ABD'nin 'Esad kalsın, Erdoğan gitsin!' projesi
Mehmet Acet bugün Yeni Şafak'ta kaleme aldığın köşe yazısında ABD ile Türkiye arasındaki "stratejik ortaklığın" kırılma noktalarını okurlarıyla paylaştı.
ABD'ye karşı bugün yaşanan güvensizliğin 17 Mayıs 2013'te Beyaz Saray'da gerçekleşen görüşmede başladığını aktaran Acet, "Amerika o görüşmede bize, “Bizden Suriye'ye müdahale konusunda artık bir şey beklemeyin” dedi." ifadelerini kullandı.
O günden sonra Washington'un 'Esad kalsın, Erdoğan gitsin!' projesini yürürlüğe koyduğunun altını çizen Acet, "O yüzden kendi göbeğimizi kendimiz keserek ilerlememizde fayda var." diye yazdı.
İşte o köşe yazısı;
* 17 Mayıs 2013: Bu tarihi hiç unutmayın
Farkında mısınız?
Sanki memleketin ayaklarında bir pranga vardı, bu pranga çözüldü ve o ayaklar artık özgürce dolaşabiliyor.
Bu cümleyi özellikle Suriye bağlamında kullanıyorum.
15 Temmuz şehitlerini bir kez daha rahmetle analım, gazilerimize şifa dileyelim.
Zira, bu yeni durumu, elde edilen bu geniş hareket kabiliyetini onlara borçluyuz.
Pranga çözüldü derken 15 Temmuz sonrasından söz ediyorum zaten.
Pazartesi günü Fırat Kalkanı operasyonu bağlamında bir devlet yetkilisinden alıntıladığım şu iki cümleyi yazı da kullanmıştım.
“Haftalık dilimler olarak düşünün. İki yıl boyunca her hafta bir plan yapılıyor, kararlar alınıyor, Cumhurbaşkanı bastırıyor, Hükümet, Dışişleri, MİT tamam diyor ama orduyu harekete geçiremiyorduk.”
“Bugün anlıyoruz ki, TSK içinde örgütlenen FETÖ mensuplarının direnişi ve oyalaması yüzünden bunu yapamamışız.”
KRİTİK TARİH: MAYIS 2013
Son iki yılı da anlatacağız ama önce biraz daha gerilere gidelim.
2013 yılı Mayıs ayı ortalarında (17 Mayıs) Beyaz Saray'da yağmurlu bir günde yapılan Obama-Erdoğan zirvesinden başlayalım.
İleride tarih kitapları o zirveden çok bahsedecek.
Ne demek istediğimizi anlatmak için o görüşme yapıldıktan sonra olup bitenlere şöyle bir bakmamız yeterli olacaktır.
Erdoğan, Amerika'dan döndükten kısa süre sonra Gezi eylemleri başladı.
Kazlıçeşme'de toplanan milyonlar cevabı yapıştırınca, halk devrimi süsü verilmiş darbe girişimi sonuçsuz kaldı.
Ama nefes almaya fırsat bulamadan Mısır darbesi gerçekleşti.
O darbeden sonra değişik bedenlerde can bulan 'Gezi Ruhu' Erdoğan'a her fırsatta bu darbeyi hatırlattı, sonunun Mursi gibi olacağı tehdidinde bulundu.
ESAT KALACAK ERDOĞAN GİDECEKTİ!
Dün, 17 Mayıs 2013'te Beyaz Saray'da yapılan o görüşmelerin tamamında masada oturan bir ismi aradım, konuştum.
Teyit etmek için “O görüşme bir milattı değil mi?” diye sordum
Muhatabım “Evet öyleydi” dedi.
Peki o görüşmede ne oldu ki bu kadar üzerinde duruyoruz?
Şu oldu.
Amerika o tarihten itibaren Suriye politikasında bizi amiyane tabirle satışa getirip ortada bıraktı.
O gün masada oturan ismin bana verdiği iki kritik bilgi var.
1-Amerika o görüşmede bize, “Bizden Suriye'ye müdahale konusunda artık bir şey beklemeyin” dedi.
2-O güne kadar Esad'ın gidişi konusunda tavizsiz bir tutum sergileyen ABD yönetimi, o gün bu işten vazgeçtiğini, yan çizdiğini bize göstermiş oldu. O gün masaya getirdikleri sorulardan biri “Esad giderse yerine kim gelecek?” sorusu/kaygısı idi.
17 Mayıs 2013 görüşmesinden sonra Amerikalıların bizim tarafa söylemediği, söylemesinin de mümkün olmadığı ama fiilen görüp yaşadığımız, ulaşılmaya çalışılan 'hedef' şu oldu.
Esad kalsın, Erdoğan gitsin!
Evet aynen böylesine acımasız bir proje bulduk karşımızda.
İsterseniz şöyle bir dönüp bakın.
2013 Mayıs ayı Amerika dönüşünden itibaren 15 Temmuz'a kadar yaşadıklarımız bu niyeti, bu projeyi bize açıkça göstermedi mi?
ABD, 2013 Mayıs'ından sonra Esad rejimini devirme fikrinden vazgeçip Türkiye'yi orta yerde bırakmakla kalmadı, başka bir projeyi daha hayata geçirmeye çalıştı.
Suriye'nin kuzeyinde bir PKK kuşağı projesi geliştirerek bunu Türkiye'ye karşı kullandı.
Bu proje Ankara'da vakitlice fark edildi tabi.
Ama yukarıda da sözünü ettiğim gibi buna mukabelede bulunacak olan TSK'yı Suriye için kımıldatabilmek bir türlü mümkün olmadı.
Suriye için ne zaman bir plan yapılıp kararlar alınsa, bu kararların uygulanması bir şekilde engellendi.
TSK içindeki FETÖ aklı, (belki buna diğer bazı 'akılların' katkısını da eklemek gerekir) başka enstrümanların kullanılmasına da izin vermedi.
Mesela, 2014 sonbaharında Kobani ateşi yanmaya başladığında, Ankara'da buraya PKK'dan önce Peşmerge'nin götürülmesi fikri geliştirildi.
Ancak Ordu içinden yükselen itirazlar nedeniyle 600 kadar Peşmerge'nin Kobani'yi PKK'dan önce girmesi bir şekilde engellendi.
“Prangalardan kurtulmak” tabiri zihninizde yerli yerine oturdu mu bilmiyorum.
Evet şimdi Başbakan Binali Yıldırım'ın dediği gibi 'Taarruz' dönemini yaşıyoruz.
Ama dikkatli ve uyanık olmak lazım.
Yeni yüzyılın bütün hesap kitap işlerini Türkiye'yi merkeze alarak yapan çevreler, “Hele Türklerin gazını bir alalım, sonra kaldığımız yerden devam edelim” diye düşünüyor olabilirler.
Hatta olabilirler demeyelim, bence kesin öyle düşünüyorlar.
O yüzden kendi göbeğimizi kendimiz keserek ilerlememizde fayda var.