Bingöl 2. Kısa Film Festivali ve Yeşilçam

Öncelikle şunu belirtmeliyim, kış benim en çok sevdiğim mevsimdir… Soğuk hava beni daha canlı yapıyor ve çalışma enerjimi yükseltiyor… Kış ritüellerine de bayılırım! Uzun gecelerde kestane ve çay eşliğinde kitap okumak, film izlemek… Karda yürümek… ve daha nicesi…

Benim için kış ayının tek kabusu ise maalesef hep çok ağır geçirdiğim grip hastalığı… Bu hastalık bende bir anda tezahür ediyor ve dayak yemiş gibi bir halde kendimi yatakta buluyorum… Gelsin adaçayı, ıhlamur, bilumum narenciye, ballı sıcak süt, zencefilli sirkeli ballı çay (“Yoldaş”ımın tarifidir tavsiye edilir!). İşte daha kış kapıdan bile bakmadan, maalesef cumartesi akşamı Bingöl dönüşü, grip beni yatağa bir yatırdı, pir yatırdı… Daha bu sabah biraz olsun kendime gelebildim…  Sonuç olarak, yine de kışa bayılıyorum! Ah, bir de şu grip olmasa...

Bu uzun girişten sonra gelelim Bingöl 2. Kısa Film Festivali'ne… Yazıma Güneydoğu illerimizde bu tür etkinliklerin daha da çoğalması duasıyla devam ediyorum…

İkincisi düzenlenen Bingöl Kısa Film Festivali'nin hayata geçmesi için büyük çaba sarf eden, Bingöl'lü Kalkınma eski bakanı Cevdet Yılmaz kardeşimi gönülden kutluyorum… Bingöl Valisi Ali Mantı'nın ev sahipliği gerçekten çok candan ve samimiydi… Bingöl'ün Belediye Başkanı Yücel Barakazi'nin Bingöl'ü nasıl değiştirdiğini ve geliştirdiğini görmemek mümkün değil! Bu etkinlik için canını dişine takan çılgın ve bir o kadar da rahat biri olan Baran Mayda'ya da kocaman bir aferin gönderiyorum!

Geçtiğimiz ilkbaharda düzenlenen Siirt 1. Kısa Film Festivali'nde yaşadığım heyecanı, Bingöl'de de hissettim… Festivalin final gecesindeki yoğun katılım ve gençlerin coşkusu beni şu düşüncelere itti: Bu bölgelerin yıllar boyunca ne kadar da çok ihmal edilmiş! Özellikle bu illerimizde üniversitelerin açılmasıyla birlikte genç nüfusun çoğalması oralara büyük bir  canlılık getirmiştir… Bu tür kültür ve sanat etkinliklerinin, mahiyetlerinin daha genişletilerek ve uzun vadeli projeler olarak acilen yapılması gerektiğine inanıyorum...

Bingöl'de olduğum 24 saat çok yoğun geçti… Özellikle rahmetli kardeşimin akademide birlikte okuduğu, bir çok başarılı filme ve diziye imza atmış olan Kudret Sabancı ile çok verimli sohbetler ettik… Kudret kardeşim özel merakı olan çizgi roman koleksiyonundan ve kurdukları “Çizgi Romanseverler Derneği”nden bahsederken, ben de kendi çocukluğuma döndüm… Çocukluğumun en güzel maceralarını çizgi romanları okurken yaşamışımdır… Aslında geriye baktığımda ne kadar şanslı bir çocuk olduğumu şimdi daha iyi anlıyorum… 56. yaşımın baharında hâlâ bir çok hayalimin olmasının en büyük nedeni bu çizgi romanlar ve ebeveynlerimin muhteşem sinema tutkusudur… Şimdiki çocukların ve gençlerin yeterince hayal gücü sahibi olmamalarını ve son derece yüzeysel yaşadıklarını görmek beni çok derinden üzüyor… Evet, Kudret kardeşimle saatlerce süren muhabbetimizi yazmakla bitirmem mümkün değil… Benim için onunla hayallerimizi paylaşmak ve bu arada ahmetli kardeşimi yad etmek çok özel ve güzeldi...

Ayrıca Bingöl'de Yeşilçam’ın yaşayan “duayenleri”yle de yüz yüze tanışmak benim için çok anlamlı oldu...

Halil Ergün, Nilüfer Aydan, Bülent Bilgiç.....

Bu üç “duayen”in eski Yeşilçam anılarını dinlerken bazen hüzünlendik, bazen güldük… Hepsi başlı başına bir film konusu olacak kadar yoğun ve farklı hayatlar yaşamışlar... Yüzlerce filmde oynamışlar… Sonuç olarak neredeyse 24 saat kaldığım Bingöl'den çok güzel anılarla ayrıldım… Şimdi sıra geldi Şırnak Kısa Film Festivaline… Sayılarının ve mahiyetlerinin artması dileğiyle…

NOT: Şu bizim iflah olmaz “Tayyibofobi” hastalığına tutulmuşlara artık gerçekten söyleyecek ve yazılacak söz kalmadı! Bu hastalık gözlerini öylesine kör etmiş ve tutumlarını öylesine azgınlaştırmış ki, resmen vatan haini durumundalar! Şayet bu zamanda İstiklal Mahkemeleri olsaydı, kesinlikle bunları vatan hainliğinden meydanlarda ibret olsun diye ipte sallandırırlardı… Allah'tan başlarında diktatör yok!

Haberleri