Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları;
Şu anda öğretim üyesi konularında sıkıntılarımız var ancak bunları da aşacağız. Üniversitemiz gerçekten göz dolduruyor. Başarı grafiğinin daha da yükseleceğine inanıyorum.
Biz her ilimize bir üniversite kazandırmak istediğimizde çok garip şeylerle karşı karşıya kalmıştık. 15 yıl önce Muş'ta, Ağrı'da, Hakkari'de havaalanı yoktu. Oradaki öğrenciler veya akademisyenler buraya nasıl gidip gelecekti? Biz öğrencinin ayağına üniversiteyi, akademisyeni götürelim dedik. Halaalanı sayısını da 55-56-57'ye çıkarmış olduk. Bunu yakaladık.
Milletle hiçbir bağı olmayan, bu çevreler yeni üniversitelerin bir tabela üniversitesi olarak kalacağını iddia ettiler. Geçen süre ile bizler bunun öyle olmadığını ispatlamış olduk. Bunun bir de ekonomik hayattaki gelişmeleri çok çok farklı şekilde oldu. Eskiden 10 tanesinden 1 tanesini üniversiteye alabilyorduk, şimdi 10'da 10'u olmaya başladı. Bu oradaki esnafı da hareketlendiriyor. Burada 20 bin istihdam olacak bir fabrika kuramazsın ama ticareti hareketlendiren bir üniversite var. Burası bir de çekim alanı haline geldi.
İmkanı olmayan ailelerimiz için bu çok daha önemli oldu. Eğitim, öğretimde maliyeti de düşüren bir adımdı, altyapıydı. Biz bunu da düşürdük. Önümüzdeki süreçte bunu sürdürmemiz gerekiyor. Şehrin kalkınması için görev üstlenmeyen üniversite görevini yerine getirmiyor demektir.
Bir üniversite için teknik imkanlar önemlidir. Bunların hiçbiri başarı için yeterli değildir. Esas mesele ya yol bularak ya da yol açarak çalışmaktır. Bahane üretmeden yolumuza devam ediyoruz. İnanç, kararlılık olduğu sürece aşamayacağımız engel olmadığına inanıyorum.
Her yıl ülke genelinde idrak ettiğimiz Ahilik Haftası bizim için hayat damarlarımızı yenilemenin fırsatıdır. Çok önemli bir geleneğimizi hatırlayıp ihya ediyoruz. Bu değerleri günümüze taşımak, genç nesille buluşturmak durumundayız. Geleneğini unutan hiçbir millet ayakta kalamaz. Bizim için tarih hem bugünümüze, hem geleceğimize yön veren ilham kaynağıdır.
Bugün Ahilik Haftası yanında acı bir yıldönümünü de yad ediyoruz. 27 Mayıs 1960 darbesinin 56. yıldönümü. Yaslıada'da kurulan düzmece mahkemelerde idam edilen Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'a rahmet diliyorum.
Bu iki adayı muhteşem bir projeyle demokrasi ve özgürlükler adası olarak inşa ediyoruz. Burada fikir, düşünce, sanat tartışılacak, konuşulacak. 1960'lı yıllarda kimler ne yapmış, bizler ne yapıyoruz onu göstereceğiz. Hem ibret vesikası olarak hatırlatacağız, hem de bunu tekrarlamak isteyenlere bunu göstereceğiz. Onlar darbeciler tarafından darağacına gönderilmiş olsalar da milletimizin gönlünde herkese nasip olmayacak müstesna yer edinmiştir. Bu 3 demokrasi kahramanını yad etmeyi sürdürüyoruz.
Verilen ve infaz edilen idam cezaları bir gözdağıydı. 27 Mayısçılar bugün de var. Ama artık onlar mazi oldu. Biz o beyaz kefenimizi giyerek yola çıktık, devam edeceğiz, özgürlük mücadelesi vereceğiz.
27 Mayısçılar Menderes'in akıbetini, demoklasin kılıcı gibi sallanmasını hedeflemiştir. Darbe ortamının hazırlanmasının merkezinin CHP Genel Merkezi olduğu biliniyor. CHP, 1958'den itibaren sokakları karıştırarak, toplumun belli kesimlerini harekete geçirmiştir. Bazı akademisyenler de öğrencileri galyana getirerek destek olmuştur. İlk Hedefler beyannamesi darbecilerin programı haline dönmüştür.
