Altan Erkekli: Her gece borçlarımı düşünmekten bıktım!
Başarılı sanatçı Altan Erkekli, Cengiz Semercioğlu'na verdiği röportajda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Erkekli, "Her gece borçlarımı düşünmekten bıktım." sözleriyle yatırım yapmadığı için pişman olduğunu ifade etti.
Usta oyuncu Altan Erkekli, Hürriyet'ten Cengiz Semercioğlu'na verdiği röportajda samimi itiraflarda bulundu. Ünlü sanatçı birikim yapmadığı için pişman olduğunu belirterek "Her gece borçlarımı düşünmekten bıktım." dedi. İşte o röportaj:
Babanız hayatta mı?
- Yok, 1989 yılında rahmetli oldu.
Ya anneniz?
- O da vefat etti...
“Bizi Hatırla”da, etkileyici bir baba oğul hikâyesi var. Biz de sizin çocukluğunuzdan başlayalım. Babanızla unutamadığınız bir anınız var mı?
- Babam, 11 yaşımdayken beni Diyarbakır’da okuyacağım yatılı okula götürdü. Bacağına sarılıp “gitme” deyişimi unutamam. İkimiz de ağlamıştık. Bana, “Sen bu okulu bitireceksin. Bu şehre vali olarak geleceksin canım oğlum” demişti.

Vali değil de oyuncu olmayı tercih ettiğinizde tepki gösterdi mi?
- Hayır... Tiyatroyu seçince “Mutlu olacağın mesleği yap” dedi ama yine de biraz kırgındı. Birkaç yıl sonra Kenter Tiyatrosu’nda “Sakıncalı Piyade”yi sahnelerken beni izlemeye geldi. Oyun sonrası baktım suratı düşmüş, “Ne oldu” diye sordum. “Sen bu ordunun parasıyla büyüdün, bu orduyu eleştiremezsin” dedi. (Gülüyor)
Babanız astsubay mıydı?
- Yok, albaydı... Her zaman “Ya bu tiyatroda çok koşturuyorsunuz. Bir banka müdürü olsaydın, ben senin makamına gelseydim” derdi. (Gülüyor) Bu filmde canlandırdığım Eşref de bu yönden babama benziyor, evladı için koşuşturmanın olmadığı düzgün bir hayat istiyor.
HER GECE BORÇLARIMI DÜŞÜNMEKTEN BIKTIM
Siz de babanız gibi “oğlum keşke oyunculuğu değil de başka bir mesleği seçse” diye düşünüyor musunuz?
- Efe aynı anda hem uluslararası ilişkiler hem de tiyatro bölümünü kazandı. O zaman dedim ki, “Efe çok dikkatli ol, bizim başladığımız yıllardaki gibi şanslı değilsiniz”...

O yılların farkı neydi?
- 1975 yılında mesleğe başladım. Dolu dolu salonlarda, haftada 16 oyun oynuyordum. O zaman televizyon yoktu. İnsanlar tiyatroya peynir ekmek gibi ihtiyaç duyuyorlardı. Şimdi durum çok farklı. O yüzden Efe’ye “Acı çekeceksin” dedim. “Ben razıyım” deyince kabul ettim.
Şimdi ne düşünüyorsunuz peki?
- Yolda çevirip “Oğlunuz çok başarılı” diyorlar, çok mutlu oluyorum. Ama ekonomik olarak sıkıntıda. Ben de sıkıntıdayım, o da.
Siz niye sıkıntıdasınız? Bir sürü dizi, film çektiniz...
- Herkes öyle düşünüyor, “O ne yapıyorsun paraları” diyorlar. Ama biz hep kısıtlı bütçeler aldık. Hiç gece hayatım, kumarım olmadı ama yine de birikimim yok. Dün de sayısal loto oynarken bir adam geldi, “Biraz da bize bırakın paraları” dedi.
Sayısal loto mu oynuyorsunuz?
- Evet, hep oynuyorum. (Gülüyor)
Hiç tutturdunuz mu peki?
- Bir kere 5 tutturdum. Ama bir gün kazanırsam borçlarımı bitirip geri kalan parayı LÖSEV’e bağışlayacağım. Şu borcum bitsin artık. 63 yaşımda, her gece onları düşünmekten bıktım.
Ev borcunuz mu var?
- Evet, tek evim var, başka hiçbir şeyim de yok zaten.
Meslekte kaçıncı yılınız?
- 43 sene oldu.
Bu kadar senede hiç birikim yapamadınız mı?
- Yapamadık, herhalde biraz da bizim sersemliğimiz yüzünden.

