28 Şubat davasında gözler Çevik Bir'de

28 Şubat dönemine ilişkin, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan 103 sanığın yargılandığı davaya devam edildi.

28 Şubat davasında gözler Çevik Bir'de

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görüşülen davanın 86. duruşmasına sanıklar Çevik Bir, Çetin Saner, Çetin Doğan, Alican Türk, Selman Yazıcı, Cemal Hakan Pelit, Lokman Ekinci, Ünal Akbulut, Ersin Yılmaz, Erkan Yaykır, Erol Özkasnak ile mağdurlar ve tarafların avukatları katıldı.

Davanın Geçmişi

Duruşma öncesi, 28 Şubat döneminde DYP Genel Başkanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevinde bulunması dolayısıyla üç kez tanık olarak dinlenmek üzere davetiye çıkardığı eski Başbakan Tansu Çiller’in, duruşmaya katılmayarak mazeret gönderdiği belirtildi.

Tanıklık için mahkemeye çağrılan REFAH-YOL Hükümeti’nin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın danışmanlığını yapan gazeteci İlnur Çevik’in de ABD’de olduğundan duruşmaya katılamayacağını bildirdiği kaydedildi.

Duruşmada, 28 Şubat döneminde partisi DYP’den istifa eden eski milletvekili Şamil Ayrım tanık olarak dinlendi. Ayrım, 28 Şubat döneminde istifasında herhangi bir kurum ya da kişinin etkili olmadığını belirterek, “Kendi irademle istifa ettim ve kimsenin tesiri olmamıştır. DYP üyesi olarak REFAH-YOL Hükümeti’ne güvenoyu verdim. Parti içerisinde de verilen görevleri yaptım.” dedi.

“Kendisine Kazım Karabekir’in milis kuvvetlerinin başı olan dedesinin adının verildiğini” belirten Ayrım, mağdur müşteki avukatlarının, “TSK’ya bağlılık anlatan bir serenatta bulundunuz, buna niye ihtiyaç duydunuz” sorusu üzerine şunu söyledi: “Ben ne demek istediğimi gayet iyi biliyorum. TSK’yı yıpratmayalım. Yurtdışında mücadele ediyor, moral vermemiz gerekir, bu herkesi görevidir.”

Müşteki avukatlarından Emrullah Beytar’ın, “Bir siyasetçi olarak, 28 Şubat döneminde sokakta tankların ne işi vardı, bilginiz var mı?” sorusu üzerine Ayrım, “Bir tarafta kapatma davası, bir tarafta istifalar. Onurlu, haysiyetli bir siyasetçi olarak bugün ülkede aynı şartlar olsa yine aynı kararı verirdim.” dedi.

Müşteki avukatlarının, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonunda, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’a baskı yapılmadığını belirtmesine tanık olmadığını belirten Ayrım, DYP milletvekili olarak REFAH-YOL Hükümeti’nin icraatlarından memnun olduğunu söyledi. Partisinden istifasında dış etkenlerin etkisinin olduğu iddiaları sorulan Ayrım, iddiaların doğru olmadığını söyledi.

Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Fevzi Türker’inin avukatı Aykanat Kaçmaz, “FETÖ’nün darbe girişiminin ardından firari olan ve geçen günlerde yakalanan eski savcı Mustafa Bilgili’nin iddianameyi hazırladığını” belirterek, “dava konusu iddianamenin FETÖ talimatıyla hazırlandığını” söyledi.

Sanıkların TSK’da yapılan istihbarat çalışmaları sonucunda yargılandıklarını savunan Kaçmaz, “Yapılan istihbarat çalışmaları sonucu işlemler yapıldı. Bu insanlar, işlemler yapıldığı için yargılanıyor. FETÖ’cülerin TSK’dan atılmaları bu insanlara suç olarak yöneltiliyor. O zaman gerekli tedbirler olmasa belki 15 Temmuz gecesi, 10 yıl önce yaşanacaktı. Başörtüsü mağdurlarının istismar edilerek, hazırlanan iddianame, örgüt talimatıyla yazılmış ‘şey’den başka bir şey değildir.” dedi.

