YABANİ OTLAR VE İNSANLAR

Nuran Yıldız nuran@nuranyildiz.com

Batı modernizm anlayışı, çözüm önerilerinin her toplumsal duruma uygun olduğu iddiasındadır ve dışarıda kalan tüm alternatiflere kapalıdır.

Bugün küresel ölçekte yaşanan krizlerin kökeni, bu yok saymaya itirazın güçlü ülkeler/ ekonomiler tarafından manüple edilmesine dayanır.

Örneğin Çin’in küresel ekonomideki yükselişi aynı zamanda, Batı modernizmince yok sayılan tarihsel gücünü geri kazanma çabasıdır.

Her toplum için geçerli çözüm önerilerine dayanan Batı kültürü, Bauman’a göre kendisine benzemeyenlere müdahale etmek için kriterler oluşturur.

Batı modernizmi için tahmin edilemez, bilinemez bir durum olamaz. Her şey düzen içerisinde olmalıdır.

Ne var ki içinde bulunduğumuz zamanda her şey akışkan. “Doğru”nun, “hakikât”in ne olduğunu belirleyecek ölçütlerden mahrumuz.

Katı modernizme göre düzene ve kestirilebilirliğe karşı olan her şey ayıklanmalı ve uzaklaştırılmalıdır.

Bauman’ın meşhur metaforuyla bu ayıklamayı yapacak olan “bahçıvan devlet”tir.

“Bahçıvan devlet” mantığına göre, toplum bir bahçedir ve bu bahçede her bahçede olduğu gibi yabani / yabancı otlar bulunabilir. Bunları ayıklamak ve bahçenin düzenine uygun olanların yetişmesine çaba harcamak gereklidir.

Bahçedeki otların hangisinin zararlı, hangisinin yararlı olduğu ayrımı ise “bahçıvan”ın kriterine göre değişiklik gösterir.

Yabani otlar için öldürücü ilaç, bahçenin düzenine uygun olanlara ise gübreleme gerekir.

Böyle bir yaklaşım, kendisine benzemeyen herkesin “öteki”leşmesi, hoşnutsuzluk kaynağı olması, hoşgörülebilir düzeyde kaldığı sürece farklılığa izin verilmesi sonucunu doğurur.

Ancak. “Öteki”leri gettolara hapsetme, uzak ülkelere gönderme, yok etme, gözden uzak tutma, sınırları güçlendirme bugünün akışkanlığında mümkün değildir.

Akışkanlığı sağlayan ise Batının ürettiği dijital dünyanın, ulaşım olanaklarının ve insan hareketliliğinin sınırları aşması, gözden uzak olanı görünür kılmasıdır.

(“Batı” kendi teknolojik gelişimiyle kendi düzenini bozuyor diyebiliriz.)

Bu çerçeveden bakıldığında “Batı” için Filistin halkı, Gazze’de yaşayan insanlar yabani otlardır. Yok edilmesi gerekir.

İsrail davasında haklı olduğu için değil, yaşam biçimi/ kültürü olarak Batı’ya benzediği için destek görür. Bir zamanlar “getto”lara sıkıştırılmış, gaz odalarında yakılmış, bahçeden toplanmış yabani otların kendileri olduğu unutulur.

Kuran yakanlara izin verilip, İncil yakanları engellemenin altında da bu benzeşme vardır.

Avrupa ve ABD için Gazze üzerine atılan bombalar, yabani otları yok eden tarım ilacından başka bir şey değildir.

Gazze’de öldürülen çocuklar ise “çocuk” değil, sadece ayrık otudur, ne acı.

Batının Gazze’deki soykırıma sessizliği ve açıktan destek vermesinin temel mantığı budur.

Bu nedenle Ukrayna’da kıyameti kopardılar, Gazze’de katliamları onayladılar.

SİYASETEN ÖLMEK NE ACIKLI

Kılıçdaroğlu tarihin dehlizlerine gönderilirken kafamda silik bir anı belirdi.

Oran’daki huysuz Mehmet’in yeri olan Kalbur’da Kemal Bey, ben ve Gürsel Erol yemekteydik.

Grup başkan vekiliydi o zaman. CHP’nin geleceği üzerine kafa yormuştuk.

Başka bir anı belirdi sonra.

2010’da Genel Başkanlık odasında “CHP tabanına güven vermesi gerektiğini”, “Mustafa Kemal’e bağlılığı konusunda kimsenin şüphe duymaması gerektiğini” ve olağanüstü kurultayda “Mustafa Kemal ve 6 ok vurgusunun öne çıkması gerektiğini” anlatmıştım.