27 Mayıs darbesiyle kurulan vesayet sistemi bugün hale etkisini devam ettiriyor. CHP hala çıkar ve güç odaklarıyla iktidar devşirme çabası içinde. İçinde kan geçen cümleler bunun en büyük delilidir. Eskiler can çıkar, huy çıkmaz derlerdi. CHP'nin genlerine sirayet etmiş bu huyun silinmediğini görüyoruz. Kendileri değişmese de milletimiz ve ülkemiz çok büyük değişim yaşadı. Türkiye 1960'ların Türkiyesi değil. Kan üzerinden, sokak üzerinden, sermaye ve hatta terör üzerinden milletin tebiye etme üzerinden netice alınamayacağını öğrenmeli gerekiyor.
Cumhurbaşkanı'na açık ve net küfrettiriyor. Bir partinin genel başkanı olarak küfürler devam ederken, 'lütfen, napıyorsunuz' demiyor. Çünkü senaryo kendisi tarafından hazırlanmış. Kendisi de başrol oyuncusu. Hepimiz davamızı açtık ve bunu sürdüreceğiz. Bu çatı altında küfretmeye hiçbir milletvekilinin ve partilinin hakkı yoktur. Şu anda maalesef parlamentomuzun havasında siyasi terör estiriliyor. Buna müsaade edemeyiz. Bir yere kadar. Yeni düzenlemelerin çok daha farklı olması gerekiyor.
Demokrasi ve hukuk dışı yollara tevessül etmek, karanlık yapılarla işbirliği yapmak kimseyi iktidara getirmez, Türkiye'yi felakete sürükler. CHP'nin her şeye rağmen huyu değiştirmesini ümit ediyorum.
Bu darbe neredeyse her 10 yılda bir tekrarlanacak başka müdahalelerin kapısını aralamıştır. 1960 darbesi sonrası atılan adımların gayesi iktidarı bürokratik oligarşinin elinde tutmaktır. 1924 Anayasası'nın 4. Maddesi'ndeki ifade çıkarılmıştır. 1961 Anayasası'nda millet iradesi parçalanmıştır. Yasama ve yargı hem görev hem de yetki olarak kabul edilirken, yürütme görev olarak tanımlanmıştır. Meclis'in aldığı kararlar Anayasa Mahkemesi tarafından kontrol edilmiştir. Bunun yanında 1960 darbesinin en kötü yanı partili cumhurbaşkanlığı sistemine son vermesidir. 1960 yılından sonra birkaç istisna hariç cumhurbaşkanlığı görevine bu anlayışın isimleri getirilmiştir. Burada muhafaza edilmeye çalışılan demokrasi ve hukuk olmamıştır. Sadece millet iradesini referans alan 1924 Anayasası'nı ortadan kaldıran 27 Mayıs rejimi korunmaya çalışmıştır.
Düğmeye basılmışçasına birileri rejim elde gidiyor diye ortalığı ayağa kaldırıyor. O birileri de belli. Adres belli. Bu kesimler yönetim sistemi değişikliyle tehlikeye girenin 27 Mayıs rejimi olduğunu çok iyi biliyorlar. 23 Nisan'da Meclis'te yapılan konuşmalarda da gördük. Bir taraftan millet 'Al ülkeyi sen yönet' diyor, bu zat 'Hayır' diyor.
Milletimizin yeni 27 mayıslar, yeni acılar yaşamasına razı olmayız, gençlerimizin iktidar hesaplarının piyonu olarak kullanılmalarına müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Geleceğimizin teminatı olan büyük Türkiye'nin neferleri olan tek bir evladımızın bile, kan tutkunu siyaset vampirleri elinde heba olmasına göz yummayacağız
Seçme yaşı 18, seçilme 30. Bu olmaz. Zor olan seçilmek değildir, seçmektir. Bzi 30'u 25'e indirdik. Şimdi bu yeni hükümet programına seçme-seçilme yaşını 18 olarak koydu. Bu bana göre, gençliğin geleceği noktasında çok önemli bir fırsat. Kabiliyeti olan bu şansı yakalar. Olmaz diye bir şey yok, Türkiye de bunu ispat edecek.
Demokrasimiz başkanlık sistemi dahil her türlü tartışmayı yapacak olgunluğa erişmiştir. Önümüdeki dönemin bir dönüm noktası olacağına inanıyorum.