“Bir dönem erişilmez, ulaşılmaz olan vaazları çoğaltılan, bürokratların, başbakanların, bakanların önünde eğildiği ‘Ne istediler de vermedik’ denildiği azılı bir terör örgütünün başkanı olduğu ortaya çıktı Gülen’in. Reşat Petek, bir televizyon programında AKP ve Gülen’in birbirine düşürülmek istendiğini söyledi. Bir dönem onun yanından olmak imtiyaz iken şimdi en azılı terör örgütünün başı sayılıyor. Oysa sanıklar o dönem ne dediyse bugün de aynı şeyi söylüyorlar.”

Kaçmaz konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Devlette devamlılık var deniyor evet ama iddianameyi yazan savcı bu örgütün üyesi çıktı. Bir suç örgütünün talimatıyla tanzim edilmiş bir iddianame var karşımızda. Bu durumda bu iddianame geçerli olamaz. Devlette devamlılık denilerek bu suç örgütünün yazısına kimse iddianame dememeli. Şöyle bir örnek vereyim; nasıl iki erkek kazara evlendirilir, mahkeme kararı bile olsa biz bu evliliğe evet diyebilir miyiz? Ya da şöyle bir farazi yapalım; terörist başı Öcalan’ın yazdığı bir iddianame olduğunu görsek, böyle bir şey ortaya çıksa devam edilir mi o iddianame üzerinden? Öcalan nasıl bir suç örgütünün lideriyse bunlar da diğer bir suç örgütünün mensubudur. Şimdi bu suç örgütünün iddianamesini, Anayasa Mahkemesi’ne göndermek Türk Yargısı’na hakaret olur. Bizler gerçek bir Cumhuriyet Savcısı’nın yazdığı iddianameyle aklanmak istiyoruz. Öncelikle görevsizlik kararı vermenizi ve dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne göndermenizi istiyoruz. Değilse de bu iddianameyi gerçek bir Cumhuriyet Savcısı’na gönderin yeniden hazırlansın.”

Sanıklardan Çetin Doğan’ın avukatı Hüseyin Ersöz “FETÖ /PDY Çatı davasının başladığını” hatırlatarak “bu davada Ergenekon, Balyoz, Kozmik oda araması gibi birçok olayın ele alındığını ve bunların FETÖ bağlantılı olduğunun ortaya konulduğunu” belirterek, bunların da göz önüne alınarak davanın seyrinin belirlenmesini istedi. Ersöz, “bu davaların TSK’nın biçimlendirilmesi ve FETÖ’ye karşı kişilerin TSK’dan tasfiyesinde kullanıldığını” söyledi.

Ersöz, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin Ergenekon davasında İlker Başbuğ’la ilgili AYM’de yargılama yapılması yönündeki kararını hatırlatarak burada da Genelkurmay Başkanı’nın ve Kuvvet Komutanları’nın yargılandığını dosyanın görev konusunun bir an önce açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Sanık avukatlarından Faik Kayacan bu davaya katılan müştekilerin 15 Temmuz’dan sonra KHK’yla yapılan ihraçlar kapsamında yer alıp almadığının ilgili kurumlara sorulmasını talep etti.

Çevik Bir’in avukatı Ümit Kara da “gerek iddianameyi hazırlayan savcının konumu gerek de sorgu ve mahkeme hakimlerinin büyük bölümünün FETÖ’ye üye olmaktan tutuklandığını ya da meslekten atıldıklarını” belirterek şunları söyledi:

“Bu dava FETÖ kumpas davasıdır. Burada özellikle dönemin Genelkurmay Başkanı dosyaya bilinçli olarak dahil edilmemiştir. Böylece BÇG’yi bir cunta yapılanması olarak göstermeye çalışılmıştır. Oysa ki BÇG hükümet direktiflerine istinaden Genelkurmay Başkanı’nı emriyle kurulmuştur. 28 Şubat davası, Ergenekon, Balyoz, Casusluk gibi TSK’yı yıpratma operasyonlarının devamıdır. Silahlı Kuvvetler, o dönemde 15 Temmuz’daki gibi hareket tarzı benimsememiş, en yüksek istişare organı olan MGK’da tavsiye niteliğindeki görüşlerini açıklamıştır. Batı Çalışma Grubu (BÇG), 28 Şubat’taki MGK’dan 41 gün sonra, dönemin Genelkurmay Başkanının emriyle kurulmuştur.”