Kurultay günü ise salonda, usulen asılan bir Atatürk posteri dışında hiçbir görsel yoktu. Konuşması da ”CHP ilkeleri”ne uzaktı.

Siyasi bir figür olarak kendisi benim için o gün ölmüştü.

Sonrası “dürüst adam” ambalajlı “art niyetli adam”ın yol hikâyesi oldu.

“Hançer”den söz ederek veda etti ancak asıl hançeri, kendisi 2023 seçimlerinde çoğu Mustafa Kemal ve Türkiye düşmanı isimleri vekil yaparak CHP’nin sırtına saplamıştı.

Son kurultayında bir tek özeleştiri bile yapmadan üstelik kendi belirlediği delegeler tarafından siyaseten ölüler mezarlığında toprağa verildi.

İnsandır yenilebilir ama o onurlu bir yenilgiyi bile beceremedi.

ÖZGÜR ÖZEL’İN BENDEKİ KARŞILIĞI

Bir, kazandığı zaferi kendi hasletlerine değil Kemal Beyin berbat genel başkanlığına borçludur.

İki, minnacık bile liderlik kumaşı yoktur.

Üç, Kemal Bey cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklarken gözyaşlarına boğulacak kadar duygusaldır.

Dört, siyasi partiler ve parti disiplini açısından liderlik otoritesi eksiktir.

Beş, Kemal beyin karşısında kim olursa olsun kazanırdı fırsatını doğru değerlendirmiştir.

Altı, insanın yakasına kırmızı kurdela takası gelecek kadar da çalışkandır.

BENCE

-AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi adayı hakkında türlü anketlerde, çeşitli isimler yer alıyor.

Bence ismi ortaya atılanların hiçbiri aday yapılmayacak. Bilinen ama beklenmeyen biri olacak.

-Cumhuriyetin 100. Yılı için onlarca marş yapıldı. Bence iyi de oldu. Zaman kendi elemesini yapacak, geriye kalan da yüz yıl dillerimize dolanacak.

-İsrail’in, Gazze’yi aralıksız bombalamasının “rehineler teslim edilinceye kadar süreceği” gerekçesini dillendirmesi medyada sıkça yer alıyor.

Bu gerekçe, Gazze’yi yok etme planını akılcılaştırmak için uydurulmuş olmalı. Rehineler pekâlâ bombalanan ortamlarda olabilir.

Bence rehineler, İsrail’in umurunda bile değildir.

-Şanlıurfa’da 12 yaşındaki kız çocuğunu istismar eden 69 yaşındaki aşiret reisi serbest bırakılmış! Gerekçesi nedir bilemem.

Bildiğim, çocukları istismar eden herkesin bir daha gün yüzü göremeyecekleri cezalar almalarıdır. Bence ağır müebbet gerektirmelidir.

-İyi Partili bir vekilin istifa ederek AK Parti’ye geçmesine “Resmen vekil hediye ettik” tepkisi verilmiş.

Eğer herhangi bir partide kimin vekil olacağına, il teşkilatlarının devreden çıkarılıp lider ve etrafındaki üç beş kişi karar verirse sonuç böyle olur.

Bence başka partiye gidenler değil, onların aday yapılma süreçleri tartışılmalıdır.

-Dilan-Engin Polat çiftinin vergisiz kazanç konulu olaylar dizisini biliyoruz. İşte o dizinin bir yerinde çiftin birçok videolarında başrole koydukları ultra lüks otomobillerine el kondu.

Otomobiller Vatan Emniyet’i önünde sergilendi.

Bence bu sergilemenin altında büyük bir mesaj var ama bu mesaj kime bilemiyorum.

ANITKABİR ZİYARETLERİ

Atamıza sonsuz bir sevgiyle ve vefayla bağlıyız. Her önemli günde Anıtkabir’e akın ederiz.

Bu nedenle, ziyaretçi yoğunluğuyla ilgili Anıtkabir sorumlularının, ziyaretle ilgili olarak da bizlerin dikkat etmesi gereken noktalar var.

Önümüz 10 Kasım, yazmam şart.

Anıtkabir sorumluları;

Bir, 28 Ekim’de akşamüzeri Anıtkabir’i ziyarete kapatmak olacak şey değildi. Açılış saatini daha erken, kapanışı daha geç saate çekmek lazımdı.

