteklenen topraklarının karşısına, Türk Silahlı Kuvvetleri dikiliyordu. Koridorun Afrin’a ulaştırma yolunu kesen TSK’ya, bölgedeki IŞİD teröristlerinin yanı sıra PYD terör örgütü militanları da saldırmaya başladı. Ancak Türkiye geri adım atmadı. El Bab’a kadar ulaşan Fırat Kalkanı Harekatı’nın sonraki hedefinin PYD’nin kontrolüne verilen Münbiç olduğu artık aşikar. BU hedef, PYD olduğu kadar ABD’yi de rahatsız ediyor ve açıkça bu harekatın önüne engel çıkarmayla çalışıyor. İşte Beşiktaş saldırısı böyle bir iklimde gerçekleşiyor.
Bölgeden son gelen bilgiler ve saldırıyla ilgili ortaya çıkan son bulgular gözlerin yeniden PYD’ye çevrilmesine neden oldu. Hatırlanacak olursa “Münbiç’te neler oluyor?” başlıklı yazımızda ABD’nin son olarak PYD’ye 100 TIR silah yardımı yaptığı bilgisini aktarmıştık. Bunun yanı sıra 22 Kasım’da ABD uçaklarının Ayn el Arap (Kobani) bölgesine uçaklarla silah attığının görüntüleri basına yansıdı. Son olarak yine ABD helikopterlerinden bu örgüte silah yardımı yapıldığı görüntüleri ortaya çıktı.
Ankara’da yaptığımız bazı görüşmelerde Beşiktaş saldırısının izlerini araştırırken, bazı ilginç bilgilere de ulaştık. Bu bilgiler, Türkiye’yi hedef alan saldırının perde arkasını aralamada yardımcı olacağı kesin. Bu bilgileri maddeleyecek olursak;
CANLI BOMBALAR AYN EL ARAP (KOBANİ)'TA EĞİTİLİYOR:
PKK terör örgütünün şehir içi eylemlerini gerçekleştirdiği örgütlenmesi TAK, canlı bomba eğitiminin tamamını Suriye’de veriyor. Eğitimler Ayn el Arap (Kobani) bölgesinde veriliyor. Çünkü örgüt artık kendini Kandil’de güvenli hissetmiyor. Buraya yapılan hava harekatları örgütün gözünü iyice korkutmuş. Hatta terör örgütünün silahlı kanadı HPG’nin elebaşı Murat Karayılan’ın da sık sık bu bölgeye gittiği belirtiliyor. Ayn el Arap bölgesini örgütün “Kurtarılmış Bölge” olarak da çevrilebilecek Save Haven olarak tanımladığı belirtiliyor. Bu nedenle de canlı bombalar burada eğitiliyor ve Türkiye’ye sokuluyor.
ARAÇLAR VAN, TUNCELİ, LİCE'DE HAZIRLANIYOR:
Bu tür saldırılarda kullanılan araçların ise Lice, Van ve Tunceli kırsalında hazırlandığı bildiriliyor. Suriye’den getirilen patlayıcıların, buralarda araçlara monte edildiği ve eylem yerlerine gönderildiği kaydediliyor.
ABD SAYESİNDE IŞİD VE PYD TSK'YA KARŞI YIĞINAK YAPIYOR:
ABD’nin PYD’ye ve silahlı gücü YPG’ye silah desteği yoğun bir şekilde devam ediyor. Hatta ABD’nin “Rakka operasyonunu ilkbahara erteleme” planı olduğu, bu planın da tamamen PYD’nin ve IŞİD’inm elini güçlendirdiği dile getiriliyor. Bu sayede iki örgüt de Fırat Kalkanı’nı yürüten TSK’nın karşısına kuvvet yığabiliyor. Buna örnek olarak El Bab’da bulunan IŞİD militanlarına 800 militanın takviye gönderildiği iddiası gösteriliyor. Mevcut olarak El Bab’da yaklaşık 250-300 IŞİD militanı bulunuyordu. Ayrıca PYD’nin de Münbiç bölgesine militan ve silah yığınağı yaptığı tespiti var.
ABD HAREKAT İSTEMİYOR
Dikkatimizi çeken önemli bir noktada, kiminle görüşsek şu bilgiyi aktarıyor: “ABD kesinlikle Münbiç’e ve diğer PYD bölgelerine yönelmemizi istemiyor. Dolaylı olarak bu harekata karşı olduklarını söylüyorlar.”
Amerikalıların bunu her platformda dile getirdiklerini de öğrendik. Bu doğrudan PYD’yi koruyan bir tutum olarak yorumlanıyor. Dolayısıyla olası harekatın ABD’ye rağmen gerçekleşeceği düşüncesi hakim. Yani PYD terör bölgesine yönelik harekat konusunda Türkiye’nin geri adım atmaya niyeti yok. Çünkü Türkiye’yi tehdit eden terör saldırılarının kaynağının Suriye’deki yapı olduğundan herkes emin.
Ancak bir uyarı daha yapılıyor: “Rusya ile ilişkilerimiz gayet iyi ilerliyor. Buna rağmen Rusya’nın da PYD’ye müdahalemiz konusunda itirazlarının olması ilginç. Onlar da şu aşamaya kadar olumlu bir tutum izlemedi. Gelecekte ne olur bilemeyiz.”
Bu bilgiler ışığında özetle, Türkiye kendisine yönelen tehdidi, doğru bir şekilde saptamış gibi gözüküyor. Bizim gördüğümüz fotoğrafa göre, Türkiye kendi içinde iç siyasi çekişmeler, zaman zaman ihanet boyutuna varabilecek karşılıklı mezhepsel söylemler, terör örgütlerine karşı mücadelede geri adım atılması yönündeki girişimler gibi engellerle karşılaşmazsa ve doğru diplomatik, siyasi ve askeri adımları atarsa, Suriye’nin kuzeyindeki terör üreten merkezlere karşı olası harekatında başarılı olur.
Şehitler Tepesi’ni de, sadece şehitlerimizi anmak için el ele doldururuz. Ancak hatalı her hamle, her yıkıcı iç çekişme ülkemize yönelik tehdidi çok ciddi arttırır.