Avukat Kara, “müştekilerden Tamer Tatar’ın eski bir FETÖ mensubu olduğunu ve iddianameyi hazırlayan savcının da FETÖ’den meslekten ihraç edildiğini” belirterek, kovuşturmanın sonlandırılmasını talep etti.

Sanıklardan eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın avukatı Erol Aras da “davanın başından itibaren yargılamanın Anayasa Mahkemesi’nde yapılması gerektiğini söylediğini” belirterek, “15 Temmuz, 1997’de alınan kararların ne kadar isabetli olduğunu ortaya koymuştur. Burada müvekkillerimizin hepsi yaşlı. Yeniden bir yargılama, sil baş yapılırsa süre çok uzayacak. Kimilerinin artık bu saatten sonra gelip ifade vermesinin bir kıymeti kalmamıştır. Dosyanın tamamlanıp, beraat kararı verilmesini istiyorum.” diye konuştu.

Sanık avukatlarından Akın Şenol ise yargılama aşamasında, “Genelkurmay Başkanlığı’ndan bilgi istendiğinde zorluklarla karşılaştıklarını” ileri sürerek, “Genelkurmay’a yapılan taleplerde direnç gösterilmişti. Evrakların bir dolap içerisinde bulunduğu söylenmişti. Delillerin toplanması aşamasında istenilen kurumlardaki kişilerin de aynı örgüte hizmet ettiklerini düşünüyorum.” değerlendirilmesinde bulundu.

Sanıklardan emekli Orgeneral Çetin Doğan, yaptığı savunmada, “BÇG’nin meşru bir zeminde hareket ettiğini” söyledi. BÇG’nin aldığı kararlara değinen Doğan, “O döneme ait olaylar FETÖ’yü hedef alan, yaptığı faaliyetlerle ilgili önlem alınmasını gerektiren kararlar, ilgili makamlara iletilmiştir. Gülen’in kayırıldığına dair belge, 72 sayfalık bir Gülen Raporu olduğu söyleniyor. Özetle beş sayfa bir rapor var. Burada Gülen’in zararlı ve takip edilmesi gereken birisi olduğu bu belgede de yazılıdır.” ifadelerini kullandı.

Darbe karşıtı olduğunu söyleyen Doğan, “Kimse kanaatlerle hareket etmesin, biz vatanperver insanlarız. 1980'den ve 1971 muhtırasından ders almış insanlarız. Daha önce de açıkladığım gibi cumhuriyeti korumak sadece bizim değil bütün vatandaşların asli görevidir.” dedi.

Sanıklardan emekli Orgeneral Çevik Bir de “iddianameyi hazırlayan savcının FETÖ’den tutuklandığını, iddianamenin FETÖ’nün talimatları doğrultusunda hazırlandığını” söyledi. Bir, “Sayın Çiller defalardır davet ediliyor fakat mağdur olarak bir defa ifade vermeye gelmedi. Dosyada Çiller’e ait olduğu iddia edilen ifadelerin sadece 2–3 sayfası Çiller’e aittir. Geri kalan kısmı savcı tarafından düzenlenmiştir.” ifadelerini kullandı.

“Kendisinin FETÖ elebaşı Gülen ile yakınlığı olduğuna dair söylemler olduğunu” belirten Bir, “Konu saptırılıyor, FETÖ ile ilgili ilk brifingi, 17 Ocak 1997'de Cumhurbaşkanına verdim. O takdimler iddianameye konulmamış. TSK, bu konuda 90'lı yıllardan itibaren çalışmaya başlamış ama bizim dönemimizde devlete duyurulmuştur, FETÖ tehlikesi. Yine FETÖ’nün okulların devri konusunda bana yazdığı mektup aleyhimizde kullanılmaya başlandı. Bu mektubu arzu ederseniz size takdim edebilirim ama siz de isterseniz bulabilirsiniz.” diye konuştu.

