Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasında gündeme getirdiği Lozan, pek çok kişi tarafından günlerdir tartışılıyor.
“Zafer mi, hezimet mi?” sorusu etrafında şekillenen münazaralar, münakaşaya dönüşmüş durumda. Oysa meseleye farklı bir vecheden bakanlar da var. Bunlardan biri eski istihbaratçı Cemal Alparslan Ertuğ.
Ertuğ’la Lozan tartışmaları ne anlama geldiğinie dair geniş bir söyleşi yaptık. İki bölüm halinde yayınlayacağımız söyleşinin ikinci bölümünde de Alparslan Ertuğ’un önemli tespitleri bulunuyor…
Lozan’ın tarihi yönüyle alakalı tarihçiler çok şey söylüyor. Siz ne düşünüyorsunuz, Lozan zafer mi hezimet mi?
Lozan bir uzlaşmaydı. Zaferdi ya da hezimetti diyemeyiz. Görüşmeler iki üç kez kesiliyor zaten, heyetler dönmüş. Türkiye Balkan savaşlarından itibaren 1922’ye kadar aralıksız savaşmış. Erkek nüfusunun önemli bir bölümünü yitirmiş. Toprakların önemli bir bölümünü kaybetmiş, yetişmiş insan kaynağını da bu savaşlar sırasında yaşanan göçler nedeniyle elinden kaçırmış. Cumhuriyetin ilk yıllarında lokomotif kullanacak makinist bulmakta güçlük çekilmiş. Bu şartlarda bir an önce savaşı bitirip, yeniden ülkenin inşasını milyonlarca kilometre kaybetmiş bir imparatorluğun kazandibi haline gelmiş bir küçük coğrafyada yeni bir ulus devlet kurma çabalarını bir protokolle güvence altına alıp içeriye dönmek istemişler.
Bu arada mecliste özellikle İnönü’nün şahsına karşı ciddi muhalefeti olan kişiler var. Mustafa Kemal-İnönü ekibine karşı da bir muhalif grup söz konusu. Zaten bu isimler bir erken seçimle tasfiye edilmişler Lozan antlaşmasını müteakip. Dolayısıyla Lozan’ı zafer diye anlatan da iyi anlamamış, hezimet diye anlatan da. Hezimet demek yerine daha başka bir şekilde ifade edilebilirdi. Lozan’da o dönemin çözülmemiş problemleri kalmış. Lozan her şeyi çözmemiş. Mesela, Ege’deki bazı adalar ve bugün kayalık dediğimiz yerler var. Hatta, İmroz-Bozcaada’yı boğazların güvenliği açısından geri almak var…vs. 12 adalar için de orada büyük detaylı kavgaların çıktığını zannetmiyorum. Kavga çıksa bile 12 adayı neyle alacaktık? Diyelim ki bir savaş çıktı, 10 yıl savaşmış ve daha çıkarma gemisi bile olmayan bir devlet dünyanın en büyük deniz gücü İngiltere’ye karşı mı savaşacaktı?
LOZAN TARTIŞMALARI MUSUL NEDENİYLE GÜNDEMDE
Peki, Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuyu gündeme getirmesini neye bağlıyorsunuz?
Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuyu gündeme taşımasını, Lozan’da eksik kalan bir meselenin önümüzdeki günlerde masaya yatırılacak olmasına bağlıyorum.
Nedir o gündem?
Bence Musul. Musul, aslında Misak-ı Milli sınırları içerisinde. Ama Lozan’da daha sonra konuşulmak üzere rafa kaldırılmış. Musul ve Kerkük’ün Cemiyet-i Akvam’ın gözetimi altında yapılan bir halk oylamasıyla nereye bağlanacağı tespit edilecekti. İngiltere daha önce bir takım uzmanlar gönderterek araştırma yaptırıyor. Bir bakıyor ki Kürtler’in çok büyük bir bölümü ve Türkmenler, Türkiye ile birleşme yönünde oy kullanacaklar. Bakıyor ki Musul ve Kerkük elden gidiyor. Konunun BM’de tartışılmasını engellemeye çalışmışlar. Ardından da -bire bir İngilizler çıkarmıştır demiyorum ama- Şeyh Said isyanı çıkıyor. Aşağı yukarı aynı tarihler. Yani Cemiyet-i Akvam’da Musul’un görüşüleceği tarihle Şeyh Said isyanı aynı tarihe denk geliyor. Şeyh Said isyanı hacim olarak aslında PKK’dan bile büyük bir kalkışmadır. Doğu’da bir çok şehir ele geçirilmiş isyancılar tarafından. Diyarbakır’da Sur’a dört defa girmişler. O zaman Diyarbakır’ı savunan Mürsel Paşa her defasında süngü hücumuyla geri almıştır. Eğer Diyarbakır’ı alabilseler, belki yabancı devletler tarafından tanınan bir devlet kurabilecekler. Şimdi bu doğrultuda, günümüz şartlarında Ortadoğu yeniden şekillenirken öyle zannediyorum ki Musul yeniden gündeme gelecek. Türkiye’nin Musul ve Kerkük üzerindeki hakları da yeniden gündeme getirilmek isteniyor. Orada kullanılan bir cümleyi cımbızlayıp Sayın Cumhurbaşkanı’nı Cumhuriyet düşmanı, Atatürk düşmanı ilan etmenin bir anlamı yok. Söylediğim gibi asıl gündem Musul ve Kerkük. Zaten bugünlerde pek çok devlet Türkiye’yi Musul ve Kerkük’ten uzak tutmaya çalışıyor. Türk askerinin bölgeden çekilmesi için çok gayret ettiler ama Türkiye askerlerini geri çekmedi.
