Büyükada’ya atfedilen “Vampir” hikâyesi, İstanbul’un en meşhur kent efsanelerinden biridir. Yazılı bir tarih kaynağına dayanmaz; sözlü anlatılar, gece korkuları, terk edilmiş köşkler ve ada yalnızlığı üzerinden şekillenmiştir. Büyükada, Osmanlı’nın son dönemlerinde zenginlerin yazlık köşkler yaptırdığı, geceleri ise son derece sessizleşen bir adadır. Elektriğin sınırlı olduğu yıllarda karanlık sokaklar ve devasa ahşap yapılar, korku hikâyelerine de zemin hazırlamıştır. Ama bu hikayelerden biri var ki hala Ada sakinleri tarafından anlatılır. Bu da Vampir hikayesidir.
Büyükada’daki vampir efsanesi! Efsane mi gerçek mi?
Zaman zaman Büyükada ile ilgili bazı efsanevi hikayeler anlatılır. Bu hikayelerden de en önemlisi Vampir Efsanesidir. Bir yerdeki efsaneler durduk yere çıkmaz… Peki Vampir efsanesinin nesilden nesile aktarılması ve günümüze kadar gelmesinin hikmeti nedir? Bunun cevabını bulmak önemli.
En yaygın anlatı 19. yüzyıl sonu – 20. yüzyıl başına dayanır: Ada’da yaşayan bazı kişiler geceleri gizemli bir varlık tarafından izlendiğini söyler. Sabaha karşı kansız bulunan hayvanlar ve açıklanamayan ölümler dillendirilir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar ve evsizler hedef alınmış gibi anlatılır. Halk arasında bu varlığa “Büyükada Vampiri” denir. Bu figürün gündüz görülmediği, geceleri köşkler arasında dolaştığı ve kan emdiği iddia edilir. Bu anlatılar Büyükada içinde hala gizemini korumaktadır.
1805 YILINDA III. SELİM DÖNEMİNDE BÜYÜKADA’DAKİ VAMPİR HADİSESİ
Osmanlı Devleti’nde III. Selim Döneminde Büyükada’da yaşananlar yeniden Vampir ve Hortlaklar söylemlerini güçlendirmiş ve önemli olaylar yaşanmıştır.
Rivayetlere göre Büyükada’da: Geceleri mezarlık çevresinde görülen gölgeler, ani ölümler, bazı cesetlerin mezardan çıkarılmış gibi görünmesi, cesetlerde çürümenin olmaması ve de ağız ve burundan kan sızması gibi olaylar halkta büyük korku yarattı. Ada halkı da bu durumu “hortlak / vampir” olarak yorumladı.
Peki bu olaylara Osmanlı Devleti nasıl müdahale etti? İşte en çarpıcı nokta da burasıdır.
Yaşanan olaylar, kadı ve yerel yöneticiler tarafından rapor edildi. Raporlar İstanbul’a, saray makamlarına ulaştırıldı ve Ulemadan fetva istendi... Alınan karar neticesinde şüpheli bir ceset mezardan çıkarıldı, göğsüne doğru bir kazık çakıldı, ceset yakıldı ve külleri denize savruldu. Özellikle baktığımız zaman bu uygulamalar Balkan Vampir vakalarında birebir görülen yöntemlerdir. III. Selim, mistik konulara tamamen kapalı biri değildi... Tasavvufa ilgisi bir hayli fazlaydı, batıl inançla devlet düzenini bozacak korkular arasında denge arardı ve bu nedenle “olayı büyütmeden ama halkı sakinleştirerek” çözme yoluna gidildi.
BÜYÜKADA’DA TABUTU BOŞ ÇIKAN MANOLİS’İN HİKAYESİ
Büyükada’da yaşanan gizemli bir olay da Manolis adındaki Rum vatandaşın boş çıkan tabutu hikayesidir. Rivayete göre Manolis adlı bir Rum ada sakini (balıkçı veya işçi olarak anlatılır) Büyükada’da ani ve açıklanamayan bir şekilde ölür. Dönemin geleneklerine göre cenazesi hazırlanır, tabut kapatılır ve defnedilir.