Müşteki gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak, “BÇG ve Fetullah Gülen yapılanmasını ABD’nin Türkiye’deki taşeronları” olarak nitelendirdi. “Amerika’nın Türkiye üzerinden İslam dünyasını dönüştürmeyi hedefleyen bir projeksiyon savaşı var.” değerlendirmesinde bulunan Dilipak, 28 Şubat’tan sonra kendisine bir CD geldiğini aktararak, şunları söyledi:

“Bu CD, Erbakan’a ulaşan CD’nin aynısı. Ben Erbakan’ın eski danışmanıyım, biliyorum. O toplantı GATA’daydı. Çevik Bir’in de sesi vardı. O zaman kim bunu kaydetti bilmiyorum. Kayıtta diyor ki ‘Eğer hükümet üzerimize gelirse ne yapacağız?’ Bunlar Gezi’de olduğu gibi bir halk ayaklanması planlıyorlardı. Hükümet üzerimize gelirse halkı sokağa çekelim konusu konuşuluyor. ‘Peki kontrol dışına çıkarsa ne olur?’ diyor içlerinden biri. Bir tanesi ‘Bu bir felaket olur’ diyor. Bir tanesi de ‘Gerekirse rejimi korumak için bunu göze almalıyız’ diyordu. Erbakan’a ulaşan kaset buydu.”

“Abdullah Çatlı’nın ölümünde de FETÖ’nün önünün açılmak istendiği” ileri süren Dilipak, “Çatlı, eğer medya, borsa Erbakan’a karşı harekete geçecek olsaydı arkadan dolanıp onlarla hesaplaşacaktı. Yani Susurluk da bunun bir parçasıydı. Fetullah Gülen’in önü açılacaktı, iktidara taşınacaktı. Ama BÇG, İslam’ın ılımlısına da karşıydı radikaline de.” dedi. Dilipak, “DEAŞ’ı kim örgütlüyorsa, İslamofobia’yı da FETÖ’yü de o örgütlüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Mahkeme Başkanı Şıngar, “28 Şubat’ta size ne yapıldı?” diye sordu. Dilipak “askerlerin hakkında yüzlerce dava açtığını, her şeyinin dağıtıldığını, sürekli tehdit edildiğini, çocuklarının okula gidemediğini” söyledi: “Bu zulmü yaptı bu zalimler.” dedi. “28 Şubat’ın baskılarından ötürü gelininin okuyamadığını, psikolojik baskı gördüğünü” aktaran Dilipak, suçluların cezalandırılmasını talep etti.

Dilipak’ın beyanlarından sonra soru-cevap bölümünde sanıklar ve avukatları ile Dilipak arasında şu diyaloglar yaşandı:

Erdal Ceylanoğlu: Benimle görüştüğünüzü söylediniz. Beni tanıyor musunuz?

Dilipak: Tanıdığımı söyleyemem.

Ceylanoğlu: İstanbul’da sizinle hangi toplantıya katılmışım?

Dilipak: İsim olarak karıştırmış olabilirim. Çok özür diliyorum, iki kere özür diliyorum. İnsan hata yapabilir.

Ceylanoğlu: Sizden şikayetçiyim.

Ümit Kara (Çevik Bir’in avukatı): Size bazı kasetlerin ulaştığını, bunda Yeditepe Üniversitesi’nde yapılan bir toplantıda Çevik Bir’in konuşmalarının olduğunu söylediniz. Gönderen kim, bu toplantı acaba Çevik Bir emekli olmadan önce mi sonra mı yapılmış?

Dilipak: Göndereni bilmiyorum. Postayla geldi. Bu toplantının yapıldığı üniversitenin yetkilileriyle görüştüm, oğlum da orada okuyordu.

Kara: Oğlunuz ne zaman okudu?

Dilipak: 1999–2000. Yani 28 Şubat’tan sonra.

Çevik Bir: Hangi tarihte böyle bir konuşma yapmışım.

Dilipak: Siz görevdeyken.

Çevik Bir: Yılını söyleyebilir misiniz?

Dilipak: Bakmam lazım.

Çevik Bir: Yeditepe’yle hiçbir ilişkim burada hiçbir konuşmam olmadı.

Çetin Doğan: Ergenekon davasında da müdahildiniz niye çekildiniz?

Dilipak: Ortadan kaldırılması planlanan 19 kişi arasında benim de adım vardı. Ancak oraya gidip orada bazı sanık ve avukatlarla konuştuktan sonra bu işin başka bir iş olduğunu görüp bir daha katılmadım. Çünkü bu bir FETÖ operasyonuydu. Kendisine itaat etmeyen unsurları tasfiye etmek istediği düşüncesine kapıldım. Ama herkesin suçsuz olduğuna da inanmıyorum.