BARZANİ YÖNETİMİ BAĞIMSIZLIK İLAN EDEBİLİR
Türkiye ile Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi arasında da ciddi bir işbirliği söz konusu…
Evet, hatta bildiğim kadarıyla Barzani yönetimi Suriye sınırlarını insan ve eşya geçişine kapatmış durumda. Dolayısıyla PYD’nin Irak’la lojistik ve insan trafiği çok zor sağlanıyor. Ayrıca Suriye’de pek çok şeyin Amerikalılar tarafından temin edildiği konuşuluyor. Önümüzdeki günlerde Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir Erbil ziyareti de olacak, dolayısıyla ilerleyen süreçte Musul ve Kerkük meselesi masaya yatırılacak.
Barzani yönetimi ile Türkiye iyi ilişkiler kurmuş durumda. Musul ve Kerkük meselesinin Türkiye tarafından gündeme getirilmesi bu ilişkiyi zedelemez mi?
Tam tersine bu mevzu Barzani yönetiminin de acil yapıcı sorunu. Musul ve Kerkük çok ciddi bir petrol bölgesi. Ve o bölge IŞİD’in elinde kaldığı müddetçe örgütün para kaynağını kurutmak mümkün değil. Dolayısıyla bana sorarsanız bu ortak bir proje. Hatırlarsınız, ben geçtiğimiz Şubat ayında Barzani yönetiminin bağımsızlık ilan edeceğini beklediğimi söylemiştim. Muhtemelen ABD’nin muhalefetiyle karşılaştığı için geri durdu. Bağımsızlık ilanı adımı önümüzdeki günlerde atılır mı bilmiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ziyaretinden sonra Barzani yönetimi böyle bir karar verir mi bilemiyorum. Çünkü bu çok stratejik bir karar. Eğer Barzani yönetimi bağımsız olma yönünde bir adım atarsa Musul ve Kerkük bölgesine Türk askerini daha rahat davet edebilir.
İNGİLTERE VE ABD BARZANİ’Yİ DEVİRMEYE ÇALIŞACAK
Malumunuz Türkiye çok kısa bir süre içerisinde bir darbe tehdidi atlattı. Böylesi bir hareket, küresel güçlerin Türkiye üzerindeki planlarını yoğunlaştırmalarına neden olmaz mı?
İngiltere ve Amerika’nın Türkiye’yi o bölgeden uzak tutmak için ellerinden geleni yapacaklarından eminim. Dahası İngiltere ve ABD, Barzani’yi iktidardan düşürmek için yoğun çaba harcayacaklar.
Nitekim yakın geçmişte böyle bir girişim yaşandı.
Evet, Türkiye’nin içerisinde yeni bir darbe girişimi yapmak yerine Barzani yönetimini düşürerek planlarını hayata geçirmeye çalışacaklarını düşünüyorum. Böyle bir bağımsızlık meselesi söz konusu olmasa bile, Barzani yönetiminin içinde olduğu bir girişime Türkiye bir şekilde katılacak. Türkiye Suriye’deki gibi lojistik destek verecek, gerektiğinde bu desteği fiili hale de dönüştürecek. Uzun vadede de Türkiye’nin 30-40 yıldır yaşamakta olduğu Kürt probleminin bölgesel bir takım sonuçlarla çözüleceğine dair beklentilerim var. Artık hiç kimse Türkiye’den geçmişteki gibi bir çözüm süreci, açılım süreci beklemesin. İçerisinde HDP, PKK ya da PYD’nin olduğu bir süreç artık mümkün değil. Süreç terörist olmayan Kürt siyasi unsurlarıyla yapılacak görüşmeler üzerinden yürüyecek. Ortadoğu ile ilgili olarak yakın geleceğe dair tahminler yapmak sıkıntılı bir şey ama görünen o ki, bölgede bir Kürt-Türk federasyonunun sancıları çekiliyor.
Bu federasyon ne gibi sorunların çözümüne katkı sağlayabilir?
Bir kere en temel sorunlardan bir tanesi, Türkiye’nin muhalefetine rağmen; ister Türkiye’den toprak alın ister almayın kurulacak bir Kürt devleti ölü doğmuş olur. Çünkü coğrafyada bütün taraflarla düşman, Türkiye ile de düşman olacak. Suriye’deki Kürt koridoru hayali de çökmüş durumda. Şu an bu coğrafyada yaşayan Kürtlerin nefes borusu Anadolu, yani Türkiye. Dünyaya Türkiye üzerinden açılmak zorundalar. Bir koridor arıyorlarsa şayet, o koridor Erbil-Süleymaniye-Diyarbakır-İstanbul koridorudur. Başka koridor aramasınlar.
Yarın: Hazar Denizi meselesi, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı projesi Türkiye’yi kimlerle karşı karşıya getirecek?
Kırgızistan ve Orta Asya ile ilişkilerimiz FETÖ’yle mücadelede ne kadar önemli?
İkinci kalkışma iddiaları gerçeği yansıtıyor mu?
Söyleşi: İbrahim Baran
Twitter: @ibrahimbaran