Avrupa halkına “72 saat hazır ol” diyor; Marmara için 10 gün bile az, ama bizde bunu söyleyen yok
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu · İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü
Basit bir soru: Yarın sabah elektrik, su, doğal gaz, telefon ve internet aynı anda kesilse, marketler kapansa, yollar kapansa evinizde kaç gün idare edebilirsiniz? Bir gün mü? İki gün mü? Yoksa akşam yemeğinden sonrası belirsiz mi?
Avrupa bu soruyu halkına artık yüksek sesle soruyor. Avrupa Komisyonu Mart 2025’teki Hazırlık Birliği Stratejisi’nde her vatandaşın dışarıdan yardım almadan en az 72 saat kendine yetebilmesini hedef koydu; krizden sorumlu komiser kameranın karşısında çantasından su, yiyecek, fener, pilli radyo, nakit ve ilaç çıkarıp tek tek gösterdi. İsveç Kasım 2024’te “Kriz ya da Savaş Gelirse” kitapçığını bütün hanelere gönderdi ve en az bir hafta dedi; kitapçığın ilk baskısı 1943’te yapılmış. Norveç de bir hafta diyor. Almanya’nın federal nüfus koruma kurumu ise on günlük ev stoku öneriyor. Bunlar korku yaymıyor; ders veriyorlar.
Birinci ders: İlk 72 saat hanenin ve mahallenin saatidir
Büyük bir afetin ilk saatlerinde yollar, köprüler ve şebekeler aynı anda hasar görür; ekipler her sokağa aynı anda yetişemez. Afet yönetiminde “altın saatler” dediğimiz bu ilk üç günü, büyük ölçüde evdeki hazırlık ve komşunun eli belirler. Kendi suyunu, yiyeceğini, ilacını bulunduran her aile, sınırlı kamu imkânının yaşlılara, engellilere, hastalara, bebeklere, yani hassas gruplara yönelmesine yer açar. Hazırlık bencillik değil, dayanışmanın ta kendisidir.
İkinci ders: Sivil savunma ölmedi, sivil korumaya dönüştü
Soğuk Savaş’ın sivil savunması sığınak, siren ve karartma tatbikatı demekti. Avrupa bu yapıyı çöpe atmadı, “sivil koruma”ya dönüştürdü: Aynı örgüt bugün sele de, fırtınaya da, sanayi kazasına da, savaşa da hazırlanıyor. Üstelik bunu AFAD benzeri tek merkezli dev bir kurumla yapmıyorlar. Merkez yol gösterir, standart koyar; işi belediye, gönüllü itfaiye, mahalledeki eğitimli gönüllü ve vatandaşın kendisi yapar. Ukrayna’daki savaştan sonra bu yerel yapı yeniden savunmanın parçası sayıldı; İsveç buna “topyekûn savunma” diyor.
Peki biz ne yaptık?
1958 tarihli 7126 sayılı Sivil Savunma Kanunu hâlâ yürürlükte. Ama 2009’da AFAD kurulurken Sivil Savunma Genel Müdürlüğü kapatıldı; sivil savunma, AFAD içinde bir daire başkanlığına indirildi. Sivil savunma böylece teknik bir hizmet olmaktan uzaklaştı ve bugün kâğıt üzerinde kaldı.
Bir zamanlar mahallede, muhtarın etrafında sokak sokak görevlendirilmiş kılavuzlar vardı. Hangi evde yatalak hasta, hangi dairede yalnız yaşayan yaşlı olduğunu bilen bir düzendi. O düzen kalktı, yerine yerel bir örgütlenme kurulamadı. Bugün kaç mahallede kimin kime koşacağı belli?
Avrupa sivil korumayı güçlendirirken biz “savunma” adını koruyup içini boşalttık.
Üçüncü ders: Cephe gerisi boşsa cephe de dayanamaz
Ukrayna gösterdi ki modern savaşta cephe yalnızca sınırda değildir; santral, su şebekesi, köprü, baz istasyonu da hedeftir. Ülkenin direncini, cephe gerisindeki halkın günlerce elektriksiz, susuz, iletişimsiz ayakta kalabilmesi belirler. Biz cephe gerisinin boş kaldığının farkında bile değiliz.
Marmara için 72 saat değil, 10 gün bile az
Büyük deprem tehlikesi yaşamayan Almanya on gün diyorsa, Marmara’da beklenen deprem için bize ne düşer? Milyonlarca insanın aynı anda yardım beklediği, köprülerin, yolların ve şebekelerin aynı anda hasar gördüğü bir senaryoda 72 saat iyimser bir hedeftir. 6 Şubat 2023 depremlerinde bazı köylere yardımın günler sonra ulaşabildiğini gördük. Açık konuşayım: Marmara’daki haneler için 10 günlük stok bile azdır.