Çetin Doğan: Demek FETÖ’cüler TSK’ya karşı bir kumpas kurdu. Peki 28 Şubat’ta da başta savcı olmak üzere çoğu FETÖ’cülükten tutuklandı ya da atıldı. Bu davadan hiç mi şüphelenmiyorsunuz?

Dilipak: Böyle bir kuşkum yok ama istisnalar olabilir, suçsuz olanlar olabilir. Ama ben suçsuz olduklarını düşünmüyorum.

Abdullah Kılıçarslan: Beni tanıyor musunuz?

Dilipak: Hatırlayamadım, hatırlatır mısınız?

Kılıçarslan: Ben Özel Kuvvetler’de çalıştım. Çuval olayında ABD Konsolosu’yla kavgada adım geçti. Benden özür dileyecek misiniz?

Mahkeme Başkanı: Otur, sormadan konuşuyorsun.

Kılıçarslan: Soru hakkımı engelleyemezsiniz.

Mahkeme Başkanı: Sor ne soracaksın. Duruşma düzenini bozuyorsun, şimdi ihtar veriyorum, bir dahakine atarım.

Dilipak’ın avukatı Bülent Demir: Abdullah Kılıçarslan’ın akli melekelerinin yerinde olup olmadığının anlaşılması için rapor alınmasını talep ediyorum.

Kılıçarslan: Ben de Dilipak’ın akli melekelerinin yerinde olup olmadığının anlaşılması için rapor alınmasını istiyorum.

Dilipak’ın beyanları sona erdikten sonra mağdur müşteki avukatları söz aldı.

Dilipak’ın avukatı Bülent Demir “86. Celsenin yapıldığını bugüne kadar sanıkların ve avukatların 15 Temmuz’a kadar Gülen’in adını anmadıklarını, birden FETÖ düşmanı kesildiklerini” belirterek,“FETÖ kumpası iddiasıyla dava sulandırılmaya çalışılıyor. Madem irticayla mücadele ediyordunuz, neden FETÖ’yü ıskaladınız? Beni attınız, onları neden atmadınız? Atıldılarsa neden 15 Temmuz vuku buldu” sorularını yöneltti.

Avukatlardan Cüneyt Toraman sahte delillerin ayıklanıp davanın devam ettirilmesi gerektiğini söyledi. Toraman, “FETÖ kumpasçıların şahı ancak 28 Şubat’ta yapılanlar bundan farklı değil ki. O dönem yapılanların tamamı kumpastı. O dönem yargı da yasama da işlemedi. Mahkeme savcısının işlediği suçlarla bağlı değiliz, olaylarla ilgiliyiz. Darbeyi teşebbüs ayrı bir suç. Hükümetin düşürülmesi ayrı bir suç bunların ayrılması lazım” dedi.

Müşteki avukatlarından Emrullah Beytar, “davanın örgüt kısmının yargılandığını, sivil kısmıyla ilgili bir yargılamanın yapılmadığını” belirterek, “Görevli mahkemenin burası olduğunu düşünüyorum ve sanık avukatlarının görevsizlik talebinin reddedilmesini istiyorum.” dedi.

Görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Levent Savaş, bir kısım sanıklar yönünden CMK 8 ve 11. maddelerinin dikkate alındığında bağlantı ve ayırma hususunun düşünülmesi gerektiğini belirtti. Savaş, geçerli kabul edilen iddianame ve buna bağlı görevsizlik kararı hakkında, şunları kaydetti:

“Dosyamızda, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının iddia edilen eylemlerinin örgütsel bağ iddiası, görevin kendisine kolaylık ve avantajla gerçekleştiğinin iddia edilmesi karşısında, Yüce Divan sıfatıyla yargılamasının Anayasa Mahkemesinde yapılması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 158/3 maddesinde mahkemeler-Anayasa Mahkemesi arasında görev uyuşmazlığında Anayasa Mahkemesinin kararının esas alınacağı hükme bağlamıştır.”