BÜYÜKADA’DA TABUTU BOŞ ÇIKAN MANOLİS’İN HİKAYESİ
Büyükada’da yaşanan gizemli bir olay da Manolis adındaki Rum vatandaşın boş çıkan tabutu hikayesidir. Rivayete göre Manolis adlı bir Rum ada sakini (balıkçı veya işçi olarak anlatılır) Büyükada’da ani ve açıklanamayan bir şekilde ölür. Dönemin geleneklerine göre cenazesi hazırlanır, tabut kapatılır ve defnedilir.
Cenazeden sonraki gecelerde ise Ada halkı gece ayak sesleri, kapı tıklamaları, boğulma hissiyle uyanmalar, ani hastalanmalar ve ölümler yaşamaya başlar. Bu sefer de korku büyüyünce yetkililerin ve din adamlarının izniyle Manolis’in mezarı açılır ve tabutun içi boş çıkar. Ayrıca kefen parçalarının yırtık olduğu gözlemlenir. Bu hadise ise Manolis’in bir Vampir olduğu ve hortladığı inanışını doğurur. Bu sefer de Ada papazları ve Osmanlı görevlileri devreye girer. Manolis’in bedeninin denize atıldığı ya da yakıldığı söylenir. Bazı anlatılarda başının kesildiği ve denize bırakıldığı da geçmektedir. Bu olayın dilden dile anlatılması ve bazı kayıtlara da geçmesi insanlarda hala korku oluşturmaktadır.
BÜYÜKADA’DAKİ GİZEMLİ KONT: "MORİS BOSTARİ"
Rivayetlere göre Kont Moris Bostari 19. yüzyılın sonu – 20. yüzyılın başlarında Büyükada’da yaşayan Avrupa kökenli (çoğunlukla İtalyan / Levanten olarak anlatılır) Son derece zengin, içine kapanık ve gece yaşayan bir aristokrattı. Resmî Osmanlı arşivlerinde net bir biyografisi yoktur; bu da onu “gizemli figür” hâline getirir.
Moris Bostari’nin Ada içinde yüksek duvarlı, perdeleri sürekli kapalı bir köşkte gündüz neredeyse hiç görünmediği, geceleri fener ışıkları, at arabası sesleri ve ziyaretçiler olduğu söylenmektedir. Ada halkı bu köşkü: “Güneş girmeyen ev” “Lanetli köşk” olarak anmaya başlar. Bu anlatılar giderek artar ve halk içinde Kont Moris Bostari’nin gizemli biri olduğu Ada halkı olarak söylenmektedir. Kont Moris Bostari’nin gizemli Köşkünde gece ayinleri ve bazı ritüeller yaptığı dillendirilmektedir. Mumlar, semboller, Latince veya Yunanca dualar, yerel halkın “büyü” olarak yorumladığı bazı ritüel toplantılar iyice merak konusu olmaya başlar.
Daha sonraları ise ‘’Kan ve Ölülerle’’ ilgili iddialar gündeme gelmeye başlar. Hizmetçilerin ani şekilde ortadan kaybolması, köşkten kan kokusu geldiği söylentileri, mezarlık çevresinde Bostari’nin görüldüğüne dair anlatılar dilden dile dolaşırken artık iyiden iyiye halkın tepkisi büyüdü. Tam da bu noktada halk arasında Kont Moris Bostari acaba “Vampir mi?” sorusu doğmaya başladı... Peki halk neden Bostari’yi Vampirlikle ilişkilendirmişti? Şu nedenlerden dolayı: Geceleri ortaya çıkması, çok solgun betimlenmesi ve en önemlisi de yaşlanmadığına dair söylentiler.
Büyükada papazları da Bostari’den rahatsızdı... Osmanlı görevlileri “halkın huzuru bozulmasın” diye konuyu büyütmedi. Bir süre sonra ise Kont Bostari’nin adayı terk ettiği ya da gizemli şekilde öldüğü söylenir ancak ölümüne dair kesin bir kaydın olmaması da çok ilginçtir. Kim bilir belki de hiç yaşlanmaması ve gezgin bir Vampir olarak anılması bu konuyu ve şüpheleri daha da güçlendiriyor.
Haber: Koray Kamacı