NATO ve Büyükelçi (E) Tacan İldem'in raporu

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarının üçüncü ayındayız. Ne zaman ve nasıl biteceği de meçhul. Şu var ki, Rusya’ya ilk günlerde vehmedilen güce ilişkin tüm dünyada ciddi bir sorgulama süreci başladı. Hatta Ukrayna Batı’nın desteği ile Rusya’yı kazandığı mevzilerden çıkarmaya da muvaffak oluyor. Savaştır bu, sonucunu önceden tayin mümkün değil, ancak ilk günlerde söylediğim ve temenni ettiğim gibi inşallah Rusya büyük bir hezimete uğrar ve yenilir.

Rus yayılmacılığı iki yüz yıldır tarafsız konumdaki İsveç’i ve yetmiş yıldan fazladır tarafsız konumdaki Finlandiya’yı panikletti. Şimdi ikisi de NATO üyesi olmak istiyorlar. NATO’nun açık kapı politikası var, genişlemeye müsait. Buraya kadar normal. Ancak NATO’nun genişlemesinin nasıl olacağı kurucu belge niteliğindeki Washington Antlaşmasının 10. Maddesinde tarif edilmiş: “Taraflar, bu Antlaşmanın ilkelerini geliştirebilecek ve Kuzey Atlantik Bölgesinin güvenliğine katkı yapacak durumda olan herhangi bir Avrupa devletini bu Antlaşma’ya katılmaya oy birliğiyle davet edebilirler. Davet edilen Devlet katılım belgesini Amerika Birleşik Devletler Hükümeti’ne (Antlaşma Washington’da imzalandığı için depozitor devlet sıfatıyla) vererek bu Antlaşmaya taraf olabilir. ABD Hükümeti aldığı her bir katılma belgesinden tüm Tarafları haberdar edecektir.”

Bitti mi peki, hayır, başvuruyu yapan ülkenin/ülkelerin NATO’ya katılıma davet edilmeleri, müzakere edilip sonuçlandırılacak Katılım Protokolünün imzalandıktan sonra her bir üye ülkenin iç hukuk yollarını (genellikle Parlamentoların onay süreçlerini) tamamlaması sonunda üyeliğin kesinleşip tüm haklardan yararlanacakları (kolektif savunmaya dair güvenlik garantisi niteliğindeki Antlaşmanın 5. Maddesinden yararlanmak  dâhil) bir aşamaya ulaşılması mümkündür.

Yani, mevcut NATO ülkelerinden biri bile hayır dese asla üye olamıyor…

Türkiye her iki ülkeye de “hayır” deme çizgisinde. İkisinin de Türkiye’ye yönelik günah galerileri bir hayli dolu. Hatta düşmanlık noktasında dense yeridir. Bunları şimdi burada sıralama gereği hissetmiyorum bile, çünkü her gün gazetelerde manşet…

Elime EDAM adlı Düşünce Kuruluşu’nca yayınlanan Başkanları Emekli Büyükelçi Tacan İldem’in kaleme aldığı bir rapor geçti, okudum ve hayretler içinde kaldım. Sayın İldem’in eski görevleri arasında “NATO Genel Sekreter Yardımcısı, Türkiye’nin NATO nezdinde Daimi Temsilcisi” gibi çok önemli vazifeler de var… Dolayısıyla yazmış olduğu rapor ve fikirleri mutlak suretle önemli.

“FİNLANDİYA VE İSVEÇ’İN NATO’YA OLASI ÜYELİK BAŞVURULARI VE TÜRKİYE’NİN TUTUMU” başlıklı raporunun sonunda Sayın Emekli Büyükelçi’nin yaklaşımı fevkalade şok edici...

“… Finlandiya ve İsveç’in üyelik başvurusuna Türkiye’nin nasıl yaklaşacağına dair şu an için resmi bir tutum açıklaması mevcut değilse ve olası tutum bilinmiyorsa da şimdiye kadar söylem ve eylemle ortaya konmuş ilkesel tutumun bir gereği olarak bu üyelik başvurularını da desteklemesi beklenebilir. Bu anlayışla, Türkiye’nin, bu konuda karar verecek olanın iki egemen ülke olduğunun bilinci içinde bu karara saygı duymasını ve NATO içindeki danışmalarda ve karar aşamasında iki ülkenin üyelik başvurusunu desteklemesini beklemek yanlış olmayacaktır. Böyle bir tutum esasen tutarlılığın da bir gereği olacaktır. Finlandiya ve İsveç’in üyelik başvurusu gerçekleşirse, Türkiye’nin terörle mücadele başta olmak üzere kendi güvenliğini doğrudan ilgilendiren konulardaki görüş ve beklentileri doğrultusunda anılan ülkelerin duyarlı kılınmasına uygun girişimlerle çalışması tabiatıyla yerinde olacaktır. Ancak mevcut konjonktürde bunun veto tehdidiyle bir pazarlığa dönüştürülmesinden kaçınılması gerekir.”

Onlar yani NATO’ya girmek isteyen İsveç ve Finlandiya iki egemen devlet de Türkiye nedir? Neden Türkiye onların NATO’ya katılma isteklerini saygıyla karşılayıp da “evet” diyecek? Bu kadar hasmane yaklaşan ve her terörist faaliyetin arkasında yer almayı kendilerine vazife edinen bu iki ülkeye “evet” demesinin Türkiye’ye katkısı ne olacak?

İsveç ve Finlandiya NATO’ya katılarak kendilerini her türlü güvenlik tehdidinden uzaklaştırırken, ittifak içinde yer aldığı Türkiye’ye düşmanlığa devam edecek ve biz de buna göz mü yumacağız?

Sayın Tacan İldem meseleye nereden bakmaktadır? Kimin yararı vardır bu yaklaşımda? Başında bulunduğu EDAM kimin hak ve menfaatlerini savunmaktadır?

Her zaman diplomasinin diplomatlar eliyle yürütülmesini arzu eden birisiyim yazdıklarım gözden geçirilirse bu görülebilir. Ancak diplomasi profesyonellerimizin de olayı Ankara ekseninde görmesi, Türkiye’nin hak ve menfaatleri çerçevesinde ele alması gerekmez mi?

Tüm yazılarını göster