“Mahkeme, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarıyla ilgili suç tarihindeki iddialara bağlı olarak tefrik kararı verip dosyayı Anayasa Mahkemesine gönderebileceği gibi bağlantı iddiası karşısında iddianamenin sonuç bölümündeki düzenleme karşısında tüm sanıklar hakkında da dosyayı gönderebilir. Diğer hususlar, açıklama ve buna yönelik talepler mahkeme takdirindedir.”

Mağdur avukatlarından Namık Kemal Urhan da FETÖ Çatı iddianamesinin dosyaya getirilmesini belirterek şöyle konuştu:

“Buradaki sanıklar şunu desinler: Biz FETÖ’yle mücadele ettiğimizi sanıyorduk ama kendilerini gizleyip bize başkalarını attırdılar desinler eyvallah diyelim. Ama hala doğru yaptıklarını söylüyorlar. Desinler ki bizi de kandırdılar. Genelkurmay Başkanı’nın emir subayı bile onlardan çıktıysa bu örgütün ne kadar sinsi olduğunu gösteriyor. Yurtdışında FETÖ okulları en çok Ecevit döneminde açıldı. Kim diyebilir ki Ecevit FETÖ’cü? Ama adamın nasıl aklını çeldilerse okullar en çok onun döneminde açılmış. Bu örgüt BÇG’ye darbeyi yaptırmış kendi elemanlarını yerleştirmiş ve 15 Temmuz’a gelinmiştir.”

Avukatlardan Necip Kibar, “Tansu Çiller’in sürekli mazeret göstererek duruşmaya gelmediğini” belirterek, “Ancak 15 Temmuz’dan sonra birçok faaliyete katıldığını gördük. Gerekirse zorla getirilsin” dedi. Kibar, “eski milletvekillerinden Bahattin Şeker’in özel bir durumunun olduğunu, sonraki dönem yaptığı açıklamalardan tehdide maruz kaldığını, rüşvet teklif edildiğini ancak onurlu bir insan olduğu için kabul etmediğini anlattığını” hatırlatıp, “Ama sonrasında askerlik görevini yapmadığı için milletvekilliği düşürüldü. O yüzden Bahattin Şeker çağırılsın gerekirse o da zorla getirilsin” dedi.

Talep ve beyanların alınmasından sonra Cumhuriyet Savcısı mütalaasını verdi. Savcı Levent Salaş Balyoz’u onayan Yargıtay 9. Dairesi’nin kararı ile Ergenekon’u bozan 16. Ceza Dairesi’nin özellikle İlker Başbuğ’la ilgili bölümüne dikkat çekerek, “Yasal değişikliklerin yürürlüğe girmesinden sonra, tarafların iradesinden bağımsız olarak derhal yeni düzenlemenin gereğinin yapılması” diyerek davanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi yönünde görüş bildirdi. Savcı iddianamenin geçersizliğiyle ilgili talepleri mahkemenin takdirinde olduğunda bildirdi.

Mahkeme, verilen aradan sonra ara kararını açıkladı.

Gereği Düşünüldü…

28 Şubat döneminde DYP Genel Başkanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevinde bulunması dolayısıyla tanık olarak dinlenmek üzere daha önce davetiye çıkarılan Tansu Çiller’in yeniden çağrılmasına karar verildi. Çağrı kağıdında, Çiller’in gelecek duruşmada hazır olmadığı takdirde zorla getirileceğini dair ihtarda bulunulacak.

REFAH-YOL Hükümeti’nin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın danışmanlığını yapan gazeteci İlnur Çevik hakkında yeniden tanık sıfatıyla çağrılması için çağrı kağıdı çıkartıldı.

Bir kısım sanık avukatının, CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan’ın, tanık olarak dinlenmesi talebinin reddine karar veren mahkeme, Özkan’ın duruşma günü hazır olması durumunda dinlenebileceğini bildirdi.

Gülen’in sanık Çevik Bir’e gönderdiği belirtilen mektubu mahkemeye sunması için, Çevik Bir’e süre verildi.

Kamuoyunda “FETÖ/PDY Çatı Davası” olarak bilinen davadaki ana iddianamenin Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nden istenilmesine karar veren mahkeme, duruşmayı 22 Şubat 2017’ye erteledi.

Mahkeme görevsizlikle ilgili savcı mütalaası ve sanık avukatlarının talepleriyle ilgili kararını önümüzdeki celse açıklayacak.