Kadın cinayetleri kadın katliamına dönüştü!

Artık bu kadın katliamlarının hiçbir mazereti, hiçbir gerekçesi kalmadı. Türkiye, vicdan sahibi bir toplum olarak, kadına yönelik şiddeti ve katliamları meşru gösteren değer yargılarıyla yüzleşmek zorunda. Kadın cinayetlerinin nedeni ne olursa olsun, dinen bir meşruiyeti yoktur. Hukuken zaten asla ve kat’a meşruiyeti olamaz. Geriye ne kalıyor? Geleneklerin şekillendirdiği ilkel, içi boş ve zalim kültürel değer yargıları. Toplum olarak, kültürümüzün içinde yeralan bu barbar, aşağılayıcı ve o oranda utanç verici, sözüm ona değer yargılarıyla hesaplaşmak zorundayız.

Basit bir soru sormak istiyorum: Kadın denilince aklınıza kadının insan kimliği mi geliyor, yoksa karşı cinsin temsili olarak dişi kimliği mi? Bu soruya verdiğimiz yanıtlar, esasen ne olduğumuzu, kim olduğumuzu, kadına hangi gözlerle baktığımızı belirliyor. Eğer kadın denildiğinde aklımıza “kadın herşeyden önce bir insandır” imgesi geliyorsa; biz ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı insan kategorisindeyiz. Yok eğer kadın denilince aklımıza hemen cinsellik, erotizm, dişilik gibi imgeler geliyorsa emin olun hasta bir ruhsal ve bedensel kişiyi temsil ediyoruz demektir.

Kadın, herşeyden önce ve herşeyden öte ve herşeye rağmen, önce insandır. Üstüne üstlük yapılan bilimsel araştırmalara göre kadının insani özellik ve nitelikleri erkekten çok daha baskın ve çok daha belirgindir. Mesela, zeka kapasitesi açısından kadınların erkeklerden çok daha ileri olduğu biliniyor. Mesela, ahlaki bakımdan kadınların erkeklerden çok daha fazla tutarlı oldukları bir gerçek. Mesela, yetenek bakımından kadınların erkeklere rağmen çok becerikli ve çok yönlü oldukları da bir sır değil. Listeyi uzatabilirim. Derdim, kadın erkek arasındaki farklılıkları ortaya çıkarmak değildir. Benim derdim, erkek ve kadının eşit olduğunun altını çizmektir.

Eğer kadın ve erkek insani özellikleri bakımından eşit iki cins ise, cinslerden birinin öteki üzerinde baskı kurmasına izin verilemez; bu baskının sistematik bir tahakküme dönüşmesine seyirci kalınamaz ve bu tahakkümden kadın katliamlarına varan bir meşruiyet devşirilemez.

Durum bu iken, ülkemizde kadınları katleden erkeklerin ileri sürdükleri, sözüm ona meşru, gerekçeleri nelerdir? En yaygın gerekçenin namus olduğu hep söylene gelmiştir. Peki ama namus sadece erkeklerin tekelinde olan bir kavram mıdır? Namustan sadece erkekler mi sorumludur? Evlilik birliği ile, namus kavramı ortak bir aile değerine dönüşmüyor mu? Neden erkekler kendilerini namusun biricik temsilcisi olarak ilan edip, bu değer yargısından aldıkları güçle cinayet bile işleyebiliyorlar? Eğer hayat müşterekse, namus da müşterektir. Namus ihlalinin cezası asla ve kat’a cinayet olamaz.

Bu meselenin esasında, merkezde yeralan namus kavramı, daha çok bir gerçek değil de erkeklerin cinayet sonrası büyük cezalardan kurtulmak için arkasına saklandıkları bir şal gibi. Yargıya malolmuş yüzlerce kadın cinayetinde erkeklerin ileri sürdüğü en temel gerekçe “namusumu temizledim” ifadesi olmasına rağmen, yargılama sonucunda bir çok mahkeme kararı gösteriyor ki, olay hiç de erkeklerin ileri sürdüğü gibi namus cinayeti değil. Basit ailevi anlaşmazlıklardan kaynaklanan sorunlar, erkeğin kendini kontrol edememesi sonucu katletmek ile sonuçlanıyor.

Bu durum gösteriyor ki, kadın hem hayatından oluyor, hem de iğrenç bir iftiranın kurbanı haline geliyor. Hem katlet hem de iftira at. Bu mudur yani? Bu mu bizim erkeklik dediğimiz kavram?

Hayır, bin kez hayır. Kadını katleden onun hayatına son veren erkek aslında toplumun en ezik, en sefil yaratığıdır. Kadın cinayetlerine baktığımızda karşımıza çıkan erkek profili, duygusal olarak gelişmemiş, insani bakımdan olgunlaşmamış erkek tipidir. Canavarca duygularla hareket eden bu guruh, gözünü kırpmadan eşini öldürdüğü gibi, aynı duygularla hiç tereddüt etmeden evlatlarına bile kıyabiliyorlar.

Erkeğin toplumda egemen olması bu cinayetlerin sosyolojik birincil nedenidir. Çünkü erkek egemen toplumda erkeğin her kusuru ve hatalı davranışı genellikle hoşgörü ile karşılanıyor ve son tahlilde tolere ediliyor.

Bir de buna yasal olarak cinayet sonrası yargılama süreçlerinde görülen keyfi ‘’iyi hal’’ indirimleri, adeta bu cinayetleri teşvik ediyor. Ne demek iyi hal? Bir insanın canına kıyan biri sırf mahkemede kravat taktı diye nasıl olur da iyi hal indiriminden yararlanabilir? Bu durum kabul edilemez ve hemen hiç vakit geçirmeden yasal olarak bazı düzenlemeler yapılmalı ve bu utanç verici uygulamaya son verilmelidir.

İnsanlar nasıl anlaşarak evlenmeye karar veriyorlarsa aynı şekilde anlaşarak ayrılma haklarını da kullanmalıdırlar. Ayrılmak isteyen bir kadın bunu hayatıyla ödememelidir. Herkesin yaşama hakkı anayasanın güvencesi altındadır ve bu güvencenin garantörü de devlettir.

Tüm yazılarını göster