Estağfurullah...
- Biz hiç para düşünmeyelim, iş yapalım para arkadan gelir dedik. Ama gelmiyordu (Gülüyor).
Tabii 3 çocuğa bakmak da zor... Ortanca oğlunuz Fransa’da okuyor değil mi?
- Evet, bu sene Fransa’ya gitti. Daha 3 yılımız daha var, bakalım. Onun için bol bol oynamak zorundayım (Gülüyor) Euro kuru da böyle giderse, mahvolacağız.
O Fransa’da ne okuyor?
- Sosyal psikoloji ve konservatuvarda piyano eğitimi görüyor.
Kaç yaşında?
- 19...
En ufağın Ali de 7 yaşında... Ali doğduğunda siz kaç yaşındaydınız?
- 56.
56 yaşında baba olmaktan korkmadınız mı?
- Ebru’nun hamile olduğunu öğrenince, “Aldıralım mı, aldırmayalım mı” diye ikilemde kaldık. Ama sonra “Böyle bir acımasızlık yapmayalım. Türkiye’yi bu çocuk kurtaracak” dedik.
Aranızdaki bu büyük yaş farkı Ali’yi etkiliyor mu?
- Biraz üzülüyor çünkü yolda bizi görenler hemen “Torun mu” diyorlar. Gerçi onlar da haklı, beni hep ekranda dede rollerinde gördüler.
Markette eşimi kızım sandılar
Eşiniz Ebru Hanım, filmdeki gibi sizin babanızı kabul etmek istemeseydi ne yapardınız?
- Eşimi bırakırdım. Babamı alır, babamla çıkardım. Babam rahmetli olmuştu, dedim ki şanslıyım bu durumları yaşamayacağım. Çünkü insan eti ağırdır. Ama sağ olsun Ebru annemi yıkadı, tırnaklarını kesti. Annesinden daha fazla hürmet gösterdi, o açıdan hiç hakkını yiyemeyeceğim.
Ebru Hanım’la aranızdaki 14 yaş farkı hiç sorun oldu mu?
- Geçenlerde Ebru ve Ali ile markete gittik. Orada çalışan hanım dedi ki, “Altan bey çocukları da almış gelmişsiniz.” Ebru da “Aaa yapmayın” dedi. Kadın, “Bir hata mı yaptım” diye sordu. Ben de “Yok” dedim.
“BABAM VE OĞLUM”DAN DAHA BÜYÜK ETKİ YARATACAK
“Bizi Hatırla”nın fragmanı bile göz yaşartıyor. “Babam ve Oğlum” gibi bir etki yaratacak mı?
- Çok daha büyük etki yaratacak gibi geliyor bana. Filmde, günümüzdeki acımasız yaşamın içindeki her şeyin cevabı var. Eşref, çok isimsiz bir kahraman. Bir filozof gibi, bir pedagog gibi, bir sosyolog gibi insanlara yol gösteriyor. Ve bunu yaşamın doğal akışı içinde yapıyor.
Yarın öbür gün Eşref gibi sizi de gelininiz istemezse, ne yaparsınız?
- Ben hep “Elden ayaktan düşmeyeyim de kimseye muhtaç kalmayayım” diyorum. Kimseye yük olmadan bir köşede kendi başımıza yaşayalım istiyorum.
◊Eşref de filmde “İnsan eti ağırdır” diyor...
- Çok doğru bir söz. Ben de hiç öyle bir durumla karşılaşmak istemiyorum, hatta gece evlerinde bile kalmayayım. Çocukları görelim sonra evimize dönelim. Bir de oyuncu olduğum için insanların mimiklerini iyi okurum. Evlerinde beni istemediklerine dair bir mimik bile görsem yıkılırım.
7 YAŞIMDAN BERİ YATILI OKUDUM
Sizi pek fazla dışarıda da göremiyoruz. Neden?
- Çünkü ben evime çok düşkünüm, evde olmak istiyorum. Yüksek ses, bağırış çağırış hoşuma gitmiyor. 7 yaşımdan beri yatılı okuduğum için korkularım var. Ben düdükle büyüdüm. Düdük çalardı yatardık, düdük çalardı kalkardık.
Babanız ve annenize sizi 7 yaşında yatılı okula verdikleri için kırgın mısınız?
- Yok, annem çok ağır bir ameliyat geçirmişti. Babam alay komutanıydı. Bana bakacak kimse yoktu. Sonra bana dediler ki, “Daimi yatılı okur musun” dedi. Ben zaten yatılı okuyorum ya daimi kelimesini anlamadım “Okurum” dedim. (Gülüyor) Sonra İstanbul’dan Diyarbakır’a gittim.