ABD’nin İran'a Olası Saldırısını Engellemek için Hava Durumunu Değiştirebilir miyiz?

Geçtiğimiz hafta sosyal medyada Tahran’da hafta sonu hava durumunun olası bir askeri operasyon için “uygun” olduğunu paylaştım. Dostum gazeteci Cengiz Er hemen sordu: “Hocam, füze yağmuru mu geliyor? Bir şey yapamaz mıyız?” Bu soru beni düşündürdü: Hava koşulları askeri operasyonları gerçekten etkiler mi? İnsan eliyle havayı değiştirip bir saldırıyı zorlaştırmak mümkün mü? Gelin bu sorulara birlikte bakalım.

Hava Durumu Askeri Operasyonları Nasıl Etkiler?

Tahran bu hafta sonu tertemiz bir gökyüzüne sahip: açık hava, sadece 2 knot rüzgâr, sis yok, bulut yok, toz fırtınası yok. Bu koşullar hassas güdümlü silahlar ve hava operasyonları için adeta ideal bir ortam demektir. Peki hangi hava koşulları askeri operasyonları zorlaştırır? Aşağıdaki tablo bunu özetliyor:

Kısacası doğa, en gelişmiş silahları bile zorlayabilen çok güçlü bir kalkan sunabilir. Tarihte bunun pek çok örneği var: Vietnam Savaşı’nda musonlar helikopter operasyonlarını durduruyor, Çöl Fırtınası Harekâtı’nda kum fırtınaları ABD uçaklarının motorlarına zarar veriyordu. İkinci Dünya Savaşı’nda bile Normandiya çıkarmasının tarihi, hava tahminlerine göre belirlenmişti.

Peki İnsan Eliyle Havayı Değiştirebilir miyiz?

Bu sorunun kısa cevabı: Bugünkü teknolojiyle hayır. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), atmosferdeki enerjilerin o kadar büyük olduğunu söylüyor ki, bir fırtınayı yoktan var etmek ya da rüzgâr yönünü geniş ölçekte değiştirmek fiziksel olarak mümkün değil. Bunu şöyle düşünebilirsiniz: Orta şiddette bir kasırganın saldığı enerji, dünyadaki tüm nükleer silahların toplam enerjisinden fazladır! Eldeki tek gerçekçi yöntem olan “bulut tohumlama” bile ancak zaten yağmura hazır bulutlar varsa işe yarıyor ve yağışı en fazla yüzde 20 kadar artırabiliyor. Üstelik 1978’de imzalanan ENMOD Sözleşmesi, havayı askeri amaçla değiştirmeyi uluslararası hukukla yasaklıyor.

Bilimkurgu Projeleri: “Eğer Yapabilseydik?”

Hava mühendisliği bugün hayal sınırlarını aşmış olsaydı, neler yapılabilirdi? İşte tamamen kurgusal ama meteorolojik prensiplere dayanan beş hayal projesi:

1. Mega-Sis Üreticileri: Yüzlerce kilometrekarelik alana yerleştirilen devasa soğutmalı su buharı jeneratörleri, gece yüzey soğumasıyla birleşerek kalın bir sis örtüsü oluşturur. Bir buzdolabının kapağını açtığınızda çıkan buğuyu düşünün, ama şehir büyüklüğünde. Hedefleri görünmez kılar, sensörleri işe yaramaz hale getirir. Ancak bu ölçekte sis oluşturacak bir teknoloji bugün mevcut değildir.

2. Yapay Toz Fırtınası Kuleleri: Devasa kuleler, atmosferin 2–5 km yüksekliğine mikroskobik toz parçacıkları püskürtür. Bir blenderin içine kum atıp çalıştırmak gibi düşünün: radarları kör eder, motorları tıkar. Fakat böyle bir yapay toz fırtınası çevresel bir felaket olur.

3. Rüzgâr Yönlendirme İstasyonları: Dev türbin grupları ve hava jetleri, yer seviyesinde yapay türbülans üretir. Büyük bir tencereyi hızla karıştırır gibi. Ancak bölgesel rüzgârı değiştirmek için gereken enerji, bir ülkenin yıllık toplam enerji tüketiminden fazla olurdu.

