SİYASET BU, OLUR BÖYLE ŞEYLER…

Listeler belli oldu. Partiler adaylarını açıkladı. İttifaklar somutlaştı. İddialar havalarda uçuşuyor. Eski defterler karıştırılıyor, şimdi birlikte olanların geçmişte birbirlerine yönelik sözleri birer cephane gibi savruluyor…

Listede yer almayı murat edip yer bulamayanlar, çağrı bekleyip çağrılmayanlar, aldıkları yerleri beğenmeyenler, adayları içlerine sindiremeyenler kısacası seçileni, seçilmeyeni, seçeni, seçmek istemeyeni ile hercümerç olmuş durumda ülke…

İşi en rahat olan parti MHP. Peşin satan gibi. Listelerini süresinden önce açıkladı. Kimse ile liste pazarlığına girmedi. Cumhur ittifakı dışında başka bir birlikteliğe meyletmedi. Listelerinde olağandışı bir değişikliğe de gitmedi. Adayları üzerinde herhangi bir gölge, şaibe, tartışma yok…

İkinci rahat parti ise AK Parti oldu. Üç dönem kuralını uyguladı. Deve dişi gibi adamlarını liste dışı bırakmaktan çekinmedi. Yetinmedi, milletvekillerinin önemli bir kısmını eledi, gençlere ve kadınlara daha fazla yer verdiği bir liste hazırladı. Listelerinde Hüdapar’a 4, DSP’ye 3 kontenjan ayırdı. Bunlardan kaçı seçilir kaçı seçilmez ayrı bir konu.

Ayrıca BBP ve YRP’nin kendi listeleri ile seçime girmesi uygun görüldü. Onlara da kontenjan verilmedi.

Bu iki partinin durumdan memnuniyeti var mı yok mu o da ayrı bir konu mamafih, ittifak içinde oldukları için baraj sorunları bulunmuyor. Artık kantara çıkmamış olmayacaklar, ağırlıkları ile ilgili tartışma da ortadan kalkacak…

Vatan Partisi ittifak içinde olmak istedi, hatta AK Parti listelerine girmeyi de arzu etti. O da uygun bulunmadı. Kendi başına girmesi tercih edildi. Sayın Perinçek biraz buruk ve eleştirel tavır takındıysa da görünen o ki, önemsenmiyor. Önemsendiği dönemler vardı. Cumhurbaşkanlığı adaylığı için imza toplamaya kalkışmasa ve 27 bin civarında imzada kalmasa idi muhtemeldir ki daha da önemsenirdi ama partisinin gücünü, potansiyelini bu şekilde ele vermiş oldu.

Şimdi eleştirilerin odağında CHP ve müttefikleri var. Saadet, Deva, Gelecek ve Demokrat Parti adaylarının CHP listelerinden gösterilmesi ile birlikte hem CHP’ye hem de bu partiden aday olanlara yönelik sert çıkışlar oluyor.

Iskalanan bir şey var, siyasetin pratik ve faydacı karakteri. Kazanmaya odaklı insanların dün söyledikleri ile bu gün yargılanmaları siyasette pek de doğal bir hadise değil. Rahmetli Demirel’in dediği gibi, dünkü güneşle bu günün çamaşırı kurutulamaz. İsimleri öne çıkararak, geçmişte bu isimlerin birbirlerine yönelik sözlerine takılarak mesafe kaydetmek mümkün değil. Gereği de yok. Çünkü o anda öyle gerekiyor ise öyle yapmışlardır, şimdi de bu türden bir davranış gerekiyorsa bu yapılıyordur.

Düşünün ki bir selamı ile Anadolu’yu ayağa kaldıracağını ilan eden eski Başbakan şimdiki genel başkan, daha birkaç ay öncesine kadar kendi namı, şanı, logosu ile seçime gireceğini iddia eden bir eski bakan şimdiki genel başkan, CHP ve İyi Parti için ağza alınmayacak sözler eden bir siyasetçi, milletvekili, Madımak olaylarının sorumlusu olarak itham edilen bir eski belediye başkanı şimdiki genel başkan, isimleri ve partileriyle CHP amblemi altında buluşabiliyorlar.

Elbette bunu tüm seçmenlere anlatmak mümkün değil. Hayatları boyunca belli ilkeler, prensipler dâhilinde ve hatta onlar için yaşamış insanların bu karmaşa içinde düşecekleri ruh halleri elbette çok sarsıcı olacaktır.

Ancak, kazanmaya odaklanmış yapıların bu ilkeleri tek tek hesaba katması, çok katı bir noktada durmasını beklemek de yanıltıcı olur.

Nitekim önce şöyle bir sarsılan seçmenin sonra bunu bir şekilde içselleştirme mekanizması kurduğu da görülüyor.

İyi Parti listeleri de bir hayli yenilenmiş görünüyor. Parti kuruluşunda var olan, geçmişte vekillik yapan, parti yönetiminde görev alan pek çok isim listelerde yer almıyor. Etkisi olur mu, olmaz mı bir şey demek kolay değil. İstifalar, ağır ithamlar, listelerden çekilmeler yok değil… Ama İyi Parti bence CHP’ye göre bu liste aşamasını daha az hasarlı atlatacak gibi duruyor.

Tüm yazılarını göster