İki, ziyaret zamanlama ve usulleri hakkında kamuoyunu bilgilendirici açıklamalar yapılmalı.

Daha özenli bir organizasyon, ziyaretçi protestolarını önleyecektir.

Anıtkabir’i ziyaret edeceklere not;

Bir, ziyaretinizi günün son saatlerine bırakmayın.

İki, anıt mezar ortamında olduğunuzu unutmayın.

Üç, mermer ortamda sesin yankı yapacağını düşünerek yüksek sesle konuşmaktan kaçının.

Dört, Ata’mız halkın mutlu olmasını ister ama Anıtkabir matem yeridir, unutmayın.

Beş, Ata’mızı çok sevmek, öne geçmek için koşmayı gerektirmez. Orada vakar yakışır bize.

Altı, giyim tarzınız O’na duyduğumuz saygıyı da yansıtsın.

Yedi, sadece lahtin olduğu kısmı değil O’nun kitap ve eşyalarının olduğu kısımları da ziyaret edin.

Sekiz, Ata’mızın gördüğümüz lahtin içinde değil, onun altındaki toprakta uyuduğunu bilin.

Dokuz, Anıtkabir’de fotoğraf çektirirken poz vermek değil hatıra önemlidir unutmayın.

DOYMA NOKTASI

Yaptığınız iş ne olursa olsun, çevrenizdekilerin bir doyma noktası olduğunu asla unutmayın.

O noktaya kadar size hoşgörü gösterilebilir ama onu aşınca bir duvara toslayabilirsiniz.

İstediğiniz kadar zengin, ünlü, şımarık olabilirsiniz ama çevrenizin doyma noktasını aştığınızda her zaman yaptığınız şeyler artık itiraz, antipatiyle karşılanır.

Misal;

Kerimcan Durmaz’ı hatırlayın. En ünlü, en çok kazanan fenomendi. Nereye gitse kapı kuyruk. Paraya para demezdi.

Bir gün cinsel organının fotoğrafını paylaştı ve o gün bitti. Özürler, üzüntüler işe yaramadı.

Dilan Polat da aylardır görgüsüzlükte, gösterişte zirveydi. Ne zaman ki televizyonda kahvesine altın tozu döktü o gün her şey tepetaklak oldu.

Halbuki altın tozu, en masum gösterişi sayılabilirdi gösteri denizinde.

Kılıçdaroğlu da 13 yıldır başarısızlıklar zinciri halinde CHP’yi yönetiyordu. Ne zaman ki Sadullah Ergin ve benzerlerini listelere koydu, örgüt için doyma noktasını aştı.

Daha çok örnek var.

Siz siz olun, küçük ya da büyük ölçekte ne yaşarsanız yaşayın karşınızdakilerin bir doyma noktası olduğunu asla unutmayın.

ALİ KOÇ’UN HAKKINI TESLİM

Ali Koç’u en çok eleştiren kişilerden biriyim. Elbette eleştirim onun iletişim tarzına yönelikti hep, ötesi beni ilgilendirmez.

O kadar çok eleştirdim ki, futboldaki ayyuka çıkmış yolsuzluklar karşısındaki dik duruşunda da hakkını teslim etmek isterim.

İlkesizlik üzerine yükselen, güçsüz olanın yok edildiği ülkem futbol düzeninde ilke mücadelesi vermek zor iştir, Ali Koç bu zor işe bodoslama dalıyor.

Elbette mücadelesini, daha hedef odaklı bir iletişim yöntemiyle yapsa daha iyi olur ancak mücadelesinde haklıdır.

AKLIMDA KALAN

Spor dünyamız ve kirlenmiş spor gazeteciliği: Hakem Hakan Ceylan ve eşi Leyla Ceyhan boşanma aşamasında. Leyla Hanım eşinin kendisini aldattığını iddia ediyor. Aldatılmış, gururu kırılmış biri kadar tehlikelisi yoktur. Leyla Hanım da eşiyle ilgili futbol dünyasını ilgilendiren pek çok suçu ortaya serdi. Anlattıkları arasında en çok dikkatimi çeken, eşi ve arkadaşlarının herkesin tanıdığı iki gazeteciyle işbirliği içerisinde haber yaptırmaları oldu. Her zaman dedim, diyeceğim sporda ahlâklı olmak için sadece sporcunun ahlâklı olması yetmiyor, spor camiası ile spor gazetecileri arasındaki kirli ilişkilerin de ortaya saçılması ve cezalandırılması gerekiyor.

Tüm yazılarını göster