4. Dev Ölçekli Bulut Tohumlama Filosu: Binlerce dron, gökyüzüne gümüş iyodür saçarak yoğun yağmur ve bulut örtüsü yaratır. Gökyüzünden bir sünger sıkar gibi. Ama gökyüzünde zaten yağmura hazır bulutlar yoksa tamamen etkisiz kalır. Açık havada bulut yoktan var edilemez.

5. Şimşek Tetikleyici Diziler: Elektrikli iyonlaştırıcılar, atmosferdeki elektrik yükünü değiştirerek yapay yıldırım ve fırtına yaratır. Halının üzerinde yürüyerek oluşan statik elektriği düşünün, ama şehir boyutunda. BAE’de yapılan deneylerde iyonlaştırıcılarla 50’den fazla fırtına tetiklendiği rapor edilmiştir; ancak yöntem hâlâ çok deneysel aşamadadır.

Tarihte Hava Modifikasyonu: Operation Popeye

Bu konuda tarihin en bilinen örneği, ABD’nin Vietnam Savaşı’nda yürüttüğü “Operation Popeye” (1967–1972) adlı gizli operasyondur. ABD, uçaklarla gümüş iyodür ve kurşun iyodür maddeleri saçarak muson mevsimini uzatmayı başarmıştı. Bu sayede düşmanın ikmal yolları çamura batmış, köprüler yıkılmış ve lojistik büyük darbe almıştı. Bu operasyonun ifşa edilmesi uluslararası kamuoyunda büyük tepki yaratmış ve 1978’de BM bünyesinde ENMOD Sözleşmesi imzalanarak çevresel süreçlerin düşmanca amaçlarla manipülasyonu yasaklanmıştır. ABD’nin diğer girişimi olan Project Stormfury’de ise kasırgaları gümüş iyodürle zayıflatmaya çalışılmış, ancak belirgin bir başarı elde edilememiştir.

Sonuç: Doğa Güçlü, Biz Henüz Zayıfız

Bugün geldiğimiz noktada, geniş çaplı hava olaylarını —fırtına, sis, rüzgâr— istediğimiz gibi yoktan var etmek mümkün değil. Atmosferin enerjisi o kadar muazzam ki, orta şiddette bir kasırganın saldığı enerji dünyadaki tüm nükleer silahların toplam enerjisinden fazla. Bu yüzden yukarıdaki projelerin hepsi şimdilik birer hayal ürünü. Ancak bilim ilerledikçe, bugünün bilimkurgusunun yarının gerçeği olabileceğini de unutmayalım.

Tahran’ın o hafta sonundaki açık gökyüzüne dönecek olursak: Evet, bu koşullar hassas askeri operasyonlar için elverişliydi. Ama doğa her zaman öngörülemez. Beklenmedik bir kum fırtınası, ani bir sis tabanası ya da mevsim dışı bir yağış, milyarlarca dolarlık teknolojileri bir anda etkisiz kılabilir. Belki de en büyük silah, doğanın kendisidir. Çin, BAE gibi ülkeler bulut tohumlama üzerine büyük yatırımlar yapmaya devam ediyor. Kim bilir, belki yarın havayı kontrol etmek, bugünkü internetin başlangıcı kadar doğal görünecektir.

Havadan sudan konuşuyor gibi görünse de, hava gerçekten de savaşın kaderini değiştirebilecek kadar güçlü bir faktör. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Not: Bu yazıdaki “hayali projeler” tamamen kurgusal olup hiçbir uygulanabilir askeri tavsiye içermemektedir. Hava modifikasyonunun askeri amaçlı kullanımı, 1978 ENMOD Sözleşmesi ile uluslararası hukukta yasaklanmıştır. Bu yazı yalnızca meteorolojik prensipleri eğitici biçimde açıklamayı amaçlamaktadır.

Haberleri