Risk yönetiminde kullanılan ALARP üçgenine göre riskler üç bölgeye ayrılır: kabul edilebilir, azaltılarak katlanılabilir ve kabul edilemez. Marmara’daki deprem riski bugün üçgenin en üstünde, tolere edilemez ve şu hâliyle yönetilemez bölgededir. Böyle bir riskte yapılacak iş bellidir: Tedbir almak ve 1999’da, 2023’te yaşadığımız acı dersleri unutmamak.
Avrupa, halkına “en az üç gün hazır olun” çağrısını 2025’ten beri yüksek sesle yapıyor; yarın savaş çıkacak diye değil, rutin ve olağan bir kamu görevi olarak. Bizim yöneticilerimizin sesi, bu kadar yüksek bir deprem riskiyle yaşayan bir ülkede Avrupa’dakinden çok daha gür çıkmalı. Ama bizde halkı bu en basit hazırlığa davet eden bir bakan yok.
Japonya’dan öğrenelim: Önce sağlam bina, sonra üç katmanlı hazırlık
Önce yaygın bir yanlışı düzeltelim: “Çantayı alıp kaçarım” mantığı yanlıştır. Depremde asıl koruma sağlam binadır. Japonya’da yerel yönetimler, binası hasar görmeyen herkese çadır kente ya da toplanma alanına gitmek yerine evinde kalmayı öneriyor. Yani önce bina sağlam olacak, eşyalar sabitlenecek; stok da bir çantada olmak zorunda değil, evin herhangi bir yerinde, kolay ulaşılan bir dolapta durabilir. Japonlar hazırlığı üç katmanda düşünür:
- Evde (en az 10 gün): Kişi başı günde 3 litre su; pişirmeden ya da az pişirerek yenebilen, uzun ömürlü yiyecekler; düzenli kullanılan ilaçlar; pilli ya da kurmalı radyo, el feneri, yedek pil, taşınabilir şarj cihazı; kamp ocağı ve tüpü; battaniye; ilk yardım malzemesi; şebeke kesildiğinde işe yarayacak portatif tuvalet torbaları ve çöp poşetleri; bir miktar nakit; önemli belgelerin kopyaları. Japonların “döner stok” yöntemiyle, yani tükettikçe yerine koyarak tutun; israf olmasın.
- Yanınızdaki çantada (her gün): Afet sizi evde değil, yolda, okulda, toplu taşımada da yakalayabilir. Ben üç günlük ilacımı her zaman yanımda taşırım. Siz de ilacınızı, küçük bir su, birkaç enerji barı, düdük, küçük bir fener, şarj cihazı, bir miktar nakit, kan grubunuzu ve yakınlarınızın telefonlarını yazdığınız bir kartı çantanızda bulundurun.
- İş yerinde (en az 3 gün): Tokyo’da 2013’ten bu yana yürürlükte olan yönetmelik, iş yerlerinin çalışanları için üç günlük acil durum malzemesi stoklamasını istiyor. Amaç, büyük bir depremden sonra milyonlarca kişinin aynı anda yollara dökülüp kurtarma çalışmalarını tıkamasını önlemek. Bizde de iş yerleri ve okullar çalışanları ve öğrencileri için aynı hazırlığı yapmalı.
Bu hazırlığın ayrıntılarını, binanızın güvenliğinden ev içi önlemlere ve deprem anında ne yapacağınıza kadar, Tekin Yayınevi’nden çıkan “Deprem Affetmez: Depremden Korunma El Kitabı” adlı kitabımda adım adım anlattım. Herkesin okumasını, hatta evinde, iş yerinde ve okulunda bir nüshasını el altında bulundurmasını öneririm.
Devlete düşen
Sivil korumayı yeniden ve yerelde kurmak; belediye, muhtarlık, okul ve gönüllüler üzerinden işleyen, düzenli tatbikat yapan bir mahalle örgütlenmesi oluşturmak; risk taşıyan binaları güçlendirmek; her yıl halka açıkça “hazır olun” diyen bir siyasi irade göstermek.
Bu yazı bir ıslıktır. Tehlike ortada, yol belli. Afetin ilk günlerini devlet tek başına karşılayamaz; ama sağlam binalarda yaşayan, hazırlıklı bir halkla her afette yeniden yaşadığımız çaresizliği büyük ölçüde önleyebiliriz. Bu akşam evinize bakın ve kendinize o soruyu sorun: Kaç gün?